Archive Page 2

02
Eki
11

Bacı Sistemi…

Dünya üzerindeki düzeni değiştirecek bir sistemdir aslında… Bir gün kankalarınızdan biri kapıdan içeri girer ve Ayşe/Fatma sizin bacınızdır der -O an dünya durmuştur- ve sizin o kıza herhangi bir meyiliniz olmamanızı, varsa bile içinizde tutmanız gerektiğini söyleyen bir sözdür. Bunu Beyonce için bile söylese kimse Beyonce’a yan gözle bakmaz. Gece kurulan düşlerde bile Beyonce anca size düşte yapacağınız şey için size kız ayarlayan kızdan öteye gidemez. Bacınızdır sözcüğü aynı zamanda sihirli bir sözcüktür… Bu laf hangi kıza söylenirse o kız bir anda çirkinleşir ve libidonun taramalarda es geçildiği görülür,vücut ona karşı hiçbir tepki veremez hale gelir. Kızı görünce hiçbir dürtü sizi dürtemez çünkü artık sizin bacınızdır ne de olsa değil mi ? Bu aslında çocuklarda ilk ben söyledim, ilk ben gördüm sözlerinin gelişmişidir… 5-15 yaşlarında sihiri kapan gelecek yaşlarında daha etkili bir silahla saldırır. Mesela arabaya binerken kim “ön koltuk benim” diye söylerse onundur, bu kurala karşı koyamazsınız. her ne kadar “ama ben çok istiyordum” desenizde nafiledir ilk siz söylemeniz yeterlidir, bacılık sisteminde de aslında aynısı geçerlidir, kim ilk önce o kız için “bacınızdır” derse, o kız o grupta içinde ilk söyleyen kişinindir ! (kız istese de istemese de). bu bacılık sistemi ne aşklar köreltmiştir ne aşkları çooook ileri bir tarihe ertelemiştir. Hatta bu kelime o kadar güçlü bir kelimedir ki aşkı bile öldürebilir. Bacmıza aşık olmamamız gerektiğini bilenler bacınızdır denen kişiye o sihirli laf söylendikten sonra sihrin etkisinden çıkamazlar ve içlerindeki aşk ateşine itfaiye arazözü ile saldırıp söndürürler ve sihirli sözün etkileri bununlada bitmez bacınızdır denen kişiyi dış unsurlardan korumak için koruyucu bir tavır içine girenlerde görülmüştür. Sonuçlarını tabi ki kimse düşünmez, kimse sorgulamaz, olur ya da olmaz ama sihirli sözcükler söylenince dünya durur… İşin garip tarafı gördüklerime dayanarak bu sihirli sözler 40 yaşına kadar insanları etkileyebilir hatta ve hatta ilkel toplumlarda 50 yaşa kadar etkili olduğu görülmüştür…

Albert Schweitzer demiş ki: “Vazife duygusu, en büyük terbiyeci güçtür.”

