Archive for the 'Kesinlikle Gidin' Category

30
Haz
11

İlk Defa Taylandda Gördüklerim…

Bunları nasıl sıralayacağımı hiç bilemedim Karma karışık bir şekilde verecem…

*Biraya buz atmak : Adamlar Biraya Buz Atıyore yaw… İlk önce anlayamadım, buranın Hong Thong diye bir Rom’u var o zannettim ama bira olduğunu görünce kafayı sıyırdım… Genelde Thaililer yapıyor olsada Bir Almanıda böyle Buzlu Bira içerken iğrenerek izledim…

*Redbull Bira : Bunu sadece 1 Thailide gördüm yaygın olmadığını umuyorum…

*Zehir gibi acı : Bu hani bizi adananalılar acı yiyor, yok diyarbakırın acısı falan demeyin… Tüm Doğu Anadoluyu toplayın, işte orada yenen acıyı burada adamlar BİR (Rakamla 1) günde yiyorlar.. Kızın çorbasına koyduğu acı yan masadan benim gözümü yakıyor… Bangkokta yanlışlıkla denedim, başım döndü lan o nasıl birşey… Bu insanlar kendilerine neden bu kadar acı çektiriyor… Acı koymadan yiyemiyorlarmış… Ohaaa… :D

*Herşeyin Micro boyu : Herşeyin ama herşeyin micro boyunu bulabiliyorsunuz derken şaka yapmıyorum…

Şampuan, saç kremi, cola, kahve, tuz :D aklıma gelmedi ama tek tuvalet kağıdı ve tek sigara ve tek shot içki alabileceğin bir farket bile var :D

*Yaşlılar : Pattaya için konuşuyorum buranın yaş ortalaması 80 :D Kendimi huzur evi bahçesinde gibi

hissediyordum ama bu amcaların ne kadar enerjik olabileceklerine şahit oldum :D

*Tuk Tuk : 2 Türü var… Bangkoktaolan Motordan bozma olanlar ki Bangkoka giderseniz kesin binin ama fazla binmeyin istanbul trafiği gibi sıkışık trafikte ekzost dumanı koklamak istemezsiniz :D Diğeri ise Pattayada olan Isızu kamyonetten bozma dolmuş tuktuk :D 10 Baht (0.5 tl) karşılığında sizi uzun uzun götürür :D Yağmur yağınca garip oluyor ama hep efil efil seyehat ediyorsunuz :D

*Açıkta duran etler : Cız Cızcılar olsun tüm etler açıkta… Nasıl oluyor da bir kişi bile zehirlenmiyor ya da

midesini bozmuyor… Garip çok sık tüketmemekle beraber Club çıkışı dayanamayıp bende yiyorum evet itiraf ediyorum bende yiyorum :D

*Yolda Böcek satan adamlar : Kamboçyaya özgü sakın ıyyy demeyin Kamboçya ya hükmeden Pol Pot adında bir şerefsiz dikdatör halkı günlük bir tabak piriç veriyormuş sadece… İnsanlar açlıktan böyle bir yöntem geliştirmişler… Yokluktan… Siz yemeyebilirsiniz ama sakın aşşalamayın… Rejim yıkılmasının üstünde çok yıllar geçmediğinden alışkanlıklar devam ediyor ama genelde Kamboçyalılar yiyorlar…

*Döner kebab satan fikirsizler : Derken Burada Thaililerin ve diğer milletlerden gelenlerin işlettiği Döner tezgahları var… Genelde tavuk döner… Bu adamlar hayatlarında döner görmeden döner kebab satan adamlar halinde otomatiğe bağlanmış bunları satıyorlar… Sıhhi hiçbir yanı olmadığı için tadına bakmak nasip olmadı aman olmasında :D

*Dansedemeyen kızlar : Go Go barlarının girişinde dansedemeyen kızlar koymuşlar… Dansedemeyen diyorum çünkü gerçekten dansedemiyorlar… Bunları köylerinden getirmişler kızlar böyle müziği ilk defa duyunca ne yapmaları gerektiği hakkında hiçbir fikirleri yok o yüzden kıvırmayla sarsılma, titremeyle sallanma arası garip hareketler yaparak çalkalanıyorlar :D

*Her adım Başı Yemekçi : Bu Thailandda 100 dükkandan 90’ı yemek satıyor ve Thaililerin yarısını yemek yerken görebilirsin… Ya yemek satıyorlar ya yemek yiyorlar sanki başka şansları yok :D

*7/11(seven eleven): Thailandın en sevdiğim şeylerinden biri…. Market zinciri ama her köşe başındalar… İnanamazsınız her yerde aynı sokakta 2 tane aynı caddede 30 tane olabilir…  Her türlü günlük ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz 24 saat açık olan marketler… Bu market tarzını çok beğendim… İçki de alabilirsin Sossisli de , Buzda alabilirsin, sıcak kahvede, şampuanda :D Güzel sistem :D

*Köpekbalığı yüzgeci ve Bird Nest : Çinliler akıllarını şeyleriyle bozmuşlar :D Köpek balığı yüzgecinden çorba yapıyorlar ve gramla satıyorlar… Pahalı birde… Bir işe yaradığını düşünmesemde bunu içiyorlar… Bird Nest çorbası ve ondan üretilen bir içecek satıyorlar mini kavanozlar içinde… Tam olarak ne işe yaradığını bilmesemde sizin için içip deneyecem evet evet bunu yapacam :D

*Bir dolu garip meyva ve sarı karpuz : Biz en çok aralarında Lamut diye kahveli meyva diyoruz,onu sevdik :S Durian durian dediler ama hiç beğenmedim…  Ben hepsini anlatmayacam tek tek deneyin :D ama yuvarlak ve avuç içine sığacak kadar olanlardan uzak durun, onların içi hep aynı uzak durun bize tatsız geldi en iyi 3 dersek Lamut (La-mood), Mango ve Pomelo (Portakal ve Greyfrut karışımı). En güzel yanı ise sokaklarda Meyva satıcıları var her tarafta ve karpuzun çekirdeğini bile çıkarıyorlar, hazırlanmasını gerekenleri hazırlayıp elinize veriyorlar :D

*Bu kadar çok Rus : gelen turistlerin %40’ı rusmuş oha dedim antalyadan daha fazla turist var burada :D

*Hello kittyli Crocks : Aslında Burada Herşeyin hello Kittylisi var :D Sadece Crocks değil Motorsikletin bile Kittylisi var…

*Yol boyu Orospu : Beach Road Ortalama uzunluğu 6-7 km olan bir yol ve başından Walking Streetin girişine kadar yol boyu bekleyen Orospuları görebilir ve pazarlık yapabilirsiniz… Erkek Orospularda var ama işlevlerini anlamadım :DDDD

*Sabah altıda yemek yiyen insanlar : Heryede yanan mangallar, çubukların ucunda kedibalıkları, Domuz şişleri, tavuk kanatları…

*Sky Train : Metronun üstten giden versiyonu… İstanbula yapsalar trafik sorunu kalmaz… Tüm şehri üstten geçebilirsiniz… harika…

*Sirocco Sky Bar (Lebua Otel) : Bir Otel düşünün 63 katında bir sky bar var… offf fena hava koşulları müsait olursa tün Bangkokun gece ışıklarını izleyerek içkilerinizi yudumlayabileceğiniz Bangkoktaki nadide yerlerden :D

*Mutfağı olmayan evler : Thaililer evde yemek yemedikleri için evlerde mutfak yok… illa isteyen balkona sokağa bir tüp atıp üstünde pişiriyorlar…

*Kaşığa koymak için çatal kullanmak : İlk gördüğümde garipsemiştim… Mesela biz Noddle’ı çatala sarar yeriz, Thaililer o sardıkları noddle’ı kaşığa koyuyorlar… Ne yerlerse yesinler çatalı kaşığa koymak için kullanıyorlar…

*Şekerli mayonez ve yiyecekler : Bunlar akıllarının şekerle ve acıyla bozmuşlar… Mayonezleri şekerli, ekmekleri şekerli, Yengeçli ve sosisli poğaçamsı şeylerin üstüne bile şeker döküyorlar ve hatta ve hatta Yeşil mangonun yanına Şekerli biber veriyorlarki garip… Sadece garip….

