Archive for the 'Klişeler' Category

21
Şub
14

Sosyal medya vs sosyal sorumluluk…

Twits on TwitterMedya ve sosyal medyanın bizden istediği tam olarak bu; Pazarlanabilir bir meta olmak. Pazarlanabilir olduğunuzca varsınız. medya da ünlü olmak istiyorsanız birilerinin cebini doldurmalısınız, sosyal medya da da olay bundan farklı değil. biraz farkla gözlerinizi doyuranlarda iş yapmıyor değil. Öğretici ve bilgilendirici olanlar hemen saf dışı ediliyor, çünkü bilgi bu zamanda pazarlanabilir bir meta değil ne yazık ki.ve insanlar ne kadar cahil kalırlarsa onları takip etme gayretleride bir o kadar artıyor. Her geçen gün daha çıplak insanlar görmeye başladık, kızlar aynanın karşısında garip pozlar verir oldular. Erkekler ise cüzdan dekoltelerini sonuna kadar zorluyorlar. Eskiden insanlar gezdikleri yerlerin fotoğraflarını çekerlerdi şimdi ise fotoğraf çekip kendilerini beğendirmek (pazarlamak) için geziyorlar ve her geçen gün Amerikalıların zenci rapçilerinin kliplerine dönmeye başladı sosyal medyada takip ettiğimiz insanlar. Hızlı ve pahalı arabalar, gösterişli aksesuarlar, güzel kadınlar. Ne kadar ezilmişseniz o kadar fazla gösterirmeye çalışırsınız aslında ezik olmadığınızı ama bu nafile uğraşlar sizi daha fazla ezik kılar aslında. Eskiden bilginin kıymeti varmış, aslında, hala var ama çoğu insan bilginin ne anlama geldiğini bilmedi için artık bir değeri yokmuş gibi gözüküyor. Gözlerimiz biraz televizyondan alabilsek ya da facebookdan, herşey farklı olabilir gibi geliyor ama bu umut çocukça bir umut galiba benimkisi. En son okuduğu kitabı soracağım adam sayısı çok azalıyor her geçen gün, hatta insanların en son okudukları bir kitapları bile yok. Kitap okumuyorlar. Japonların ”tsundoku” diye bir kelimeleri vardır, Kitap satın alıp okumama, bir şekilde biriktirme alışkanlıkları için kullanılır.Bizim hiçbir şekilde bir kitap alma alışkanlığımız yok. Dönün ve en yakınınızdaki insana en son hangi kitabı aldınız diye sorun. Cevaplar hiç umut açıcı olmadığını, sizde aynı soruyu kendinize sorduğunuzda göreceksiniz. İster medya da olun ister sosyal medya da fenomen olun farketmez, en azından sizi izleyen milyonlar, yüzbinler ya da on binler olabilir ama en azından onlara hayatlarında bilmedikleri birşeyi öğretecek kadar bilgili olun. Bu sizin sosyal sorumluluğunuz.Yatak anılarınızı anlatmaktan çok daha değerli birşey. Bu sizin olmasa bile belki bu bilgiye ulaşan bir insanın bile hayatını olumlu olarak etkilese gelecek biraz daha parlak olabilir. Deniz yıldızlarının hikayesini bilmeyen yoktur, sadece deneyin…

”Kitaplar, canlandırıcı polenlerini bir zihinden diğerine taşıyan arılardır.” James Russell Lowell