02
Ağu
11

Katil Aileler Toplum Bilincini Öldürdüler…

Toplumumuzun bilinci bitkisel hayatta… Artık hiçbir şeye tepki vermez olduk… Bize dokunmayan yılan bin yaşasıncılık aldı başını gitti… Dünyamızda birşeyler oluyor herkes kendine göre “o niye oldu bu, niye oldu” diye soruyor ama onun olmaması için hiçbirşey yapmıyor… Bunu galiba ailelerimizden öğrendik… Onların korumacı tavrı ve evlenene kadar aynı evde 30 – 40 yaşına kadar beraber yaşama biçimi yaptı bunu… Kimse biraz sıkıntı çekmek istemedi, özgürlüklerini elde etmek, kendi evlerinde kendi kuralları olacağını bile bile konfora sattılar özgürlüklerini… Tek istekleri çamaşırları yıkansın ütülensin, önlerine yemek konulsun idi. Götü sağlama almak için çıkmadılar annelerinin babalarının sözünden… Onlar karar verdi hangi okulu okuyacağına, onlar karar verdi hangi işe gireceğine hatta onlar karar verdi kimle evleneceğine ve nerede oturacağına… Benim bir sözüm vardır ve hep kendime tekrarlarım “Birinden bir şey (para – meta) alıyorsan, aldığın kişilerin senin hayatın üzerinde söz söyleme hakkına sahiptir” diye… Babanızda araba almak için para isteseniz, “onu alma şu modeli al öyle veririm” diyebilir, en basitinden 2 kıyafet almak için para alsan “kızım mini etek alma” diyebilir ve siz almazsınız… alamazsınız… Skerler… Aslında gelmek istediğim noktadan uzaklaşıyor gibi görünsemde aslında tam o noktanın üzerindeyim… Bir insan daha ne alacağının bile kararını kendi kendine veremiyorken, ondan nasıl bir toplum bilinci oluşturmasını bekleriz… Neredeyse 35 yaşında kendi hayatını kuruyor bu insanlar… Kendi kararlarını almayı bu yaşta öğrenmeye başlıyorlar ve bu yaşta başlarsan hata yapmadığın için şimdiye kadar doğru karar da veremezsin ya da doğru olup olmadığını bile anlayamazsın… Devamlı korumacı ailelerle yetiştiğimiz için bu hallere düşüyoruz… Bir insanın özgürlüğünü elde etmesi bu kadar zaman almamalı… Koruyucu ailenin diğer neden olduğu şey ise “Kıymet bilmememizi” sağlıyor aslında… Kendi paramızı kazansak bile o evde rahat içinde yaşadığımız için, paranın kıymetide düşük oluyor, nede olsa ne kira, ne elektrik, ne doğalgaz ya da su parası ödenmiyor, zaten bunlar ödense eline birşey kalmaz ve kazandığı para kıymetli olur… O yüzden malımızın değerini bilmiyoruz… O yüzden Benzine yapılan zamları sallamıyoruz, ekmeğe yapılan, telefon ücretlerine yapılan zamları sallamıyoruz… o yüzden sokaklara dökülmemiz gerekirken kendi meramızda kaval dinliyoruz… Tamam çocuklar aileler için çok önemli ama fazla korumacı tavır bir gün hepimiz tehdit edecek… Toplum bilinci yok olacak ve bizi ne denirse inanacaz, ne denirse yapacaz… Robotlaşma ve yozlaşma beraber olacak ve o koruduğunuz çocuklarınız dünya üzerinde bir hiç olacak…

Somerset Maugham Demiş ki : “Eğer bir millet herhangi bir şeyi özgürlükten daha değerli görürse, özgürlüğünü kaybeder; ve komik olan şu ki daha değerli gördüğü rahatlık veya paraysa, onu da kaybeder. “

14
Tem
11

Bir Çift Çorap…

Size bugün çok sevdiğim bir hikayeyi anlatacam… Hikayemiz Şöyle Başlıyor…

 *Ölüm döşeğinde bir adam varmış. Çocuklarını son nefesi öncesi çağırmış ve konuşmaya başlamış… “Çocuklar mirasımı size pay ettim rahat edebilirsiniz… Kenara bıraktığım bu zarfın içinde ve size bir mektup yazdım ben öldükten sonra açın okuyun ” demiş ama “sizden tek bir isteğim var, ben öldükten sonra beni en sevdiğim çoraplarımla gömün ” demiş… Çocuklar “baba olur mu öyle şey” dese de adam ısrarcı olmuş son isteğinde ve ertesi günde son nefesini vermiş. Çocukları Cami hocasına “Babam en sevdiği çoraplarla gömülmek istiyordu” deseler de hoca “Dinimizde sadece kefenle gömülebilirsin uygun değil öyle birşey, öyle gömemeyiz” demiş… Çocuklar ne kadar ısrarcı olsa da hoca öyle gömülmesine müsade etmemiş… Neyse babalarını gömdükten sonra eve dönen çocuklar zarfı bulmuşlar ve açmışlar. Bir kağıtta mirasın payı diğer kağıtta ise çocuklara bıraktığı kısa mektup varmış… mektupta sadece şöyle yazıyormuş “Bakın gördünüz mü bir çift çorap bile götüremedim öbür tarafa, Dünya Malı Dünya ya !”

Aslında bundan sonra yazılacak çok şey yok ama iki çift kelamımı mazur görün… Bir çift çorabı bile öbür tarafa götüremiyorken bu kadar mal isteği neden… iphone mayfone ( temsilidir ) alana kadar o parayla tatile çıkın emin olun tanıştığınız farklı insanların, gördüğünüz değişik kültürlerin, yediğiniz değişik şeylerin size katacağı şey o cihazdan çok daha fazladır… Biraz maceracı olun, hayattan alınacak çok keyif var, paranızı harcarken hayatınıza harcayın, başkalarının düşüncelerini düşünmeden yaşayın… Keyfini çıkartacağınız çok az vaktiniz kaldı… Unutmayın !