*Teknoloji merkezinde kola standı : Teknosa ya da Mediamarkt gibi bir yerden kola alıp gezerken içebilirsiniz :D Kola dolabı var alla alla :D

20
Haz
11

Kamboçya… Fakir Olduğu Kadar Zengin Bir Ülke…

Air Asia sağ olsun 25$ 4 ay önce aldığımız biletlerimizle Bangkok Suvarnabhumi havaalanından 45 dakikalık yolculuğumuza çıktık… Normalde Kamboçyaya girildiği gibi uçak sallanmaya başlarmış… Biz en son kısımda baya güzel bir düşüş yaptık ama genel olarak stabil bir uçuştu… Eğer Uçağın sallanmasından korkuyorsanız Bangkoktan 10 saatlik araba yolculuğuyla Kamboçya Phnom Phen’e ulaşabilirsiniz… Havaalanına indikten sonra uçakta dağıtılan kağıtları doldurup vize kısmına yanaşın, 1 fotoğraf ve 20 dolar karşılığı 5 dakikada vizenizi alacaksınız… İmmigrationdan geçtikten sonra Duty Free aradık Sim Kart almak ve para exchange etmek için… İleride bir kapı vardı, orayı geçince ana hole çıkar alırız dedik ama kapıdan çıkınca kendimizi sokakta bulduk… ve çok Şaşırdık :D Hemen çıkışta Hello sim kart satan yerden internet sim aldık para exchange ettik ama Paranızı Kamboçya Riyaline çevirmenize gerek yok, Tüm ülkede dolar geçmekte dert etmeyin..  Dolar olarak kullanabilirsiniz.  Phnom Penhde  nerelere gideceksiniz…

Phnom Penh

*Royal Palace

Adından da anlaşılacağı gibi Kraliyet Sarayı ve içinde tapınakların bulunduğu Phnom Phende gezilmesi gereken en önemli yerlerden biri… Geniş arazi üzerine kurulmuş Thai stili binalar çok görkemli… Giderken  erkekler ve kadınlar T-Shirt ve pantalon giymeyi unutmayın yoksa içeri giremezsiniz. Özellikle kadınlar askılı kıyafetle gitmemeli. 6.25$ giriş ücreti var. saat 08-11 ve 14-17 saatleri arası açık. Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Tuol Sleng Genocide Museum (S-21 Prison)

Kamboçyada beni kalbimden vurdu… Orası bir soykırım müzesi… Soykırım yapılmadan önce ilkokul olan daha sonradan hapishane ve işkence yeri haline getirilen bir mekan… Duvarlarda Fotoğralar tüm öyküyü çok hüzünlü bir şekilde aktarıyor. Diktatör Pol Pot’un kendi halkına yaptığı soykırım ve işkencelere inanamayacaksınız… Kamboçya ya gidip burayı ziyaret etmeden dönmek yazık olur… Kesinlikle gidin… 3$ gibi bir ücreti var. Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*The Killing Fields of Choeung Ek

Biz gidemedik ama Pol Pot’un yaptığı soykırımın kanıtlarını silmek için toplu mezarlara insanları gömdüğü yer. Bizim zamanımız kalmadığından gidemesekte siz uygun olursanız atlamayın…

*The National Museum of Cambodia

Royal palasın hemen yanında. Müzeye uğradıktan sonra Royal palasa gidebilirsiniz… Müze Kamboçyanın tarihi hakkında kapsamlı bilgi vermekte… Taş oyma heykellerden gözünüzü alamayacaksınız… Ben ce gitmenizde fayda var… Gezip müzenin içinde oturma alanlarında serinleyebilirsiniz… Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Wat Phnom

Şehre ismini veren tapınak… Büyük bir bahçenin ortasında bir tepede bulunan bir tapınak. Biz oradayken tapınak restorasyondaydı, o yüzden tam olarak göremedik, ama bahçesi, ana binası ve çevrede bulunan diğer  anıtlarla kesinlikle görülmesi gereken bir yer… Sadece 1$ :D

*Wat Ounalom

Royal Palace ve National Museum’a 5 Dakika mesafede… Şehir turunuzu atarken bu 3’ünü aynı günde görebilirsiniz… Ufak şirin serinlemek için durabileceğiniz bir tapınak. Ücretsiz… İstediğiniz gibi gezin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Sisowath Quay aka Riverside

Nehir Yolunda kafeler dizilmekte ve yürüyüşyolu bulunmakta… Bira 1-2$ civarında… Kamboçyanın Kendine has birası Angkor’un tadını svmedim ama akşam gezin için yemek yiyin… Yemekler 3-5$ civarı

Phnom Penhden 3 yolla Siem Reap’e geçebilirsiniz… Uçakla ki tavsiye etmem çok pahalı, Otobüsle giderseniz 6$lık olanları tercih etmeyin çok kötü otobüsler siz 10-11 dolarlık olan lüx otobüsleri tercih edin ki rahatca gidebilirsiniz ya da taksiyle… Ortalama 100$ vermeniz gerekir ki biraz pahalı bir seçenek… :D Biz otobüsü tercih ettik… Yanınıza yiyecek birşeyler almadan binmeyin, yollar çok fena nerdeyse yolun yarısı stabilize yol ama maceracı bir ruha sahipseniz sorun yok… Kamboçya geceleri karanlığa bürünür ve yol boyunca göreceğiniz tek ışık Bir flöresan ışınının altında duran su dolu mini havuzlardır… Bunlar Böcek kapanlarıdır… Işığa gelen böcekleri yakalamak için kullanırlar daha sonra Kamboçyanın bilimum yerlerinde satıldığını ve Kamboçyalıların afiyetle yediğini görebilirsiniz :D Deneyebilirsiniz ama tadı pek de ahım şahım değil unutmayın… Alışık olduğumuz bir tat değil… !!!

Uyarılar ve Önlemler…

*Royal Palace’a giderken Kolları açık bırakacak şeyler giymeyin T-Shirt iyidir, Kısa mini etek ve Şort Giymeyin Pantalon veya uzun kapri giyin yoksa giremezsiniz… Unutmayın !!!

*Tuk Tuklarla pazarlık yapmayı unutmayın ve biryere gidip gelirken dönmeden otele yada gideceğiniz yere ulaşmadan tuk tuk şöförüne para vermeyin…

*Hava karardıktan sonra Phnom Penh karanlığa bürünür ara sokaklara girmeyin, arka taraflardaysa oteliniz Tuk Tuk tercih edin !!!

*Paranızı Kamboçya Riyaline çevirmenize gerek yok, Heryerde Amerikan Doları geçmektedir…

*İçkiler çok ucuz görünebilir dikkat edin sahte çıkabilir… !!!

*2 günden fazla zaman harcamayın Siem Reap’e geçin…

*Ne alırsanız alın Pazarlık yapın !!!

*Çocuk ticareti yasal değildir görürseniz hem polise haber verin !!!!