02
Eki
11

Bacı Sistemi…

Dünya üzerindeki düzeni değiştirecek bir sistemdir aslında… Bir gün kankalarınızdan biri kapıdan içeri girer ve Ayşe/Fatma sizin bacınızdır der -O an dünya durmuştur- ve sizin o kıza herhangi bir meyiliniz olmamanızı, varsa bile içinizde tutmanız gerektiğini söyleyen bir sözdür. Bunu Beyonce için bile söylese kimse Beyonce’a yan gözle bakmaz. Gece kurulan düşlerde bile Beyonce anca size düşte yapacağınız şey için size kız ayarlayan kızdan öteye gidemez. Bacınızdır sözcüğü aynı zamanda sihirli bir sözcüktür… Bu laf hangi kıza söylenirse o kız bir anda çirkinleşir ve libidonun taramalarda es geçildiği görülür,vücut ona karşı hiçbir tepki veremez hale gelir. Kızı görünce hiçbir dürtü sizi dürtemez çünkü artık sizin bacınızdır ne de olsa değil mi ? Bu aslında çocuklarda ilk ben söyledim, ilk ben gördüm sözlerinin gelişmişidir… 5-15 yaşlarında sihiri kapan gelecek yaşlarında daha etkili bir silahla saldırır. Mesela arabaya binerken kim “ön koltuk benim” diye söylerse onundur, bu kurala karşı koyamazsınız. her ne kadar “ama ben çok istiyordum” desenizde nafiledir ilk siz söylemeniz yeterlidir, bacılık sisteminde de aslında aynısı geçerlidir, kim ilk önce o kız için “bacınızdır” derse, o kız o grupta içinde ilk söyleyen kişinindir ! (kız istese de istemese de). bu bacılık sistemi ne aşklar köreltmiştir ne aşkları çooook ileri bir tarihe ertelemiştir. Hatta bu kelime o kadar güçlü bir kelimedir ki aşkı bile öldürebilir. Bacmıza aşık olmamamız gerektiğini bilenler bacınızdır denen kişiye o sihirli laf söylendikten sonra sihrin etkisinden çıkamazlar ve içlerindeki aşk ateşine itfaiye arazözü ile saldırıp söndürürler ve sihirli sözün etkileri bununlada bitmez bacınızdır denen kişiyi dış unsurlardan korumak için koruyucu bir tavır içine girenlerde görülmüştür. Sonuçlarını tabi ki kimse düşünmez, kimse sorgulamaz, olur ya da olmaz ama sihirli sözcükler söylenince dünya durur… İşin garip tarafı gördüklerime dayanarak bu sihirli sözler 40 yaşına kadar insanları etkileyebilir hatta ve hatta ilkel toplumlarda 50 yaşa kadar etkili olduğu görülmüştür…

Albert Schweitzer demiş ki: “Vazife duygusu, en büyük terbiyeci güçtür.”

02
Ağu
11

Katil Aileler Toplum Bilincini Öldürdüler…

Toplumumuzun bilinci bitkisel hayatta… Artık hiçbir şeye tepki vermez olduk… Bize dokunmayan yılan bin yaşasıncılık aldı başını gitti… Dünyamızda birşeyler oluyor herkes kendine göre “o niye oldu bu, niye oldu” diye soruyor ama onun olmaması için hiçbirşey yapmıyor… Bunu galiba ailelerimizden öğrendik… Onların korumacı tavrı ve evlenene kadar aynı evde 30 – 40 yaşına kadar beraber yaşama biçimi yaptı bunu… Kimse biraz sıkıntı çekmek istemedi, özgürlüklerini elde etmek, kendi evlerinde kendi kuralları olacağını bile bile konfora sattılar özgürlüklerini… Tek istekleri çamaşırları yıkansın ütülensin, önlerine yemek konulsun idi. Götü sağlama almak için çıkmadılar annelerinin babalarının sözünden… Onlar karar verdi hangi okulu okuyacağına, onlar karar verdi hangi işe gireceğine hatta onlar karar verdi kimle evleneceğine ve nerede oturacağına… Benim bir sözüm vardır ve hep kendime tekrarlarım “Birinden bir şey (para – meta) alıyorsan, aldığın kişilerin senin hayatın üzerinde söz söyleme hakkına sahiptir” diye… Babanızda araba almak için para isteseniz, “onu alma şu modeli al öyle veririm” diyebilir, en basitinden 2 kıyafet almak için para alsan “kızım mini etek alma” diyebilir ve siz almazsınız… alamazsınız… Skerler… Aslında gelmek istediğim noktadan uzaklaşıyor gibi görünsemde aslında tam o noktanın üzerindeyim… Bir insan daha ne alacağının bile kararını kendi kendine veremiyorken, ondan nasıl bir toplum bilinci oluşturmasını bekleriz… Neredeyse 35 yaşında kendi hayatını kuruyor bu insanlar… Kendi kararlarını almayı bu yaşta öğrenmeye başlıyorlar ve bu yaşta başlarsan hata yapmadığın için şimdiye kadar doğru karar da veremezsin ya da doğru olup olmadığını bile anlayamazsın… Devamlı korumacı ailelerle yetiştiğimiz için bu hallere düşüyoruz… Bir insanın özgürlüğünü elde etmesi bu kadar zaman almamalı… Koruyucu ailenin diğer neden olduğu şey ise “Kıymet bilmememizi” sağlıyor aslında… Kendi paramızı kazansak bile o evde rahat içinde yaşadığımız için, paranın kıymetide düşük oluyor, nede olsa ne kira, ne elektrik, ne doğalgaz ya da su parası ödenmiyor, zaten bunlar ödense eline birşey kalmaz ve kazandığı para kıymetli olur… O yüzden malımızın değerini bilmiyoruz… O yüzden Benzine yapılan zamları sallamıyoruz, ekmeğe yapılan, telefon ücretlerine yapılan zamları sallamıyoruz… o yüzden sokaklara dökülmemiz gerekirken kendi meramızda kaval dinliyoruz… Tamam çocuklar aileler için çok önemli ama fazla korumacı tavır bir gün hepimiz tehdit edecek… Toplum bilinci yok olacak ve bizi ne denirse inanacaz, ne denirse yapacaz… Robotlaşma ve yozlaşma beraber olacak ve o koruduğunuz çocuklarınız dünya üzerinde bir hiç olacak…