Yazar demiş ki : “Önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır…”

Not : Fotoğraf  Uğur Doyduk Tarafından Çekilmiştir….

11
Tem
11

Sosyal Medya & Sex

Biliyor musunuz sosyal medya da çok takılırsanız sex hayatınız olmaz… Oradan hatun düşüremezsiniz eğer yakışıklı ya da ağzınız laf yapmıyorsa,  erkek arkadaş  bulamazsınız eğer gerçekten güzel olmazsanız… Yanı gerçek dünyanın gerçek kuralları sosyal medyada da geçerli… Uuuu ne ateşli parti, uuu uçuyoruz yok kopuyoruz diye feed girebilirsiniz ya da twit atabilirsiniz hatta facebook status yazabilirsiniz ama o parti gerçekten ateşli olsa siz elinize telefonu bile almazsınız… Telefondan twit atmak aklınıza bile gelmez… ya süper bir oğlanla bir köşede flörtleşiyor olursunuz, ya süper bir kızla kafası iyiyken süper bir şarkı eşliğinde dansediyor olursunuz… ama bunları yapmıyorsanız sıkılmışsınız…  işte o zaman alırsınız elinize telefonu status güncellemesi yaparsınız. Siz hiçbir sosyal hayatı olmama yolunda ilerleyen bir sosyal medya (asosyal medya) taraftarısınız… Hazır sokaklardayken sosyalleşmeye bakınçünkü görebileceğiniz yegane insanlar oradakiler, en azından sanal görüntüler altına saklanmış sanal hayatlar değiller. Hayatınızın bir kısmını koyduğunuz fotoğrafları karşı cinse beğendirmekle, diğer bir kısmını aldığınız ürünlerle hava atmayla, bir kısmınıda havalı yerlerde check in etmeyle harcıyorsunuz… Bunlar ben güçlüyüm, ben çekiciyim, ben entellektüelim demenin Türkçe halleri. Bir ara Like Nightlar vardı… İnsanlar gider sosyal medya da gördükleri insanlarla orada kaynaşırlardı… En azından bir sokak etkinliğiydi… Bunun gibi aksiyonlar özlenmiyor değil… Yine tıkılındı bilgisayarların başına. Buradan yanlış anlaşılmasın Sosyal medyayı kötüleme gibi bir düşüncem yok, onu kötü kullanan bizleriz, aslında kötü demeyelimde gereğinden fazla diyelim… Hayatımıza hergün yeni bir sistem giriyor Google+ gibi ve tartışmalar alevleniyor ilk G+ FF yi öldürecekmiş ondan sonra Facebook’u indirecekmiş diye… Kapanan kapanacak ama siz yine burada olacaksınız sadece bir sistemden diğer bir sisteme taşınacaksınız tanıdıklarınızla… Yine Sex yapamayacaksınız… Yine sex yapamayacaksınız eğer sokağa çıkıp iki üç insanla tanışmadan geceleri çılgınlar gibi eğlenmeden sarhoş olmadan ve “Birbirine Dokunmadan”… Asla…

Cenap Şehabeddin demiş ki : “Karnı açlardan çok, kalbi açlara acırım.”

09
Tem
11

Testereli Dilenci !!!

Yıllardan 2006 ya da 2007 bir yaz günü sıçaktan gebermiş şekilde çalışma bölgemdeki bir hastanenin arkasına gölgeye arabayı çektim, serinliğin keyfini çıkarıyorum, elimde soğuk bir içecek arabanın koltuğu geriye doğru yaslanmış, camdan arada gelen hafif esinti… Saat 2 sularıydı ben yatış yaparken sırtında motorlu testereli bir adam yanıma yanaştı…