Siam Reap

*Angkor Wat

Dünyanın en önemli Turistik merkezlerinden biri… Burayı görmeden ölmemek gerekiyor… Kimer Krallığının en büyük olduğu dönemlerden birinde yapılmış… Çok görkemli, çok geniş bir arazi üzerinde yapılmış bir tapınak… Biz otelin kapısının önünde duran Tuk Tukla pazarlık yapıp tüm gün için (öğleden sonra) 12$’a anlaştık… Anlaşma Otelden Angkor Wat – Bayon – Otel… Bu Turun nerdeyse 25 km olduğunu ve adamın sizi 4-7 saat bekleyeceğini unutmayın… Bahşişini eksik etmeyin parayı otele ulaştığınızda verin… Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

*Angkor Thom

-Bayon

Tuk Tuk şöförünüze söylerseniz sizi Bayon’a götürecektir… Ankor Wat’a 3km uzaklıkta…Yürüyerek gidemezsiniz. Angkor Thom alanının içinde bulunan Tapınaklardan biri… Angkor Wat’dan sonra görülmesi gereken en önemli yerlerden biri… Tapınakta sayısız yüz görüceksiniz, ve sizi takip eden gözler gibi hissedeceksiniz… 12. yüzyılda Bayon’u kuran VII. Jayavarman yüzleri olduğu düşünülmektedir…Biz baya bi yağmura yakalandık, Sırılsıklam olduk ama gezdik… Kesinlikle görmeden ölmeyin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

-Baphuon

Bir çok tapınağın bulunduğu Bayon’un hemen 200 metre ilersindeki 2. Tapınak alanı… Böyle büyük bir alan sizi büyüleyecek, bazı tapınakları gezebilir bazı tapanaklara giremezsiniz, biz gittiğimizde bazı tapınakta Restorasyon çalışmaları vardı giremedik ama yamur altında saatlerce gezdik…  Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

-Terrace of The Elephants

Baphuon’un çıkışında bulunan teras… Uzunluğu Nerdeyse 500 -700 metre uzunluğunda bir teras… Taştan Filleri görünce Terrace of The Elephants da olduğunuzu anlarsınız…

*Ta Phrohm

Angkor Thomdan ortalama 1-2 km uzaklıkta bir alan ve yine Tuk Tuk Şöförünüze söylerseniz sizi götürecektir extra ücret almaz unutmayın… Girişte Tuk Tuk Şöförü sizi bırakır ve arka çıkıştan alacağını söyler… Uzun bir yürüyüzle 700 metre kadar ilerde Ta Phrohmtapınağına geleceksiniz… İnanılmayacak düzeyde büyük bir alan ve bazı ağaçlar Tapınağın üstünü kaplamış durumdadır, Tam bir görsel şölen… Nereye bakacağınızı saşıracaksınız… Görmeden ölmeyin :D Fotoğraflara Buradan Ulaşabilirsiniz…

Biz gidemedik siz gidin

Kampong Phluk Floating Village yağmur mevsiminde tehlikeli

Uyarılar ve Önlemler…

*Yağmur mevsiminde gitsenizde gitmesenizde Marketten Yağmurluk alın ve çantanıza atın !!!

*Lonely Planet kitabı çok yardımcı olacak bir tane alın, ya da Kamboçyada iyi bir pazarlıkla 4$’a çakmasını alabilirsiniz ama orjinal iyidir çok işinize yarayacak unutmayın, verdiğiniz paraya değer :D

*Tuk Tuklarla pazarlık yapmayı unutmayın ve otele dönene ya da gitmek istediğiniz yere gidene kadar para vermeyin kaçar giderler…

*Paranızı kimsenin gözüne sokmayın çok fakirler zorla insanları kötü yola sürükletmeyin…

*Gençler azda olsa ingilizce biliyor, yaşlılar ise fransızcayı akıcı konuşmaktadırlar…

*Çocuk ticareti yasal değildir görürseniz hem polise haber verin !!!!

*Fotoğraflar pek kaliteli değil, Telefon ve Hava Koşulları Yüzünden Kusura Bakmayın :D

01
May
11

Penang… Andaman Denizinin İncisi…

Penang neresidir…? Kabaca Malezyanın kuzeyinde Taylanda çok yakın bir ada… Andaman denizindeki ilk kolonial ada…Hayatınız boyunca bir kez de olsa görmeniz gereken yerlerden biri… Tarihi çok zengin, çok çeşitli kültürlerin birleştiği (Çinliler, Hintliler,Thaililer, Endonezyalılar ve tabiki Malaylar) çok güzel sahilleri ve parkların bulunduğu, ufak olduğu kadar 1 haftalık aktivite bakımından doyurucu bir yer… Evet penang turumuza başlayabiliriz :D  Yapacağınız ilk iş havaalanından girer girmez bir internet sim almak olsun… Ücreti 2gb 25Rm (12.5 tl) 1 ay kullanabiliyorsunuz… İnternet hızı süper… Google  Map Çok Yardımcı Olacak Size yön bulmanızda…

Biz George Town kısmında Çin mahallesinde bir otelde kalmayı tercih ettik… Adayı en güzel gezme yolu motor kiralayıp gezmek ama trafık akış yönü size garip gelebilir, biz Taylandda yaşadığımız için bizim için sorun olmadı :D  Öncedende bahsettiğim Google map sayesinde , motor üstünde dura dura, konumumuzu check ede ede yavaş yavaş gezdik… BUlmak istediğimiz her yeride bulduk :D

*Kolonial Bölge

Burayı yürüyerek gezmeniz tavsiye edilir… 25 kadar bina hemen hemen 2 km karelik bir alanda sıkışmış durumda.  Bu yüzden yürüyerek gezmeniz idealdir. Buradaki binalar gerçekten çok güzel, hepsinin ismini vermeyecem, penang haritasını elinize alınca görürsünüz ama ben en beğendiğim birkaçını size tanıtayım…

1-Penang State Museum’a kesinlikle gidin. Penang tarihini ve burada yıllardır  yaşayan insanlar ve ada tarihçesini en iyi  görebileceğiniz yer…

2-Teochew Temple… Ufak tefek bir temple ama kesinlikle görülmesi gerekiyor… Tahminime göre Çin Tapınağı…

3-The Pinang Peranekan Mansion… İşte en sevdiğim yerlerden biri Penangdaki…  2 Katlı süper tarihi bir bina… Her yerinden tarih akıyor… Arka kısmında Tapınak kısmınada hasta oldum… Resimleri görmek için tıklayın…

4-Little İndia… Kesinlikle gidin. Komedi Dükkanları dolu… (işin şakası ama çok komikler) Müzikleri alıp sizi hindistana götürecek ve orada bırakacak :D Kendinizi kısa sürede olsa hindistanda gibi hissedeceksiniz… 2 numaradaki Teochem Temple çok yakınlarınızda…

Bu bölgeyi gezmek size sabah 11-12 gibi başlarsanız tan 1 gününüzü alacak. Saat en geç 6da Templelar kapanıyor unutmayın… O yüzden gezi planınızı düzgün yapın… Bu arada havalar çok sıcak oluyor ve aşırı günes, gerekli güneş kremidir yağıdır almayı unutmayın :D

*Çin Mahallesi ve Etrafı

Bu bölge kolonial bölgeye en yakın kısım… Zaten yan yanalar… Penang Haritası alıp baktığınızda burası Buffer Zone olarak yazılan bölge olarak karşınıza çıkacaktır…Burada Kolonial bölgeye göre pek birşey olmasada şehrin simgelerinden olan Komtar’ı içinde barındırır… Simge dediysem siz sallamayın, alışveriş merkezş olarak çok berbat bir yer ancak altında KFC gibi birkaç restorant bulunmakta… KFC manyağı olacaksınız unutmayın :D

Burada Upper Penang Road’a gitmeyi unutmayın… Tüm bar ve diskolar burada… Öyle dediğime   bakmayın zaten topu topu 5-6 tane ve fiyatlar inanılamaz… Bir bira 25-40 RM arası yani 12.5-20 tl arası oluyor bu fiyatlara pek değmez ama gidip bir yorgunluk birası içmeden gelmeyin… Taylandda yaşadığımız için bize bu fiyatlar çok geliyor ama Türkiyede yaşayanlar için pek fazla olmasa gerek :D