Somerset Maugham Demiş ki : “Eğer bir millet herhangi bir şeyi özgürlükten daha değerli görürse, özgürlüğünü kaybeder; ve komik olan şu ki daha değerli gördüğü rahatlık veya paraysa, onu da kaybeder. “

22
Ara
10

Başkalarının Hayatını Yaşamak…

Bazı insanlar kendilerinin bir hayatı olduğunu unutup başkalarının hayatını yaşıyorlar… Bunu derken internet üstünde fake acc’lerle gezinenleri kastetmiyorum, gayet bizim içimizden anamızdan babamızdan bahsediyorum… Çocuk doğurduktan sonra kendi hayatları olduğunu unutup sadece çocukları için yaşamaya başlayanları kastediyorum. İsteklerini çocuklarının isteklerinin arkasına atıyorlar. Bu konu nerden çıktı derseniz, çatal – bıçak takımımı gitti gidiyordan 30 senedir almayı bekleyen memur bir çifte sattım. Şaka gibi 30 yıldır kadın almak istiyormuşta, çocuk doğmuş, sonra diğeri gelmişte ondan sonra büyüyorlarmışta, okul masraflar, yok bayram kıyafetleriymişte, sonra üniversite ve evlilikleride… ohaaa lan bir çatal – bıçak takımı almak için yeni doğan çocukları evlenmesi beklenir mi lan !İşte başkalarının hayatlarını yaşamak böyle bişey… 200 – 300 tl lik bir şey için 30 yıl bekledilerse siz tahmin edin daha neler için ne kadar beklemişlerdir… Hayallerini 30 sene erteledikten sonra yaşamanın ne anlamı kalıyor… Biz ne için yaşıyoruz… Çocuk büyütmek, çalışmak ve yemek yemek için yaşıyormuş gibi geliyor bir çok insan… Yemedim yedirdim, içmedim içirdim, giymedim giydirdim…. iyi bok ettin hayatını mahvettin… En güzel yıllarını kendini yok sayarak geçirdin, tek hayalin başkalarının hayaliydi (belki de değildi). Artık yaşamak için yeterli enerjin yavaş yavaş tükenmeye başlayacak, artık hayallerin yok olacak, mal mülk derdin azalacak ama yine de tek derdin çocukların olacak. Aptal olma zamanını boşa harcama, önceliklerini düzenle, bu kadar verici olma, bencil ol, hayatını harcama… Aşkı doyasıya yaşa, seviş doya doya, gez değişik yerleri, git hiç gitmediğin yerlere, tanı hiç bilmediğin kültürlerle tanış…  Çocuklarına anlatacak bişeylerin olsun hayatta yaptığın hatalar dışında.

Ömer Hayyam demiş ki :”Önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır.”

05
Ara
10

Red Bull Garage Party Ankara !