“Abi memleketten buraya iş yapmaya geldim” dedi testereyi göstererek,

“Buralarda bahçe işleri yapıyorum ama bir süredir bulamadım AÇIM” Dedi…

Adamın şöyle bir tipine baktım, temiz yüzlü, üstü başı kirlenmiş, sırtında en az 10kg gelecek kocaman bir motorlu testere… Arabamın kültablasında bulunan bozukları son kuruşuna kadar adama verdim üstümde zaten başka bozuk yoktu. Adam alırken o kadar çok utandı ki, bende üstüne sigara ikram ettim ona, 2-3 tane aldı sonra yavaş yavaş gözden uzaklaştı ve beni benimle baş başa bıraktı. Aklımdan binlerce şey geçiriyordum aslında… Normalde dilencilere para vermem ama adam beni etkilemişti. Kendi kendime dedim “Ne kadar çok ihtiyacı var ki, gelip hiç tanımadığı birinden birşeyler isteyecek kadar çaresiz ve muhtaç olabiliyor” “Nasıl bir çaresizliktir bu !!!” Bense arabada oturmuşum, sıcaktan işimi biraz aksatıp keyif yapıyorum ve tek derdim olan sıcaktan kendimce kaçıyordum… Bu adam beni çok etkilemişti “Muhtaç olma” durumu beni garip yapmıştı aklımdan o kadar çok düşünce geçiyorduki, tam bir düşünce fırtınasıydı… O zamanlar ki sevgilimle birgün yemeğe çıkmıştık ve bu adam geldi aklıma… Bir restorantın bahçe tarafında oturmuş yemeklerimizi yerken bir taraftanda muhabbet ederken, başımdan geçen bu olayı ona anlatıyorum… “Bak dünyada ne muhtaç insanlar var !” “Adam ne kadar acıkmış ki böyle birşey yapıyor”, “Testerede ağır dilenci olsa neden taşısın” derken yemek yediğimiz, restorantın bahçesinde oturduğumuz yer yürüyüş yolunun hemen yanındaydı ve bu herif çıkp gelmesin mi “Abi memleketten buraya iş yapmaya geldim” dedi testereyi göstererek… bu olay olalı 2-3 ay olmuştu herif aynı numarayı yaparak geziyordu, o anda adamın suratına yapıştırmak geldi… Benim acıma duygumu kullanmıştı ki pek acıma duygum yoktur ama inanmıştım ben bu adam…. Hem de sevgilime bak nasıl muhtaç insanlar var diye bu adamı anlatırken bu herifin çıkıp gelmesi bana bir işaretti…  Bundan sonra yardım edeceğim kişiye ben karar verecem birine acıdım diye para istedi diye vermek istemiyordum… Kandırılmıştım, güven duygularımla oynanmıştı… Sinir bozucuydu… “Ben seni tanıyorum aynı boku başka yerdede yemiştin, şimdi sktir git” deyip adamı kovdum ama kandırımmak 3-5 tl için bile olsa kötü bişeydi…

Gabriel García Márquez demiş ki “Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.”

30
Haz
11

İlk Defa Taylandda Gördüklerim…

Bunları nasıl sıralayacağımı hiç bilemedim Karma karışık bir şekilde verecem…

*Biraya buz atmak : Adamlar Biraya Buz Atıyore yaw… İlk önce anlayamadım, buranın Hong Thong diye bir Rom’u var o zannettim ama bira olduğunu görünce kafayı sıyırdım… Genelde Thaililer yapıyor olsada Bir Almanıda böyle Buzlu Bira içerken iğrenerek izledim…

*Redbull Bira : Bunu sadece 1 Thailide gördüm yaygın olmadığını umuyorum…

*Zehir gibi acı : Bu hani bizi adananalılar acı yiyor, yok diyarbakırın acısı falan demeyin… Tüm Doğu Anadoluyu toplayın, işte orada yenen acıyı burada adamlar BİR (Rakamla 1) günde yiyorlar.. Kızın çorbasına koyduğu acı yan masadan benim gözümü yakıyor… Bangkokta yanlışlıkla denedim, başım döndü lan o nasıl birşey… Bu insanlar kendilerine neden bu kadar acı çektiriyor… Acı koymadan yiyemiyorlarmış… Ohaaa… :D

*Herşeyin Micro boyu : Herşeyin ama herşeyin micro boyunu bulabiliyorsunuz derken şaka yapmıyorum…

Şampuan, saç kremi, cola, kahve, tuz :D aklıma gelmedi ama tek tuvalet kağıdı ve tek sigara ve tek shot içki alabileceğin bir farket bile var :D

