Archive for the 'İlişkiler' Category

13
May
12

Porno filmdeki figuran…

image

Porno filmdeki figüran, evet işte o benim. Diyeceksiniz genelde insanlar kendilerini başrole koyar, niye başrolü seçmedin ayrıca neden sanatsal,macera ya da polisiye film değilde porno. Sözün özüne şöyle başlamak daha aydınlatıcı olur. Ben Pattaya, Thailandda yaşıyorum yani dünyanın en büyük açık hava kerhanesinde. Burada yaşayan kadınların %85’i ya orospu ya da yeteri kadar para öderseniz sizinle yatmaya meyilli. Durum aslında sadece bayanlarla bitmiyor, buradaki erkeklerin  %40 bildiğimiz tip erkek, %10’u Emo saçlı parti boy, %35’i kırıtık ve %15’i de travesti. Ne biçim yermiş lan orası dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte bu yüzden kendimi porno filmdeki figüran gibi hissediyorum. Konulu filmde konu başlamadan önce sağdan soldan geçen ama aksiyon başladıktan sonra orada olmayan kişi benim. Sahil yolu boyunca bekleyen orospuların önünden geçerken düzenli olarak duymaya alıştığım  “Hello, How much ?” Sözü; figüranı olduğum porno filmin başlama gongunu duymuşum gibi hissettiriyor bana. Sadece sahil yolu değil, sahil yolunun bitiminde başlayan “Walking street”e girince karşınıza çıkan “A Go Go” barlar bu gong hissiyatının bittiğini ve bir sonraki aşamaya geçildiğini anlatan birer sinyal gibi. A Go Go basit olarak striptiz klübüne benzesede normalde sitriptiz klübünde kızlar giyinik çıkar ve dansederek image çıplak kalmayacak şekilde kıyafetlerini çıkarırlar. Tabi a go go da öyle değil, ben size ne diyorum, ben porno filmde figüranım diyorum, o yüzden a go go ları striptiz barlardan ayıran iki özellik var. Burada kapıdan girdiğiniz anda tamamen çıplak kızlarla karşılaşıyor olmanız , tamamen çıplak derken üstlerinde sadece 4 parmak genişliğinde bir etekleri var ve içki koyduğunuz masanın üstünde dansediyorlar. Şimdi ikinci özelliğe gelirsek a go go ile striptiz klübü birbirinden ayıran, a go go dan kızları kısa süreli veya tüm gecelik para karşılığı kiralayabiliyorsunuz. Kaç tane istiyorsanız… İşte ben bu yüzden porno filmdeki figüranım. İçkinizi içtiniz eve ya da otele gitmek istemiyorsunuz bara ya da club’a girdiniz. Beğendiğiniz bir kız olursa birşeyler ısmarlayıp geceyi birlikte geçirmek için pazarlık yapabilirsiniz. Pazarlık her zaman yapın :) Gittiğiniz mekanlarda birilerini beğenemediniz ya da yeteri kadar içmediniz, otele yürüyerek dönerken sigara ve soğuk alkollü içki almak için 7/11’a girdiniz. Bir baktınız hoş bir hatunda tek başına alışveris yapıyor. Hemen yanaşıp “Hello mello” dedikten sonra birseyler icelim mi gibi klişe bir cümle ile giriş yaptıktan sonra hatun evet derse bu geceyi sizle gecirip geçirmeyeceğini sorabilirsiniz. Tabi para karşılığı. İşte ben böyle bir yerde yaşıyorum ve unoffical mesleğim porno filmdeki figüranlık. Bu arada erkekler için yazılmış bir yazi gibi görünse de aslında cinsiyet farketmez. Paranız varsa kız olmanız onlar için sorun teşkil etmiyor ve bu hizmetleri günün 24 saati alabilrsiniz.  Dünyanın en çılgın şehrinden sevgilerle Nif :]

Walter Scott demiş ki: ” Paranın öldürdüğü ruh, kılıcın öldürdüğü bedenden fazladır. ”