Ankarada bir event vardı… Red Bull Garage Party… Nasıl bir etkinlik, içerik ne şöyle bir baktım, FG 93.7 nin DJ’lerinden DJ Erdinç Akbulut çalıyordu. Setine söyle bir baktık Progresive House çalıyordu… Eeee bari gidelim dedik adam pek fena çalmıyordu hem de FG nin DJ’i ve Red Bull’un partysi olduğu için Powerfull bir şey vardı önümüzde biliyorduk… Gece 00.30 civarı giriş yapmak için Kentparktan girdik… Önümüzde uzun bir sıra vardı ve aslında böyle bir kalabalık beklemiyorduk orada… Ankaralılar pek DJ’leri sevmez eller havayacıdırlar. Neyse Girişe yaklaştığımızda önümüzde 8 kişilik bir yabancı grup vardı ve girmeleri 5 dakika sürdü ama kapıdaki kızların bir türlü hesap kitap ve içecek fişi verememelerinden dolayı… Kapıdan kimlik göstermeden geçtikten sonra kaşe bastılar kolumuza üniversite yıllarındaki gibi ve sonra garaja inmek için asansörlere yöneldik. İlk şoku asansörde yedik. Asansörde önümüzde bir çift vardı kız mini etek ve simli file çorap giymişti… Bizde gözlerimizle birbirimize bakarak “Ne işi var simli file çoraplı bir hatunun garage partyde” diye düşündük… Asansörden çıkınca müziğin sesi bir anda çarptı… İlk önce çalan parçayı anlayamadık ama Türkçe çalıyordu ve yıkılmıştık… İçerdekileri görünce 2. yıkım gecikmedi… Reinaya ya da Ankarada Salataya gelir gibi giyinmiş hatunlar (miniler- maxiler – payetli kıyafetler), Takımlı tipler, apachiler…. Ben de garage party diye Standart bir flash t-shirt’ü kız arkadaşımsa polar giyip gelmişti… Çok paçoz (!?;!) kalmıştık garage party concepti için ! Ben dedim bu party’e içmeden katlanamayacam bara gidip içecek alalım diye ama barın önüne gittiğimizde bir gürüh karşıladı bizi. İçki almak için depişen insanlar ama barın önünde nerdeyse 50 kişi var ve birbirini fortluyordu içki almak için ! 50 az demeyin 3 metrelik ve 3 barmenin olduğu bir barın önünde 4 sıra halinde dizilmiş içki almaya çalışan insanları düşünün. Almaktan vazgeçtim tabi denemedim bile… Diğer bir bar vardır orayı deneyelim dediğimizde barın tam zıt tarafında partynin diğer ucunda 2.  bar’a yöneldik ama görüntü burada da aynıydı ve içki almaktan bir süreliğine vazgeçtim çünkü partyde sadece 2 bar vardı. 45 dakika sonra tekrar bu kalabalığın arasına girip bardan alkol almayı denediğimde elimizdeki fişlerle sadece Vodka alınabildiği ve Vodkanın bittiğini öğrendik… Lanet olsun parayla alalım dedim ve onun için viski gibi bir seçeneğimiz vardı sadece. 20 tl karşılığında KARTON bardakla Ballantines + Redbull aldım. Gayet hafif güzel bir içki olmuş :DD Biz tabi FG nin DJ Erdinç Akbulut çıkacak diye bekliyoruz ama bir türlü çıkmıyor saat 01.30 olmuş. 1. Barın orada sahneye yakın bir yerde bekliyoruz ve bir DJ, garage partyde Demet akalın , Serdar Ortaç ve buna benzer çalınmayacak herşeyi çalarken herkes apachiler de apachi dansı yaparak kopuyorlardı :S  Bara vodkanın geldiğini gördüğüm gibi uçtum bara, 2 tane bol buzlu vodka + Red Bull alıp hızlıca hüplettim :D  En sonunda biz karar verdik bu adam FG’nin DJ’i olmalıydı :S Neyse yakınlarda organizatör boyun askılı biri vardı…

  • Nif :”Pardon… Pardon… Organizatörmüsünüz ?” .
  • Adam:”Sorry I don’t understand” .
  • Müziğin yüksekliğinden anlayamamış olduğumu zannettim adam ingilizcemi konuşuyordu :S Party de tek konuştuğum adam yabancı çıkamazdı ya derken…
  • Nif: “Sorry… Sorry… Where is the FG DJ?” diye sordumadam sesten anlamadı ve de  ben söylediklerini sesten anlamadım ama dediği,
  • Adam: “I came first time in Ankara…. sorry I cant help you” gibi bişey dedi.

“Sevgilime gülerek dönüp konuştuğum adam yabancı çıktı ve ilk defa Ankaraya gelmiş” dedim.