*Yaşlılar : Pattaya için konuşuyorum buranın yaş ortalaması 80 :D Kendimi huzur evi bahçesinde gibi

hissediyordum ama bu amcaların ne kadar enerjik olabileceklerine şahit oldum :D

*Tuk Tuk : 2 Türü var… Bangkoktaolan Motordan bozma olanlar ki Bangkoka giderseniz kesin binin ama fazla binmeyin istanbul trafiği gibi sıkışık trafikte ekzost dumanı koklamak istemezsiniz :D Diğeri ise Pattayada olan Isızu kamyonetten bozma dolmuş tuktuk :D 10 Baht (0.5 tl) karşılığında sizi uzun uzun götürür :D Yağmur yağınca garip oluyor ama hep efil efil seyehat ediyorsunuz :D

*Açıkta duran etler : Cız Cızcılar olsun tüm etler açıkta… Nasıl oluyor da bir kişi bile zehirlenmiyor ya da

midesini bozmuyor… Garip çok sık tüketmemekle beraber Club çıkışı dayanamayıp bende yiyorum evet itiraf ediyorum bende yiyorum :D

*Yolda Böcek satan adamlar : Kamboçyaya özgü sakın ıyyy demeyin Kamboçya ya hükmeden Pol Pot adında bir şerefsiz dikdatör halkı günlük bir tabak piriç veriyormuş sadece… İnsanlar açlıktan böyle bir yöntem geliştirmişler… Yokluktan… Siz yemeyebilirsiniz ama sakın aşşalamayın… Rejim yıkılmasının üstünde çok yıllar geçmediğinden alışkanlıklar devam ediyor ama genelde Kamboçyalılar yiyorlar…

*Döner kebab satan fikirsizler : Derken Burada Thaililerin ve diğer milletlerden gelenlerin işlettiği Döner tezgahları var… Genelde tavuk döner… Bu adamlar hayatlarında döner görmeden döner kebab satan adamlar halinde otomatiğe bağlanmış bunları satıyorlar… Sıhhi hiçbir yanı olmadığı için tadına bakmak nasip olmadı aman olmasında :D

*Dansedemeyen kızlar : Go Go barlarının girişinde dansedemeyen kızlar koymuşlar… Dansedemeyen diyorum çünkü gerçekten dansedemiyorlar… Bunları köylerinden getirmişler kızlar böyle müziği ilk defa duyunca ne yapmaları gerektiği hakkında hiçbir fikirleri yok o yüzden kıvırmayla sarsılma, titremeyle sallanma arası garip hareketler yaparak çalkalanıyorlar :D

*Her adım Başı Yemekçi : Bu Thailandda 100 dükkandan 90’ı yemek satıyor ve Thaililerin yarısını yemek yerken görebilirsin… Ya yemek satıyorlar ya yemek yiyorlar sanki başka şansları yok :D

*7/11(seven eleven): Thailandın en sevdiğim şeylerinden biri…. Market zinciri ama her köşe başındalar… İnanamazsınız her yerde aynı sokakta 2 tane aynı caddede 30 tane olabilir…  Her türlü günlük ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz 24 saat açık olan marketler… Bu market tarzını çok beğendim… İçki de alabilirsin Sossisli de , Buzda alabilirsin, sıcak kahvede, şampuanda :D Güzel sistem :D

*Köpekbalığı yüzgeci ve Bird Nest : Çinliler akıllarını şeyleriyle bozmuşlar :D Köpek balığı yüzgecinden çorba yapıyorlar ve gramla satıyorlar… Pahalı birde… Bir işe yaradığını düşünmesemde bunu içiyorlar… Bird Nest çorbası ve ondan üretilen bir içecek satıyorlar mini kavanozlar içinde… Tam olarak ne işe yaradığını bilmesemde sizin için içip deneyecem evet evet bunu yapacam :D

*Bir dolu garip meyva ve sarı karpuz : Biz en çok aralarında Lamut diye kahveli meyva diyoruz,onu sevdik :S Durian durian dediler ama hiç beğenmedim…  Ben hepsini anlatmayacam tek tek deneyin :D ama yuvarlak ve avuç içine sığacak kadar olanlardan uzak durun, onların içi hep aynı uzak durun bize tatsız geldi en iyi 3 dersek Lamut (La-mood), Mango ve Pomelo (Portakal ve Greyfrut karışımı). En güzel yanı ise sokaklarda Meyva satıcıları var her tarafta ve karpuzun çekirdeğini bile çıkarıyorlar, hazırlanmasını gerekenleri hazırlayıp elinize veriyorlar :D