*Ada içleri ve Diğer Parklar

1-Penang Kelebek Çiftliği (Penang Butterfly Farm) işte Penangda en görülmesi gereken yerlerden biri… İçeride bir dolu kelebek, böcek, böcek yiyen bitkiler, kaplumbağalar, yılanlar ve komodo ejderi benzeri  kertenkeleler… İç kısımlarda dev böcekler ve kelebek sergileri… Beklediğimden ufak bir çiftlikti ama kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer… Profesyçnel makinanız varsa en az 2 saat burada kaldınız demektir… Fotoğraf çekmekten keyif alacaksınız. 28 Rm yani 14 tl civarı… Resimleri görmek için tıklayın…

2-Penang National Park… Biz pazar günü gittiğimizden dolayı biraz geç kalmıştık botanik bahçelerini görmek için ama kesinlikle gidilip görülmesi, yürünmesi ve çimenlere oturup keyif yapılması gereken bir yer. Burada bir.ok maymun görebilirsiniz, sakın beslemeyin ve çok  yaklaşmayın !!! Tehlikeli olabiliyorlar ! Resimleri görmek için tıklayın…

3-Kek Lok Si Temple… Otelimizin Roofunda kahvaltı yaparken ortalama 4 km uzakta dağın yamacında gördüşümüz ve merakla gittiğimiz dev bir Temple… Penangda en çok etkilendiğim yerdi… Tepede bulunan Kuan Yin Statue & Octagonal Pavilion’a çıkmayı nutmayın. Bu kadar büyük bir buddha görmemiştim ayrıca tüm Penang’ı ayaklarınızın altına alan bir manzarası var… Resimleri görmek için tıklayın…

4-Penang Bird Park… Anakarada olmasına rağmen buraya koydum… O tarafta yapılabilecek tek etkinlik… Bulmamız biraz uzun sürsede gayet güzel  bir parkla karşılaştık… Binlerce kuşu canlı olarak görebileceğiniz bir park… Kaçırmayın üzülürsünüz… Fotoğraflarda ayrıntıları bulunmakta :D Resimleri görmek için tıklayın…

*Batu Ferringhi ve Gurney Plaza

Batu Ferringhi süper plajları olan bir sahil yolu… Kesinlikle gidip denize girin… Parasailing, Jet Ski, Tekne gezileri ve süper sahilleri burada bulabilirsiniz… batu Ferringhinin sonuna doğru Bay Viev Otelin tam arkasında Echo (Tam adından emin değilim) bir hint restorantı var. Yemekleri beğendik, özellikle Naan… Naan : Bizim bildiğiniz gözleme, hemde el açması… Kesinlikle yiyin… Mantar çorbasıda güzel. Naan ısmarlayın bitirin doymazsanız yemek söyleyin… Kaşarlı naan ve mantar çorbası üstüne yemeği bitiremedik…

Resimleri görmek için tıklayın…

Gurney plaza George Town’a daha yakın bir yerde sahilde bulunan Penangın en güzel alışveriş merkezi… Bizi ilgilendiren kısmı, ara antrede bulununan restorantlar oldu… Chicago da steak ya da rib yemeden gelmeyin. Onun karşısında bulunan Chilli’s de ise hamburgerler devasa ve süper… 2 kişi ortalama 100Rm (50tl) civarı tutuyor…

Uyarılar ve Önlemler…

Taksilerde taksimetre yok… Arasıra binmek için iyi ama  adayı gezerken pahalı… Motorsiklet tercih edin.

Trishaw’a kesinlikle binin… İçinde 2 kişilik oturma yeri bulunan bisiklet… Sürücü sizi istediğiniz yere götürecek ama fiyatlar devamlı binmeye uygun değil… George Town – Gurney Plaza arası 30 Rm  (15 tl)

Sokakta alkol içmeyin… Müslüman bir ülke ve sıkı gözetimde. Alkollü içki fiyatları çok yüksek . Bir Bira 12-20 tl barda, 5-7 tl Marketlerde…

Genel olarak ada bize pahalı geldi , belkide Thailand buraya göre ucuz olduğundandır ama Türkiyeden gelecekler içim pekte pahalı değil…

Gidin, görün, yiyin, için , gezin ve Penang’ı unutmayın.

Maymunlardan uzak durun !!! Beslemeyin ve çok yaklaşmayın !!!!

29
Nis
11

Bangkok… Tapınaklar Şehri…

Bangkok turuna hoş geldiniz…  Tabi ilk önce uzun bir ucak yolcuğundan sonra havaalanından kurtulup otelinize yerleşmeniz lazım… Biz bunun için taksiyi seçtik yorgunluktan dolayı ama diğer seçenek olarak bizdeki havaşa benzer servislerle şehre gidebilirsiniz… Hepsi 1. kattan kalkmaktadır… Otabüsün ücretini bilmiyorum ama taksiye fiş alarak bineceksiniz. Biz Uzak olan Sukumvit road bölgesine 400 baht + 60 baht Otoban ücreti (girmeyedebilirsin) ile 460 baht yani 23 tl karşışığında gittik. Sabah olmasına rağmen Bangkokun havası Chao Phraya nehrinden dolayı çok nemli ve basıktı ama kısa sürede alışıyorsunuz…

Neyse gezi planımızı yaparken Lonely Planet Thailand kitabından yararlandık… Sizde bir tane edinirseniz gerçekten çok faydası oluyor… Şimdi turumuza başlayalım… ilk olarak kesinlikle gidilmesi gereken tapınaklar ve sarayla başlayalım…

Grand Palace & Emerald Buddha ya gidin ilk önce… Biz öyle yapmasak da siz öyle yapın ve en önemlisinden başlayın…

Önemli Not: Tapınaklara Pantalonla gidin yoksa içeri giremeyebilirsiniz… !!! Kadınlarda çok açık giyilmemesi tavsiye edilir… T-Shirt  ve Pantolon idealdir…

*Grand Palas çok geniş bir arazi üzerine kurulmuş Thai stili binalar ve ana saray binasından ve en önemlisi Emerald Buddhanında içinde bulunduğu gayet komplex bir yapıdır…Uzun uzun gezebileceğiniz, böyle yapılardan ve duvar resimlerinden keyif alıyorsanız bir gününüzü keyifle harcıyabileceğiniz Bangkoktaki bir numaralı tarihi yer ! Giriş ücreti 300 baht (15tl veya 10$) Tekrar hatırlatalım kıyafetlerinize dikkat edin….

*Wat Pho (Reclining Buddha ya da Sleeping Buddha) gideceğiniz ikinci adresiniz… 46 metre uzunluğunda 15 metre yüksekliğinde altın bir Buddha heykeli bulunmakta… İhtişamı ve duruşu sizi  hayret içinde bırakacak, kesinlikle gidilmesi gereken bir Temple… Bangkokun en eski ve en büyük tapınağı… Aslında çok anlatabileceğim bir şey yok görülmesi gerekiyor… Diğer heykellere hasta oldum :D

*Wat Arun... İşte burayı çok sevdim. Yükseklik, dik ve dev basamaklardan korkmuyorsanız kesinlikle bu yapının üstüne çıkmalısınız… Chao Phraya nehrini ve Wat pho yu görebilirsiniz. Nadide bir mimariyle yapılmış çok görkemli bir eser… Buraya Chao Phraya nehri üstündeki Tha Tien Pier den 3baht karşılığında karşıya geçebilirsiniz.

*Golden Mount… İşte Bangkoku tepeden muhteşem manzarasını görebileceğiniz bir yer. Normalde Temple ama Temple kısmı beni pek tatmin etmesede oraya kısa tırmanış ve manzara süper…Bize söylenene göre güneş batarken Golden Mountdan süper görünüyormuş ama biz o saatlere yetişemedik.

*Golden Buddha… 190 milyon dolar değerinde 5.5 ton altından yapılmış dev buddha… Gerçekten çok görkemli bir Temple… Biz sıcaktan Temple içinde baya uzun bir serinleme gerçekleştirdik… Huzur dolu yarım saat geçirdik 5.5 tonluk Altın Buddhayla… Gidin görün pişman olmayacaksınız.