Aptal müzikleri dinleyip mini etekli kızları çekiştirip, apachilerin dansını izleyerek bir süre geçirdikten sonra müzik kısıldı… Polis basmıştı party’i… Sesin yükselmesini bir süre bekledikten sonra WC ye gidelim dedik ama wc’ler 4 kat yukarda çıkışın oradaydı… 4 kat çıktık, çıkışa kadar gittik, WC ye geldik… Kız arkadaşımı beklerken WC’nin önünde çalan müzikler partyde çalan müziklerden daha iyiydi… Party’e dönelim derken bir elinde telsiz olan bir adam “Konser bitti” dedi bizde “Komser gitti” anladık ve yürümeye devam ettik. Sonra şimşek çaktı ve adama dönüp “Konser mi bitti, komser mi gitti” diye sorduk.  “Konser bitti dağılıyorlar ve aşağı inişler yasaklandı” dedi :S bizde dönüp partynin bitişiyle eve gidelim dedik. Çıktık, arabaya gittik, binip çıkarken polis alkol kontrol noktası atmışlar bizi çevirmeye soktular. Ben 1 viski ve 2 vodka içmiş olarak bu sefer “SIÇTIM” dedim. Gerekli belgeleri verdik ve üflemem istendi… Bende gayet üfledim…  0.31 artıyor yavaş yavaş, .32 .33. 34 polis “0.50 ye kadar iznin var .51 derse bende bişey yapamam” dedi… .35 .36 yukarı doğru saymaya devam ediyor ama benim kalbim güm güm, yediğin cezayamı üzülürsün bu salak party için yoksa arabanın çekildiğine ve 6 ay ehliyetine el konulduğuna mı? derken sayım devam ediyor .37 .38 .39 dedi ve Dııııııızzzztttt diye dünyada duyduğum en güzel seslerden biri geldi. sayım durmuştu ve 0.39 promil alkollü çıkmıştım :S Çok sevindim duruma tabi ve bir orgazm sigarası yaktım ama yolda giderken şöyle bir düşündüm, ortalama Birbuçuk saat içinde 1 viski ve 2 vodka Redbull içmiştim ve bardak başına 0.13 promil alkol oranı çıkmıştı… Bize alkol yerine su mu vermişleri :S Gecemiz böyle geçti işte Garage party, Elektronik Demet Akalın – Sertaç Ortaç ve adını bilmediğim hep bir ağızdan söylenen parçalar, düğüne gelmiş gibi kızlar, mini-maxi etekler, payet islemeli kıyafetler, simli file çoraplar, apachiler ve dansları, karton bardakta Alkolümsü + Red Bull, polis baskını ve çevirme…
Son olarak…

Aiskhylos demiş ki : “Acının ödülü tecrübedir.”

04
Kas
10

Korku Filmi Kuralları !!!!!

*Erkeklik yapıp önden gitmeyeceksin ölürsün…

*Karanlık yerlere tek başına veya biriyle gitmeyeceksin ölürsün…

*Kuytu köşede sevişmeyeceksin ölürsün…

*Ben bi jenaratörü çalıştıtayım, yok sigortayı tamir edeyim deme ölürsün… (bunları yapmak senin ne haddine)

*Uyuma ölürsün…

*Bir bira alıp geleyim deme ölürsün…

*Eline balta alıp kırsala karışma ölürsün…

*Katili tuzağa düşürdüğünü sanma ölürsün….

*Kaçarken ormana saklanma ölürsün….

*Zenciysen ölürsün…

*İyi espri yapıyorsan biraz dayanır sonra ölürsün…

*Yakışıklıysan ölürsün…

*Kafa tutarsan ölürsün…

*Filme renk katmıyorsan ölürsün…

*Başrol kahramanına çok yakınsan ölürsün…

*Başrol kahramanına uzaksanda ölürsün…

*Araba çalışmıyorsa ölürsün…

*Kapılar kendiliğinden kapanıyorsa yine ölürsün…

*Yakınlarda göl, deniz, kayalık, ahır, kiler, orman, ve ağaç ev varsa ölürsün…

*Latince sözler duyuyorsan ölürsün…

*Beyaz giymiş küçük kız çocukları görüyorsan ölürsün…

*Hayelet, zombi, boogeyman, gölge, ölmüş birilerini görüyorsan ölürsün…
Birşey eklemek isteyen varsa yorum bölümümüz açık :D

20
Haz
10

Klişeler #3 -Random-

Zurnanın zırt dediği noktadan gayet uzak bir noktada olmamıza rağmen karşılaşma sıklığı olarak gayet fazla olan klişelerden random seçmeler yaparak abuk subuk bir yazı yazmaktır amacım :D