*Bu kadar çok Rus : gelen turistlerin %40’ı rusmuş oha dedim antalyadan daha fazla turist var burada :D

*Hello kittyli Crocks : Aslında Burada Herşeyin hello Kittylisi var :D Sadece Crocks değil Motorsikletin bile Kittylisi var…

*Yol boyu Orospu : Beach Road Ortalama uzunluğu 6-7 km olan bir yol ve başından Walking Streetin girişine kadar yol boyu bekleyen Orospuları görebilir ve pazarlık yapabilirsiniz… Erkek Orospularda var ama işlevlerini anlamadım :DDDD

*Sabah altıda yemek yiyen insanlar : Heryede yanan mangallar, çubukların ucunda kedibalıkları, Domuz şişleri, tavuk kanatları…

*Sky Train : Metronun üstten giden versiyonu… İstanbula yapsalar trafik sorunu kalmaz… Tüm şehri üstten geçebilirsiniz… harika…

*Sirocco Sky Bar (Lebua Otel) : Bir Otel düşünün 63 katında bir sky bar var… offf fena hava koşulları müsait olursa tün Bangkokun gece ışıklarını izleyerek içkilerinizi yudumlayabileceğiniz Bangkoktaki nadide yerlerden :D

*Mutfağı olmayan evler : Thaililer evde yemek yemedikleri için evlerde mutfak yok… illa isteyen balkona sokağa bir tüp atıp üstünde pişiriyorlar…

*Kaşığa koymak için çatal kullanmak : İlk gördüğümde garipsemiştim… Mesela biz Noddle’ı çatala sarar yeriz, Thaililer o sardıkları noddle’ı kaşığa koyuyorlar… Ne yerlerse yesinler çatalı kaşığa koymak için kullanıyorlar…

*Şekerli mayonez ve yiyecekler : Bunlar akıllarının şekerle ve acıyla bozmuşlar… Mayonezleri şekerli, ekmekleri şekerli, Yengeçli ve sosisli poğaçamsı şeylerin üstüne bile şeker döküyorlar ve hatta ve hatta Yeşil mangonun yanına Şekerli biber veriyorlarki garip… Sadece garip….

*Teknoloji merkezinde kola standı : Teknosa ya da Mediamarkt gibi bir yerden kola alıp gezerken içebilirsiniz :D Kola dolabı var alla alla :D

20
Haz
11

Kamboçya… Fakir Olduğu Kadar Zengin Bir Ülke…

Air Asia sağ olsun 25$ 4 ay önce aldığımız biletlerimizle Bangkok Suvarnabhumi havaalanından 45 dakikalık yolculuğumuza çıktık… Normalde Kamboçyaya girildiği gibi uçak sallanmaya başlarmış… Biz en son kısımda baya güzel bir düşüş yaptık ama genel olarak stabil bir uçuştu… Eğer Uçağın sallanmasından korkuyorsanız Bangkoktan 10 saatlik araba yolculuğuyla Kamboçya Phnom Phen’e ulaşabilirsiniz… Havaalanına indikten sonra uçakta dağıtılan kağıtları doldurup vize kısmına yanaşın, 1 fotoğraf ve 20 dolar karşılığı 5 dakikada vizenizi alacaksınız… İmmigrationdan geçtikten sonra Duty Free aradık Sim Kart almak ve para exchange etmek için… İleride bir kapı vardı, orayı geçince ana hole çıkar alırız dedik ama kapıdan çıkınca kendimizi sokakta bulduk… ve çok Şaşırdık :D Hemen çıkışta Hello sim kart satan yerden internet sim aldık para exchange ettik ama Paranızı Kamboçya Riyaline çevirmenize gerek yok, Tüm ülkede dolar geçmekte dert etmeyin..  Dolar olarak kullanabilirsiniz.  Phnom Penhde  nerelere gideceksiniz…

Phnom Penh

*Royal Palace

Adından da anlaşılacağı gibi Kraliyet Sarayı ve içinde tapınakların bulunduğu Phnom Phende gezilmesi gereken en önemli yerlerden biri… Geniş arazi üzerine kurulmuş Thai stili binalar çok görkemli… Giderken  erkekler ve kadınlar T-Shirt ve pantalon giymeyi unutmayın yoksa içeri giremezsiniz. Özellikle kadınlar askılı kıyafetle gitmemeli. 6.25$ giriş ücreti var. saat 08-11 ve 14-17 saatleri arası açık. Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Tuol Sleng Genocide Museum (S-21 Prison)