Biz size sadece 5 önemli tapınağı tanıttık. Bangkok tapınaklar diyarı bir şehir… Daha fazlasını kendiniz arayıp bulabilirsiniz bize 6-7  tanesi yettide arttı bile. Bunlara gidin görün yoksa Bangkoka gelmiş sayılmazsınız.

2.Bölümümüzde ise Bangkokta  görmeniz gereken diğer yerleri tanıtacaz…

*Jim Thompson’s House biraz arada kalıyor ama kolayca bulabilirsiniz.

Bu kimdir derseniz Efsanevi Amerikan ipek Tüccarı… Evinde ne yapacam bu herifin derseniz, Gidin görün… Biraz serinler ve biraz bahçesinde nefes alırsınız… Ev bozulmadan korunmuş ve içinde kullanılan tüm eşyalarla muhafaza edilmiş bir ev… ama  ben en çok bahçedeki havuzun içinde karidesle beslenen dev balık ve kaplumbağalara bayıldım…

*Lumphini Park… Sıcak sizi yaktı kavurdu… İşte size yayılabileceğiniz yapay gölü olan bir park… Biz gittik 2 içecek alıp biraz yürüdük ve yayıldıp serinledik… Yenilenip gezmeye tekrar koyulduk… Bangkokun ortasında güzel bir kaçamak…

*Lebua Hotel (Sirocco & Sky Bar)… Kesinlikle ve kesinlikle paranıza kıyın ve gidin… State towerda bulunan lebua hotelin 63. katında  bulunan Sirocco & Sky Bar gibi bir bar görmediniz…Hava şartları elverişli olursa Bangkok ayaklarınız altında…. Chao Phraya Nehri, Şehrin ışıklarıyla parlıyor Kehribar gibi parlıyor… Havada hafif bir esinti ve içkinizden aldığınız ufak yudumlar… Dikkat biraz pahalı ama verilmeyecek ücretler değil. İçkiler 400Baht (20tl) den başlıyor.

Şimdi sırada gidilmesi gereken Bölgeler ve Caddeler var… Akşam yemekleriniz olsun, etkinlikleriniz olsun ya da laf olsun diye gidip görülmesi gereken yerler…

*China Town (Yaowarat Street)… İşte yemek burada yenir ama her yerinde değil… Kuş Yuvası (Bird Nest) çorbası veya Köpek balığı yüzgeci çorbası arıyorsanız doğru yerdesiniz ama deniz ürünleri yapan yerler çok ama çok leziz yapıyorlar… Oturun ve King Prawnların, Mavi Yengeçlerin keyfini çıkarın… Yemek siparişi verirken acısız istediğinizi belirtmeyi unutmayın. Biz 2 akşam yemeğimizi burada yedik ve tabiki Tiger Prawnları ve mavi yengeçleri götürdüm… Prawnları Grill olarak tercih ediyorum ama mavi yengeci Curryli yapıyorlar  işte o çok fena güzel birşey ama çok fazla yengeç eti yiyebileceğinizi düşünmeyin ama prawn’a doyacaksınız. 2 kişi ortalama 700baht (35tl) arası tutuyor hatırlatalım… Verdiğiniz paranın karşılığını alıyorsunuz :D

*Siam Square (Siam Paragon)… Al sana dev gibi bir alışveriş merkezi ve aynı zamandan zannedersem buzhane :D Klimaların bir binayı hiç bu kadar soğuttuğunu görmemiştim hatta düşünmemiştim. Aradığınız hemen hemen herşeyi tüm ünlü markaları burada bulabilirsiniz… Hatta Lamborgini mağzasından araba bile satın alabilirsiniz ama direksiyonun sağda olduğunu unutmayın :D

*Patpong Night Bazaar… İlk defa Bangkokta yankesici tarafından kalabalıkta burada çarpılmaya çalıştılar ama hızlı farkettim… Kalabalıkta ceplerinize ve çantanıza dikkat edin. Onun dışında gece kurulan bir pazar var, ancak önemli kılan kısım pazardaki süper t-shirtler ve  çantalar değil pazarın etrafında bulunan Go Go Barlardır… Striptiz, çekik gözlü fantezileriniz varsa gidin ama dikkatli olun… Katta ve ya içerisi görünmeyen yerlere girmemeye çalışın…

*Chao Phraya… Nehir gezisi yapın ama bizden size tavsiye etrafta nehir gezisi yapan yerler 1000-3000 Baht arası para istiyorlar… Öyle çok önemli birşeyde yapmıyorlar. Biz direk pierden (iskeleden) nehirde aşağı yukarı taşıma yapan süper hızlı kocaman tekneler var onlarla turumuzu kendimiz yaptık… 2 kişi 200 baht’a bile mal olmamıştır. 1 saatiniizi ayırın bir aşağı bir yukarı gezin Chao Phrayada :D

Ulaşımda ne kullandık

Genelde Sky Train (Bizdeki metro gibi ama yukardan gideni) ve taksi kullandık… Sky Train için 15 binişlik bilet ve Sky Train duraklarında bulunan ücretsiz haritayla tüm Bangkoku gezdik… Taksi sudan ucuz ama taksimetre açtırmayı unutmayın… Tuk Tuk denen küçük motorlu ulaşım araçlarını tercih etmedik. Biraz pahalı ve trafikte egzost kokluyorsunuz ama en az bir kez de olsa binin. Keyfi ayrı…. Onlarda Goverment (Devlet) Tuk Tukları var çok ucuzlar ama ayrımını yapamadık  pek… Goverment tuk tuk şöförleri ayrı bir forma gibi bir mavi bir kıyafet giyiyor ama görmek ve ayırt etmek pek mümkün değil…

Uyarılar….

Kesinlikle Sky Train’e binecekseniz uzun kollu birşeyler yanınıza alın…. Bangkokta kapıdan girilen heryerde inanılmaz bir soğuk var… Klima kullanımında sınır yok aman dikkat hasta olarak geçirmeyin tatili…

Taksiye binince taksimetre açtırmayı unutmayın…

Tuk Tuk pahalı ama pazarlık yapın ve binmeden dönmeyin

Hiçbirşeyi pazarlık yapmadan almayın… Dönün gidin o zaman istediğiniz fiyat ya da  yakın bir fiyata alabilirsiniz…

Yemekler çok acı, sipariş verirken acısız olmasını istediğinizi söylemeyi unutmayın… Ben acı yerim demeyin en son iddialaştığımdan yemek yerken başım dönüyordu acıdan….

7/11 lar marketleri 24 saat açıktır buralarda aradığınız birçok şeyi bulabilirsiniz… Tostları güzel alın atıştırma olarak kullanabilirsiniz…

Meyva satıcılarından meyva alın yiyin, hem ucuz hemde çok lezzetli… 10-20 Baht

Bangkok herşeyiyle keyifli bir şehir… Görülmesi ve gidilmesi gereken bir çok yer var. Uyumayan bir şehir sabah altında bile akıcı bir trafik görebilirsiniz… Türkiyedeki gibi kahvaltılar bulamayacaksınız kendiniz hazırlayın.

Biz gitmedik ama siz gidin…

Bangkok Under Water World (1000 Baht) (Siam Paragonda)

National Museum

Supper Club

Floating Market

Zamanımız kalmadı yetiştiremedik… Sizin enerjiniz ve zamanınız olursa kaçırmayın :D Cep telefonumda bir sorun olduğu için fotoğrafların bir kısmı silindi…. Bunlar Kurtarabildiklerim. Fotoğraf albümünü görmek için Tıklayın :D

Pattayada yaşıyoruz artık… Thailandla ilgili herhangi bir sorunuz olursa çekinmeden sorabilirsiniz….