Daha Fazla Bilgi için Tıkla

Reklamlar
02
Eki
11

Bacı Sistemi…

Dünya üzerindeki düzeni değiştirecek bir sistemdir aslında… Bir gün kankalarınızdan biri kapıdan içeri girer ve Ayşe/Fatma sizin bacınızdır der -O an dünya durmuştur- ve sizin o kıza herhangi bir meyiliniz olmamanızı, varsa bile içinizde tutmanız gerektiğini söyleyen bir sözdür. Bunu Beyonce için bile söylese kimse Beyonce’a yan gözle bakmaz. Gece kurulan düşlerde bile Beyonce anca size düşte yapacağınız şey için size kız ayarlayan kızdan öteye gidemez. Bacınızdır sözcüğü aynı zamanda sihirli bir sözcüktür… Bu laf hangi kıza söylenirse o kız bir anda çirkinleşir ve libidonun taramalarda es geçildiği görülür,vücut ona karşı hiçbir tepki veremez hale gelir. Kızı görünce hiçbir dürtü sizi dürtemez çünkü artık sizin bacınızdır ne de olsa değil mi ? Bu aslında çocuklarda ilk ben söyledim, ilk ben gördüm sözlerinin gelişmişidir… 5-15 yaşlarında sihiri kapan gelecek yaşlarında daha etkili bir silahla saldırır. Mesela arabaya binerken kim “ön koltuk benim” diye söylerse onundur, bu kurala karşı koyamazsınız. her ne kadar “ama ben çok istiyordum” desenizde nafiledir ilk siz söylemeniz yeterlidir, bacılık sisteminde de aslında aynısı geçerlidir, kim ilk önce o kız için “bacınızdır” derse, o kız o grupta içinde ilk söyleyen kişinindir ! (kız istese de istemese de). bu bacılık sistemi ne aşklar köreltmiştir ne aşkları çooook ileri bir tarihe ertelemiştir. Hatta bu kelime o kadar güçlü bir kelimedir ki aşkı bile öldürebilir. Bacmıza aşık olmamamız gerektiğini bilenler bacınızdır denen kişiye o sihirli laf söylendikten sonra sihrin etkisinden çıkamazlar ve içlerindeki aşk ateşine itfaiye arazözü ile saldırıp söndürürler ve sihirli sözün etkileri bununlada bitmez bacınızdır denen kişiyi dış unsurlardan korumak için koruyucu bir tavır içine girenlerde görülmüştür. Sonuçlarını tabi ki kimse düşünmez, kimse sorgulamaz, olur ya da olmaz ama sihirli sözcükler söylenince dünya durur… İşin garip tarafı gördüklerime dayanarak bu sihirli sözler 40 yaşına kadar insanları etkileyebilir hatta ve hatta ilkel toplumlarda 50 yaşa kadar etkili olduğu görülmüştür…

Albert Schweitzer demiş ki: “Vazife duygusu, en büyük terbiyeci güçtür.”

11
Tem
11

Sosyal Medya & Sex

Biliyor musunuz sosyal medya da çok takılırsanız sex hayatınız olmaz… Oradan hatun düşüremezsiniz eğer yakışıklı ya da ağzınız laf yapmıyorsa,  erkek arkadaş  bulamazsınız eğer gerçekten güzel olmazsanız… Yanı gerçek dünyanın gerçek kuralları sosyal medyada da geçerli… Uuuu ne ateşli parti, uuu uçuyoruz yok kopuyoruz diye feed girebilirsiniz ya da twit atabilirsiniz hatta facebook status yazabilirsiniz ama o parti gerçekten ateşli olsa siz elinize telefonu bile almazsınız… Telefondan twit atmak aklınıza bile gelmez… ya süper bir oğlanla bir köşede flörtleşiyor olursunuz, ya süper bir kızla kafası iyiyken süper bir şarkı eşliğinde dansediyor olursunuz… ama bunları yapmıyorsanız sıkılmışsınız…  işte o zaman alırsınız elinize telefonu status güncellemesi yaparsınız. Siz hiçbir sosyal hayatı olmama yolunda ilerleyen bir sosyal medya (asosyal medya) taraftarısınız… Hazır sokaklardayken sosyalleşmeye bakınçünkü görebileceğiniz yegane insanlar oradakiler, en azından sanal görüntüler altına saklanmış sanal hayatlar değiller. Hayatınızın bir kısmını koyduğunuz fotoğrafları karşı cinse beğendirmekle, diğer bir kısmını aldığınız ürünlerle hava atmayla, bir kısmınıda havalı yerlerde check in etmeyle harcıyorsunuz… Bunlar ben güçlüyüm, ben çekiciyim, ben entellektüelim demenin Türkçe halleri. Bir ara Like Nightlar vardı… İnsanlar gider sosyal medya da gördükleri insanlarla orada kaynaşırlardı… En azından bir sokak etkinliğiydi… Bunun gibi aksiyonlar özlenmiyor değil… Yine tıkılındı bilgisayarların başına. Buradan yanlış anlaşılmasın Sosyal medyayı kötüleme gibi bir düşüncem yok, onu kötü kullanan bizleriz, aslında kötü demeyelimde gereğinden fazla diyelim… Hayatımıza hergün yeni bir sistem giriyor Google+ gibi ve tartışmalar alevleniyor ilk G+ FF yi öldürecekmiş ondan sonra Facebook’u indirecekmiş diye… Kapanan kapanacak ama siz yine burada olacaksınız sadece bir sistemden diğer bir sisteme taşınacaksınız tanıdıklarınızla… Yine Sex yapamayacaksınız… Yine sex yapamayacaksınız eğer sokağa çıkıp iki üç insanla tanışmadan geceleri çılgınlar gibi eğlenmeden sarhoş olmadan ve “Birbirine Dokunmadan”… Asla…