*Kırmızı kablomu mavi kablomu ?
Bunun bir püf noktası var… Hangi kabloyu seçersen seç son 1-2 saniye karar ver ! asla unutma bunu !Hep doğru kabloyu seçeceğini unutma bu bir film, kesinlikle teröristleri yeneceksin :D. Tam bir Amerikan filmi klişesi :D Buna bağlı olan ve sabahları beni uyandıran saate benzeyen geri sayaçlı bir digital saate bağlıdır bu kablolar. Sanki bombacı bütün bombayı 2 kablodan yapmıştır. Gerzek herif kimse yoksa etrafta bırak patlasın atom bombası değil ya :D

*Kazanmak Mühim değil, öneli olan yarışmak…
Hadi ordan sende… yürü git.. Birinciyle aynı ödülü alacaksam evet sorun yok kısmen ama ne diye Mühim olan katılmak diyeyim ki… Hayatta herkes en az 1 kere birinci olmuştur sperm olarak… O durumda olsaydınız düşünün… Önemli olan katılmak mı diyecektiniz. Siz değil bir başkası çıkacaktı ananızdan :D O yüzden bir yarışmaya katılıyorsanız birinciliği hedefleyin ikinciliğe razı olun üçüncü olursanız ağlayın :D Çok ağlayın ki sizi hırslı zannetsinler.

*Şu an 70 milyon bizi izliyor…
Televizyona çıkan herkesin düştüğü bir yanılgıdır. Herkesin onları izlediğini sanır. Behlülle Bihter Kerkişse televizyon ekranlarında o zaman bile 70 milyon onları izlemezdi emin olun. Çok önemli bir iş yapıyor olsanız televizyon ekranında olmazdınız emin olun… Bu laf Çin halk Cumhuriyetinde geçerli olabilecek bir laftır… Orada söyleyin bunları biz yemeyiz :D

*Aglamiyorum… Gözüme bisey kaçti…
Erkekliğe bok sürdürmemek için yapılan nafile girişimlerden biridir aslında… Aslında dese ağlıyorum, karşısında kız varsa duygulanır hemen sarılır ona :D Erkek arkadaşlarının yanında karı gibi ağlama lafını işitmemek için veya daha ilerde ” nasıl ağlamıştın lan öyle karı gibi” denmemesi için yapılan nafile çalışmayı arkada bırakın… Öyle diyecek adamlarla işiniz olmasın. Ya da alın elinize 3-5 soğan doğramaya başlayın az da olsa kamufle edebilir.

*Yemezsen arkandan aglar…
3-5 yaşlarında olanların psikolojisini bozmak için yapılan bir laf. Çok şükür annem söylemedide benim psikolojim daha az bozuldu. Düşünsenize tabağınızda hüngür şakır ağlayan bir et parçası ” beni ye” diye… Korkarım lan ben ondan ! Canlı canlı bişey yediğimin hissine kapılırım. Taylantta, çinde, japonyada yiyorlar böyle canlı canlı ama burası Türkiye ulan, biz kımıldayan şeyleri yememe gibi bir huyumuz var hatta az pişmiş etten bile uzak dururuz… Lütfen ağlamada biz yiyyelim seni :D Şeftalinin tüyü bile bende aynı etkiyi yapar, sanki bir hayvanı tüylü tüylü yiyormuşum gibi hissederim :D Yazarken bile dilim uyuştu :S

*Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için…
Otos, Portos, Aramis ve Dartanyanın yani çakma üç silahşörlerin -ki bunlara hala neden üç silohşörler derler- aralarında söylediği bir laftır. Pratik hayatta kullanımı için en az üç kişi olmanız gerekir. Aslında başlarında bir müdür olsa hiç öyle olmaz, herkes kendini göstermeye çalışır yanındakine kazık atmak vaciptir :D

*Ben almiyim rejimdeyim…
Bu lafın söylendiği gün büyük ihtimalle pazartesidir. salı günü sorsanız böyle bişey duymayacağınıza eminim :D Karşı tarafın içi gider ama alamaz… O lafı söylediğinde yutulacak bir söz değildir… ayrıca bir parça bile bozacaktır günübirlik diyetinizi… Canım istemiyor, çok yedim falan deyinde rezil olmayın bari… ama karnınız guruldar, işte o an nafile bir çabada olduğunuz için çirkefliğe verin, deniz mahsulleri bağırsak hareketlerimi hızlandırıyor diye. Bu iğrenç foktan muhabbetti kimse uzatmak istemez :D




Twitterdan Takip Et

  • kendimi muzige biraktigimda gittigim yerlere sizi de goturmek isterim. kendimi daha acik ifade edebilecegim bi yer yok cunku. 3 months ago

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,400 hits