11
Ara
09

Longest Journey

Episode 1 Gidiş…

Kurban Bayramı tatili nedeniyle babannemleri görmeye karar vermiştim… çooooook uzun zamandır görüşmüyorduk nerdeyse 15 senedir :D Çanakkaleye gideceğimi uğura söyledim. Tek başına gitme bizide Bozcaadaya atarsın bize de değişik bir yere gitmiş oluruz diye başlayan yolculuğumuz bayramın 1. günü sabah 5 civarında başladı… Herkesi evlerden topladıktan sonra Ankaradan yola çıkılarak Eskişehir yolu üzerinden yola koyulduk… Hava daha tam ağarmamış ve Ankara sabahının soğuğu bizi yolcu ediyordu. İstikametimiz Eskişehir – Bursa – Çanakkale olarak belirlendi tabi kocaman haritamızı yola çıkınca açtığımızda belirledik :D. Gidişimiz sorunsuz bir şekilde başladı… Bursaya kadar arabayı ben kullandıktan sonra arabayı Uğura verip arka koltukta uykuya daldım… Rüyalarımı hatırlamıyorum ama sarsıntısız kullandığı için uğura teşekkürler… Marmara denizi yakınlarında bir benzin istasyonunda mola vermemize kadar Bebek gibi uyumuşum. Pekte ahım şahım olmayan deniz manzaramızla birlikta bişeyler yiyip yola koyulduk tekrar. Biga sapağını göremediğimiz için lapseki üzerinden gitmeye karar verdik. Görülecek pek bi sapakta yoktu aslında. 3 kişi bir sapağı kaçırırmı derseniz evet kaçırır ne tabela ne bir yol işareti yoksa nereye gittiğini bilmeyen kör kurşun gibi bir diğer tabelaya kadar nereye gittiğimizi anlayamadık :D Anladığımızda Lapsekiye varmak üzereydi :D Lapsekiden değilde geyikliden feribota binmeye karar verdikleri için Ezine yakınlarında Geyikli Köyünden 4km uzaktaki limana gittik.

Episode 2 Gezinme…

Arabalar için 43, kişiler içinse 3 tl feribot bedeli vardı. Ben Güzelyalıya Babannemlerin yanına döneceğimden biletlerini alıp feribot saatini orada kahveden bozma bir kafede sahilde bekledik.Şehir dışına çıkamayan arkadaşlarımı arayıp biraz deniz sesi dinleterek bayramlarının mutsuz geçmesini sağladığım için gayet gururlandım :D Çay ve kahve içtik pek beğenmesemde lezzetlerini bozcaada ve Ege denizi manzaralı oturma yerimizde biraz üşüsekte keyfimiz yerindeydi :D Uğur kafenin tabelasındaki yanlış yazılmış kelimeleri bulmamızı istedi 4 tane vardı. 3 tanesini çabucak bulsakta yanlış yere baktığımızdan 4.yü bulmak biraz zaman aldı :D Neyse ben onları Bozcaada feribotuna bindikten sonra 30km lik bir yoldan sonra Babannemlerin evine ulaştım. 15 seneden beri görmediğim için çok garip bir histi çünkü o zamana kadar benim hiç babannemle dedem olmamıştı ve bir anda hayatıma girmeleri bende garip bir his oluşturdu :D Yabancıydık uzun süre birbirimize ! Neyse diğer eve beni yerleştirdiler ve ben laptop’u açınca birde ne göreyim wireless var ve şifre koymamışlar. Bin kere teşekkür ederek güzelce internete bağlandım. işin garip tarafı babannemler dışında o tarafta oturulan 2 ev var ve ben orada wireless internet bulmuşum. En büyük bayram hediyesiydi :D Artık eşşek kadar olduğumdan harçlık falan hak getire tabiki :D Neyse babannemlerle tanışma faslından sonra :D güzel bir yemek yedik.. Hoş ben diette olsam da darılmasınlar bu nasıl bir çocuk demesinler diye ne koydularsa önüme yedim. Ama babannem durmak bilmiyordu… yemek + meyva + tatlı derken ben verdiğim tüm kiloları aldığımı düşünmeye başlamıştım. Saat 22.30 civarında artık hem yorgunluktan hemde oksijen zehirlenmesi nedeniyle uyumaya karar verdim. Sonradan Uğurlarla konuşmam sonucunda onlarında saat 22.00 sularında yattığını öğrendim. Topluca bayılmışız.. Oksijen Zehirlenmesi ve yol yorgunluğu yüzünden. Diğer gün babannemlerle zaman geçirdim… Konuştuk, tanıştık, akraba olduğumuzun farkına vardık. Daha sonra Güzelyalı turu attım. Güzelyalı adındanda anlaşılacağı gibi çok güzel fakat bir o kadar küçük ve ıssızdı. yazlık bir mekan olduğundan kimseler yoktu sokakta. Daha sonra babannem bana “buraları dolaştıralım sana” dediler ve 30 senelik Peugeut 504 arabalarıyla gezdirmeye çıktılar. Babannem 85 yaşında ama hala iyi araba kullandığını öğrendim buradan :D Tam o sıralarda Uğurlarda Bozcaada da Şarap içip, içtikleri şarapların bağlarını geziyorlarmış… ve Rüzgar santrallerinin yakınlarında fotoğraflarını çekip seslerini dinlemişler :D Geceyide orada geçirdikten sonra bayram trafiğine girmemek için pazar yola çıkmaya karar verdik.