Kamboçyada beni kalbimden vurdu… Orası bir soykırım müzesi… Soykırım yapılmadan önce ilkokul olan daha sonradan hapishane ve işkence yeri haline getirilen bir mekan… Duvarlarda Fotoğralar tüm öyküyü çok hüzünlü bir şekilde aktarıyor. Diktatör Pol Pot’un kendi halkına yaptığı soykırım ve işkencelere inanamayacaksınız… Kamboçya ya gidip burayı ziyaret etmeden dönmek yazık olur… Kesinlikle gidin… 3$ gibi bir ücreti var. Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*The Killing Fields of Choeung Ek

Biz gidemedik ama Pol Pot’un yaptığı soykırımın kanıtlarını silmek için toplu mezarlara insanları gömdüğü yer. Bizim zamanımız kalmadığından gidemesekte siz uygun olursanız atlamayın…

*The National Museum of Cambodia

Royal palasın hemen yanında. Müzeye uğradıktan sonra Royal palasa gidebilirsiniz… Müze Kamboçyanın tarihi hakkında kapsamlı bilgi vermekte… Taş oyma heykellerden gözünüzü alamayacaksınız… Ben ce gitmenizde fayda var… Gezip müzenin içinde oturma alanlarında serinleyebilirsiniz… Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Wat Phnom

Şehre ismini veren tapınak… Büyük bir bahçenin ortasında bir tepede bulunan bir tapınak. Biz oradayken tapınak restorasyondaydı, o yüzden tam olarak göremedik, ama bahçesi, ana binası ve çevrede bulunan diğer  anıtlarla kesinlikle görülmesi gereken bir yer… Sadece 1$ :D

*Wat Ounalom

Royal Palace ve National Museum’a 5 Dakika mesafede… Şehir turunuzu atarken bu 3’ünü aynı günde görebilirsiniz… Ufak şirin serinlemek için durabileceğiniz bir tapınak. Ücretsiz… İstediğiniz gibi gezin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Sisowath Quay aka Riverside

Nehir Yolunda kafeler dizilmekte ve yürüyüşyolu bulunmakta… Bira 1-2$ civarında… Kamboçyanın Kendine has birası Angkor’un tadını svmedim ama akşam gezin için yemek yiyin… Yemekler 3-5$ civarı

Phnom Penhden 3 yolla Siem Reap’e geçebilirsiniz… Uçakla ki tavsiye etmem çok pahalı, Otobüsle giderseniz 6$lık olanları tercih etmeyin çok kötü otobüsler siz 10-11 dolarlık olan lüx otobüsleri tercih edin ki rahatca gidebilirsiniz ya da taksiyle… Ortalama 100$ vermeniz gerekir ki biraz pahalı bir seçenek… :D Biz otobüsü tercih ettik… Yanınıza yiyecek birşeyler almadan binmeyin, yollar çok fena nerdeyse yolun yarısı stabilize yol ama maceracı bir ruha sahipseniz sorun yok… Kamboçya geceleri karanlığa bürünür ve yol boyunca göreceğiniz tek ışık Bir flöresan ışınının altında duran su dolu mini havuzlardır… Bunlar Böcek kapanlarıdır… Işığa gelen böcekleri yakalamak için kullanırlar daha sonra Kamboçyanın bilimum yerlerinde satıldığını ve Kamboçyalıların afiyetle yediğini görebilirsiniz :D Deneyebilirsiniz ama tadı pek de ahım şahım değil unutmayın… Alışık olduğumuz bir tat değil… !!!

Uyarılar ve Önlemler…

*Royal Palace’a giderken Kolları açık bırakacak şeyler giymeyin T-Shirt iyidir, Kısa mini etek ve Şort Giymeyin Pantalon veya uzun kapri giyin yoksa giremezsiniz… Unutmayın !!!

*Tuk Tuklarla pazarlık yapmayı unutmayın ve biryere gidip gelirken dönmeden otele yada gideceğiniz yere ulaşmadan tuk tuk şöförüne para vermeyin…

*Hava karardıktan sonra Phnom Penh karanlığa bürünür ara sokaklara girmeyin, arka taraflardaysa oteliniz Tuk Tuk tercih edin !!!