Cenap Şehabeddin demiş ki : “Karnı açlardan çok, kalbi açlara acırım.”

12
Şub
11

Sikeni severler…

Sikeni severler kural budur dünya üzerindeki, Şarkılar bile bunun üzerine yazılır… Dilenci duası gibi şarkılar. Şarkıda diyor ki “seni sensiz seveceğim” işte sikeni severler’e güzel örneklerden biri… Acılar içinde kıvranan ve hala ondan aşk dilenen sikilen. Aslında dünya düzeni ve ilişkiler bunun üzerine kurulmuş,hatta ve hatta zaten ilişki dediğimiz şey budur… Siken ve sikilen diye ayırdığım için bunun cinsiyet içeren kavramlar olduğunu düşünmeyin , bu sikme işini en çok kızlar yapar, hem ruhumuzu, hem kalbimizi hemde kafamızı sikerler bir ilişkide :D Bir ilişkinin böyle olduğunu kafalarına kazımışlardır… Bir erkeğe ne kadar acı çektirirlerse erkeklerin onlara o kadar çok bağlanacaklarını düşünürler. Bir bakımada haklıdırlar. İnsan bir şeye sahip olursa onu istemekten vazgeçiyor Lacan’ın bakış açısınışöyledir “Fanteziler gerçekdışı olmak zorundalar. Çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız.” İşte kızların iç dünyalarında lacan yatar :D o yüzden o sizi sikmeye başlamadan siz onu sikin ki aklı başına gelsin :D

22
Ara
10

Başkalarının Hayatını Yaşamak…

Bazı insanlar kendilerinin bir hayatı olduğunu unutup başkalarının hayatını yaşıyorlar… Bunu derken internet üstünde fake acc’lerle gezinenleri kastetmiyorum, gayet bizim içimizden anamızdan babamızdan bahsediyorum… Çocuk doğurduktan sonra kendi hayatları olduğunu unutup sadece çocukları için yaşamaya başlayanları kastediyorum. İsteklerini çocuklarının isteklerinin arkasına atıyorlar. Bu konu nerden çıktı derseniz, çatal – bıçak takımımı gitti gidiyordan 30 senedir almayı bekleyen memur bir çifte sattım. Şaka gibi 30 yıldır kadın almak istiyormuşta, çocuk doğmuş, sonra diğeri gelmişte ondan sonra büyüyorlarmışta, okul masraflar, yok bayram kıyafetleriymişte, sonra üniversite ve evlilikleride… ohaaa lan bir çatal – bıçak takımı almak için yeni doğan çocukları evlenmesi beklenir mi lan !İşte başkalarının hayatlarını yaşamak böyle bişey… 200 – 300 tl lik bir şey için 30 yıl bekledilerse siz tahmin edin daha neler için ne kadar beklemişlerdir… Hayallerini 30 sene erteledikten sonra yaşamanın ne anlamı kalıyor… Biz ne için yaşıyoruz… Çocuk büyütmek, çalışmak ve yemek yemek için yaşıyormuş gibi geliyor bir çok insan… Yemedim yedirdim, içmedim içirdim, giymedim giydirdim…. iyi bok ettin hayatını mahvettin… En güzel yıllarını kendini yok sayarak geçirdin, tek hayalin başkalarının hayaliydi (belki de değildi). Artık yaşamak için yeterli enerjin yavaş yavaş tükenmeye başlayacak, artık hayallerin yok olacak, mal mülk derdin azalacak ama yine de tek derdin çocukların olacak. Aptal olma zamanını boşa harcama, önceliklerini düzenle, bu kadar verici olma, bencil ol, hayatını harcama… Aşkı doyasıya yaşa, seviş doya doya, gez değişik yerleri, git hiç gitmediğin yerlere, tanı hiç bilmediğin kültürlerle tanış…  Çocuklarına anlatacak bişeylerin olsun hayatta yaptığın hatalar dışında.