Episode 3 Dönüş…

Evveeeet… Ben yine Bozcaada feribotunu yönünü tuttum ve geyikliye gittim. Fazla beklemeden feribot geldi ve Ankaraya doğru yolculuğumuz başladı.Bu sefer Ezine tarafından gitmeye karar verdik. Peynir meynir niye almadık yoldan bilmiyorum ama ben zaten koyun koyun kokan peynirlerden pek hoşlanmadığımdan aklıma gelmemiştir diye düşünüyorum. Ezineyi geçtikten sonra yönümüzü Bayramiç – Çan yoluna çevirdik. Doğanın bu kadar cömert davrandığı çok az yer vardır ki bu gezgin ekip bile yola teslim oldu. 2 tarafı çam ormanlarıyla kaplı 2 seritli hertarafın yemyeşil olduğu ve sonbaharın aradaki çalı ve kavakları kahverengi tonlarına bürüdüğü bir ormanın içinden geçiyorduk. Suna her seferinde “aaaa ne güzel, aaa ne güzel – süper” nidaları gözlüğünü çıkarana kadar devam etti. Meğer ki taktığı güneş gözlüğün renginden dolayı tüm orman, yol ve gökyüzünü daha güzel gösterdiği kanaatine vardıki uğur onunla aynı şeyi düşünmüyordu. Büyülenerek ve uğurun cep telefonuyla yolun videosunu çekerek, bu güzel yolu bitirdik. Bursaya doğru gelirken Suna Yalovaya uğrayabilirmiyiz çok özledim ben yalovayı ve Aydın6 yı dedi… Bizde neden olmasın diye Bursadan sonra Yalovaya doğru yola çıktık. Suna da yalovaya gidecez diye bir heyecan ve sevinç inanamazsınız :D Gelirken yanlışlıkla girdiğimiz Bursa Çevre yoluna (ki öyle uzun gelmişti ki yol tiksinmiştik) tekrar girdik Yalovaya gidebilmek için :D Tabelaları takip ederek Yalovayı bulduk ama siteye geçebilmek için orta refüjün öbür tarafına geçmemiz gerekiyordu. Suna Yalovaya gitmeyeli çok olduğu için ve yollar değiştiği için Aydın 6 ya geçemeyecez diye paniğe kapıldı :( Neyse baya ilerde dönüş yolunu bulduktan sonra Aydın 6 sitesine geldik. Yalova depremi sırasında oradalarmış. Evleri yıkılmış, önlerinde bir bina denize uçmuş…. bir dolu hikaye… İnsanı dehşete düşüren ve doğa ananın acımasızlığını ortaya koyan uzun hikayeler anlattı suna bize. Bir dolu anı ! Neyse daha sonra İstanbul-Ankara yoluna çıkmak için İzmit yönüne doğru yola koyulduk ama acayip bir trafik. Uzun kuyruklar, sıkış tıkış arabalar, yavaş hareket eden insanlar…. Sanki Ankarada bir cuma günü mesai çıkışı trafiğine yakalanmıştım ve eve daha çooook var gibi hissettim. Neyse izmite kadar geldik ve tam Ankara sapağına gelmeye yakın telefonum çaldı. Bertan arıyor. O da zonguldaktan dönüyorum 60 km falan kaldı eve derken Ankara sapağını kaçırdım, trafik yüzünden duramadım ve biz İstanbula doğru gitmeye başladık… Buralardan bir dönüş vardır sözüme çok gülen Suna ve Uğur artık istanbula gittiğimizi ve baya ilerden döneceğimizi anlamışlardı. Ne demişler tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın diye :D Biz Ankaraya doğru gideceğimiz yerine İstanbula doğru yol almaya başladık.Tahmini dönüş 19 km ilerdeki körfez dönüşüydü ama bayram dönüşü trafiğine kapılmıştık İstanbulun… Trafik ağır aksak ilerliyordu. Yine cuma gecesi mesai trafiğine kısılmış gibiydik hatta ondan bile kötüydü. O an istanbulda yaşamadığıma tekrar şükrettim. Düşünsenize şehre girmeden 80 km önce trafik sıkışıyorsa şehrin içindeki trafik nasıldır :( 19 km yolu ortalama 1 saat gibi bir sürede gittik ama oraya gelene kadar yorulmamıştım ama bu trafik beni sersemletti. Uğur arka koltuğa geçip yatarak Gossip Girl izleyip Bozcaadadan aldıkları şarapları yudumluyordu. Nasıl özendim inanamazsınız. 3 keyifli işi bir arada yapıyordu. uzanıyordu, dizi izliyordu ve Bozcaada şarabı içiyordu. Yolda olmasak cennet gibi anlayacağınız. Biz İzmitten gişelerden geçip Ankara yoluna doğru yolculuğumuza en sonunda başladık :D Başladık diyorum çünkü bursaya daha varmadan yönümüz hep istanbula doğruydu :D Ankara yolu sakin olmasada yinede bolca araba vardı. Neyse suna ben Ankara sapağını kaçırdığımdan beri espriler serisine devam etti. Her tabela gördüğünde hadi şuraya gidelim diye değişiklik olsun bu yöne gidelim. Ama ben Giresuna gitmekte kararlıydım :D Giresun nerden çıktı derseniz büyük bir ihtimalle gördüğüm bir otobüsten dolayı giresuna gitmek istiyordum :D Suna Antalya tabelasını görünce Antalyaya dönelim dedi. Bak dönerim biliyorsun beni dedim…. Eeee dön o zaman dedi… Bende hadi bir çılgınlık yapalım bu sefer Ankaraya gidelim dedim. Uzun süre gülüştük tabi arkada dizi izleyip uzanan Uğurun bunlardan haberi yoktu ama en az oda bizim kadar keyifliydi. Daha Adapazarını geçmemiştik ki sis bastırdı. Bir Düzce otobüsü yakalayıp Düzceye kadar peşinden geldik. İyi ki otobüsün dönüş yaptığı yerde pek fazla sis yoktu da bizde Düzceye dönmekten yırttık.Sis çizgi filmllerdeki gibi testereyle kesilebilecek kadar yoğundu. Sonra yolda tek başımıza kaldık ya da sisten öyle olduğunu düşünüyorduk. Zaten başka bir araba olsa görmemiz için 5 metreye kadar yaklaşmamız gerekirdi :D Yoldaki şeritlerden sadece bir tanesini görebiliyorduk. Uğura da bak bak sise bak diye gösterdiğimizde herkesten oha nasıl bir sis be bu diye laflar yükseliyor, Suna dörtlü flaşörleri yakıyor devamlı hız göstergesine bakarak ama yavaş git diyerek beni uyarıyordu ki uğur yine dizilerine dönmüştü o sıralarda. Artık Hiçbir ışık işe yaramıyordu… Arabaların sis farlarını çok yaklaşmadan görmek imkansızdı. Bu sisli yol Ankara Yakınlarında Çamlıdereye kadar sürdü ve yolu gerçekten gitmememiz gereken kadar hızlı geldik. En son Çamlıdereden geçerken bir öğrenci minübüsü orada kaza yapmıştı ve her taraf yaralı insanlar ve cesetlerle kaplıydı. Onu hatırlayınca daha temkinli kullanmam gerektiğini tekrar düşündüm ama Kah bir otobüsün arkasında 120 km ile kah bir araba konvoyunun arkasında 100 km ile hiç durmadan sağ sağlim Ankaraya ulaştık. Ulaştık ama gözlerim fena yorulmuştu sis içinde ışık aramaktan. Bu dönüş yolu bizim için gerçekten uzundu. Uğur 3 bölüm Gossip Girl, 2 Bölüm Dexter, 1 tane film izleyip 1 şişe şarap içti ve elleriyle bizi Kastamonu çekme helvasıyla besledi. Helvaları Kah elimize kah ağzımıza verdi :D Suna Yalovaya gidene kadar çok seviçli ve çok panik durumdaydı, Bense Koltukta Kıçım kadayıf olmuş bir şekilde güzel bir yol CD’sini dinleyerek gayet uzun ve eğlenceli bir dönüş yolunun söförüydüm. Özelliklede ben uğurun içtiği şarabı tadarken yan arabadan şarap şişesine bakınların yüz ifadelerini görmek keyifliydi… 3 güne gerçekten bir Longest Journey sığdırdık. Herkesin keyif aldığını düşünüyorum. Uğurla Suna hiç görmedikleri Bozcaadayı keşfetti, Bense uzun süredir tanımadığım babannemle Dedeme kavuştum. Daha ne olsun herkes gayet karlı çıktı :D

Güzel Fotoğrafları İçin Uğura ve Sunaya Teşekkürler….

27
Eki
09

Uyuzsuyu,Sünnet Gölü ve Çubuk Gölü

Ankaradan çıktık yola… İstanbul yolundan Ayaş sapağına sapıp Yenikent üzerinden sırasıyla ilk önce Ayaş, Beypazarı, Nallıhan ve Göynük yolundan devam ettik. Sola değilde sağa dönerseniz sapaktan Göynük yerine Mudurnuya gidersiniz… Ayaş yolu üzerindeki meyve sebze satanlara bakarak uzun yolumuza koyulduk. Beypazarını transit geçerek 160-170 km sonra Nallıhan’a ulaştık. Nallıhanda gezilesi ve görülesi yerler pek bulunmamakla birlikte doğru yolda gittiğimizi belirten bir mihenk taşından daha ileri bir ilçe değil. Mudurnu tabelalarını takip ederek ilerledik ve Göynük sapağından girdik. Tabi elimizde Adım Adım Türkiye haritası ki bu harita 250 sayfalık çok ayrıntılı bir kitaptan ibaret (Herkese tavsiye ederim ), bunun sayesinde ve tabelaların yardımıyla Uyuzsuyu şelalesine ulaştık :D Uyuzsuyu şelalesi yoluda bir harika. Gördüğüm en güzel ağaçlıklı yolllardan biri ! Aslında bu mevsimde ortada şelale falan yok o yüzden Fotoğrafını koyamayacam ama tam bir doğa yürüyüşü mekanı ! Şelalenin minik göletinde bizi bu sevimli arkadaş karşıladı. Bir prensesin gelip öpmesini bekliyordu ama biraz utangaç olduğundan bir kaç poz verdikten sonra kaçtı ! Bu arada Bolu il sınırları içerisinde olduğumuzuda hatırlatmak istedim. O yüzden

heryer yemyeşil…


Oksijen damarlarımızda gezinmeye başlayınca oksijen zehirlenmesi geçirerek şelalenin bitmekte olan çılız suyunun yakınlarında dinlendik ve doğanın keyfini çıkardık ama buralar ormandan öte jungle gibi gayet sık ağaçlarla kaplı bir yer.