*Paranızı Kamboçya Riyaline çevirmenize gerek yok, Heryerde Amerikan Doları geçmektedir…

*İçkiler çok ucuz görünebilir dikkat edin sahte çıkabilir… !!!

*2 günden fazla zaman harcamayın Siem Reap’e geçin…

*Ne alırsanız alın Pazarlık yapın !!!

*Çocuk ticareti yasal değildir görürseniz hem polise haber verin !!!!

Siam Reap

*Angkor Wat

Dünyanın en önemli Turistik merkezlerinden biri… Burayı görmeden ölmemek gerekiyor… Kimer Krallığının en büyük olduğu dönemlerden birinde yapılmış… Çok görkemli, çok geniş bir arazi üzerinde yapılmış bir tapınak… Biz otelin kapısının önünde duran Tuk Tukla pazarlık yapıp tüm gün için (öğleden sonra) 12$’a anlaştık… Anlaşma Otelden Angkor Wat – Bayon – Otel… Bu Turun nerdeyse 25 km olduğunu ve adamın sizi 4-7 saat bekleyeceğini unutmayın… Bahşişini eksik etmeyin parayı otele ulaştığınızda verin… Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Angkor Thom

-Bayon

Tuk Tuk şöförünüze söylerseniz sizi Bayon’a götürecektir… Ankor Wat’a 3km uzaklıkta…Yürüyerek gidemezsiniz. Angkor Thom alanının içinde bulunan Tapınaklardan biri… Angkor Wat’dan sonra görülmesi gereken en önemli yerlerden biri… Tapınakta sayısız yüz görüceksiniz, ve sizi takip eden gözler gibi hissedeceksiniz… 12. yüzyılda Bayon’u kuran VII. Jayavarman yüzleri olduğu düşünülmektedir…Biz baya bi yağmura yakalandık, Sırılsıklam olduk ama gezdik… Kesinlikle görmeden ölmeyin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

-Baphuon

Bir çok tapınağın bulunduğu Bayon’un hemen 200 metre ilersindeki 2. Tapınak alanı… Böyle büyük bir alan sizi büyüleyecek, bazı tapınakları gezebilir bazı tapanaklara giremezsiniz, biz gittiğimizde bazı tapınakta Restorasyon çalışmaları vardı giremedik ama yamur altında saatlerce gezdik…  Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

-Terrace of The Elephants

Baphuon’un çıkışında bulunan teras… Uzunluğu Nerdeyse 500 -700 metre uzunluğunda bir teras… Taştan Filleri görünce Terrace of The Elephants da olduğunuzu anlarsınız…

*Ta Phrohm

Angkor Thomdan ortalama 1-2 km uzaklıkta bir alan ve yine Tuk Tuk Şöförünüze söylerseniz sizi götürecektir extra ücret almaz unutmayın… Girişte Tuk Tuk Şöförü sizi bırakır ve arka çıkıştan alacağını söyler… Uzun bir yürüyüzle 700 metre kadar ilerde Ta Phrohmtapınağına geleceksiniz… İnanılmayacak düzeyde büyük bir alan ve bazı ağaçlar Tapınağın üstünü kaplamış durumdadır, Tam bir görsel şölen… Nereye bakacağınızı saşıracaksınız… Görmeden ölmeyin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

Biz gidemedik siz gidin

Kampong Phluk Floating Village yağmur mevsiminde tehlikeli

Uyarılar ve Önlemler…

*Yağmur mevsiminde gitsenizde gitmesenizde Marketten Yağmurluk alın ve çantanıza atın !!!

*Lonely Planet kitabı çok yardımcı olacak bir tane alın, ya da Kamboçyada iyi bir pazarlıkla 4$’a çakmasını alabilirsiniz ama orjinal iyidir çok işinize yarayacak unutmayın, verdiğiniz paraya değer :D

*Tuk Tuklarla pazarlık yapmayı unutmayın ve otele dönene ya da gitmek istediğiniz yere gidene kadar para vermeyin kaçar giderler…

*Paranızı kimsenin gözüne sokmayın çok fakirler zorla insanları kötü yola sürükletmeyin…

*Gençler azda olsa ingilizce biliyor, yaşlılar ise fransızcayı akıcı konuşmaktadırlar…

*Çocuk ticareti yasal değildir görürseniz hem polise haber verin !!!!

*Fotoğraflar pek kaliteli değil, Telefon ve Hava Koşulları Yüzünden Kusura Bakmayın :D




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,597 hits