Şelalenin üst tarafında ufak bir mesire yeri var ama biz gittiğimizde kimsecikler yoktu tam mangal alanı aslında sessiz sakin bol yeşillikli… Adam kesseler kimse duymaz öyle bir yer :D Neyse Uyuzsuyu şelalesinden ayrıldıktan sonra göynük yönüne tekrar döndük ve tahmini 30 kmilerde Sünnet gölüne geldik. Ama tabeladan sonra olan 6 km lik yol stabilize ve son 2 km si tek şeritli bir yol ama yol inanılmaz derecede güzel kısımları var ve herkes büyülenmiş şekilde dışarı seyrederken ben araba kullandığım için aval aval dışarı balamadım ve açlıktan dolayı bir an önce piknik sepetine ulaşmak istediğimden göle doğru sürmeye devam ettim. Kesinlikle gördüğüm en güzel ağaçlıklı yollardan biriydi ! Göle ulaştığımızda arabayı sokmak için 5tl aldıklarını öğrendim… Arabayı otelin önünde göle yakın bir kısıma park ettik. Göl gözümüzün önündeydi. Süper huzurlu, sakin, her tafaf çam ormanlarıyla çevrili süper mini bir göl ! Gölün etrafını dolalan yol 45 – 60 dakika arası bir yürüyüşle tamamlıyabiliyorsunuz ve gölün etrafında çam ormanları içinde keyifle bol oksijenli ve manzaralı bir yürüyüşünle kesinlikle şehirden tekrar ve tekrar nefret ederek ve bir daha daha erken gelelim sözleri arasında gezinin keyfini çıkartıyorsunuz. Zamanımız kısıtlı ve
Çubuk gölünü ve oradaki yel değirmenlerinide görmek istediğimizden yola çıkmaya karar verip ormandaki yürüyüşümüzü kısa kesmek zorunda kaldık ! :(
Sünnet gölünden çıktıktan sonra 20 km kadar ilerde yine göynük tarafına doğru giderek Çubuk gölü tabelalarını takip ederek göle ulaştık.

Minik bir göl ve yel değirmenleri bizi karşıladı. Buradaki yel değirmenleri bir dizi çekimi için yapılmış ve dizi çekilmekt
envazgeçilince terk edilmiş ! Manzara, yel değirmenleri herşey yine süper kesinlikle ! Ankaradan uzaklığımız ortalama 250 km olmasına rağmen kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri ve Mayıs ayını tercih ederseniz hem göllerin doluluk oranı daha yüksek olur hemde

Uyuzsuyu şelalesinin suyu akıyor olur. Bu aylarda gitmenizi öneririm ama her ay mümkündür ki Sünnet gölüne kışın giden arkadaşlarımdan aldığım bilgilere göre her mevsim gidilebilecek bir göl olduğunu biliyorum. Neyse Çubuk gölünüde arkamızda bırakarak Göynük üzerinden Ankaraya doğru yola çıktık. Hava kararmamış olsa Göynükteki Beypazarı tipi evleride görmeyi çok istiyorduk ama bir daha ki sefere artık :D Uzun ve çok yorucu bir yolculuk olmasına ve bir dolu stabilize yola girmemize rağmen kesinlikle bu rotayı öneriyorum. Hem Ankaralılar hemde istanbullular için tam bir kaçış yeri. Hatta Sünnet gölündeki otelde konaklamanızı ve oranın keyfini doyasıya çıkarmanızı isterim… Bir başka gezi yazısında görüşmek üzere…

PS: Güzel Fotoları İçin Uğur Doyduk‘a Teşekkürler… Fotoğraflara Ulaşmak İçin Tıklayın…

09
Ağu
09

Sensation Partileri !!!

Dünyanın en büyük elektronik müzik partisi. Bir çok ülkede ki bu ülkeler Hollanda, Almanya Polonya, Belçika,Avustralya, İspanya, Brezilya ve daha nicelerinde yapılmakta. ama Türkiyede yapılmıyor ne yazık ki. Neden yapılmıyor diye sormak gerekiyor. Müzik kültürümüzden mi, kütlür yapımızdan mı yoksa maddi olarak böyle bir yatırımın para getirmeyeceğini düşündüklerinden dolayımı. Aslında bir çok turist 1 geceliğinede olsa Türkiyeye gelecekler ve bu bilmedikleri bir coğrafyayı keşfetmeleri ve tekrar gelmeleri anlamına geliyor. Aslında Dünya çapında yapılan bir organizasyon neden Şili de yapılırken İstanbulda ya da Antalyada yapılmıyor. Müsteri bulamayacaklarından, stadyumu dolduramayacaklarından değil heralde. Fotoğraflara dikkatlice bakın. Bizim apachiler kapıda olay çıkartıp içeri girmeye çalışacak, daha eli yüzü düzgün olanlar içerde içip sağa sola sarkacaklar, kız arkadaşıyla gidenler hazmedemeyecek kavga çıkartacak falan… Millet olarak kız arkadaşımıza birinin en ufak bakış bile atması namusunun zedelenmesi gibi anlamlar yüklediğinden dolayımıdır ya da böyle şeyleri arayıp görerek kavga etme merakımızı canlı tutmaya yönelik bir girişimmidir bu kavgalar bilmiyorum ama Sensation organizasyonunun bu ülkeye gelip parti yapmamasını haklı buluyorum. Eminim girişimde bulunmuşlardır ve şu cevabı almışlardır; Tavsiye etmem daha milletimiz bu olgunluk ve kültür seviyesine ulaşamamış durumda, yabancı konuklarınız gelecek, milyon dolarlar harcayarak bir parti yapacaksınız ve içerde kendini bilmezlerden oluşan bir ekip kavgaçıkartacak, kapıdaki kendini bilmezlerde kapıda olay çıkartacak ve bu olaylar sudan sebeplerden dolayı olacak, bu yüzden yatırımınızı bizde desteklemek isteriz fakat Türk Halkı buna hazır değil. Aynen böyle olmuştur buna eminim. Yoksa Türkiyede neden parti yapmasınlar bunca ülkede yapıyor ve yapabiliyorlarken. Buranın diğer ülkelere göre zorluğu ne, Müslümanların olmasımı , yoksa yaşayan halkın Kültürel ve Sosyal yapısımı. Neyse geçelim ve Sensation partilerini daha yakından tanıyalım. Aslında ID&T kurulmadan önce küçük yerel parti organizasyonlarıyla başlayan ve ondan sonra dev bir organizasyona dönüşen bir parti organizasyonudur. 2000 yılında Sensation adını almıştır.Sensation White, ilk defa 2001 yılında, Hollanda’da Amsterdam Arena’da düzenlendi. House ve Trance partisi olarak adlandırılan ve bu tür müziklerin en önemli parti ayağı olan Sensation White, ilk yılında büyük bir ilgi gördü ve 20,000 kişiyle kutlandı. Daha sonra dünyanın takip ettiği bir parti oldu ve diğer ülkelere de yayıldı. 2008’de Antwerp (Belçika), Amsterdam (Hollanda), St.Petersburg (Rusya) ve Prag (Çek Cumhuriyeti)’nde Sensation White partileri düzenlendi. Sensation White’ın en büyük özelliği, bütün katılımcıların BEYAZ giymek zorunda olmaları. Birde Sensation Black partileri var ki Progresif müzik ağırlıklı ve kesinlikle Progresif sevenler dışında dayanılası müzikler çalınmıyor. Gördüğünüz fotolardan anlayacağınız gibi Sensationlar tam olarak bir parti değil; Başlı başına bir show. İnsanların saatlerce gerçek dünyadan uzaklaştıkları, başka bir dünyanın içine girdikleri ve birçok ünlü Dj tarafından çalınan parçalarla coştukları ayrı bir dünya. Ve bu Dünya harikası partiler neden Türkiyeye gelmesin. Çok çalışmamız lazım çoooookkkk…. 

http://www.sensation.com/




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,597 hits