Ömer Hayyam demiş ki :”Önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır.”

10
Ara
10

Cesaretsizlerin Fake Dünyası…

Kadınlar peruk takarlar, takma kirpik takarlar, dolgu sütyenlerle göğüslerini olduğundan büyük gösterirler, sonrada artık gerçek erkek kalmadı diye şikayet ederler. :)) Erkeklerde pek farklı değildir aslında… Benzinini bile zor koydukları, binbir krediyle alınmış arabalarıyla gece dışarı çıkıp olmayan paralarıyla hovardalık yaparlar, sonra kontör orospularına kanıp bütün kızlar fahişe deyip, tüm kızlar açmış bacaklarını onları bekliyormuş gibi davranırlar… Hayatımız fake a.q… Fake orgazm çığlıkları, Fake Acc’ler, Fake kıskançlıklar ve en vahimi Fake insanlar. Fake gülümsemeler altına saklanmış milyonlarca gözyaşı damlasını saklarlar içlerinde… Şizofrenler gibi olmayan bir dünya yaratıp kendilerini bir parça güven içinde hissetmeye çalışırlar. Bir süre sonra kendi yarattıkları dünyaya inanıp, fake hayatlarında mutlu olmaya çalışırlar ama bunda da uzun süre kalamazlar, çünkü kendi yarattıkları dünya inception filmindeki gibi yok olur gider. Neyin gerçek neyin Fake olduğunu algılayamazlar ve herkesi kendileri gibi zannettikleri için sosyal ağlar üzerinden birlikte oldukları kişilere fake accountlarla tuzak kurarlar. Gerçekten beni seviyormu diye sordukları sorunun cevabını böyle aptalca yollarda ararlar. Sevgilileri ile sevişirken terkedilmemek için fake orgazm çığlıkları atarlar (yemesekte bizim için bir problem yoktur aslında) ve bu rolleri iyi yaptıklarını zannederler. Seviştiğiniz insanın bile kim olduğunu bilemediğimiz Fakeleştirilmiş bir dünyaya doğru adım adım gidiyoruz. Çokta felsefenin derinliklerine dalmayacak olsamda Biz kim olduğumuzu biliyormuyuz gerçekten, bu dünya üzerinde ne aradığımızı, sadece kendimiz olarak hayattan koparabileceklerimzi biliyormuyuz. Birşeye ulaşmanın kısa yolu yoktur,onun için çalışmak, çabalamak lazım, mesai harcamak ve yakaladıktan sonra da elde tutmak için birşeyler yapmamız gerektiğinin farkına varamıyormuyuz acaba ? Ya da üstümüze çakma olarak geçirdiğimiz bizden 5 beden büyük Fake kişiliğimizle buna daha çabuk ulaşmanın, sonsuza kadar elimizde tutabileceğimiz bir güç olduğunu mu sanıyoruz. Kimse ölene kadar rol yapamaz, gerçek kişiliğimiz baskındır ve her an biryerlerden patlak verecektir. Gerçekler acımasızdır ve bununla yüzleşmek için kaç tane olursa olsun Fake dünya yetmeyecektir. Siz ne kadar kız tavlamak için photoshopla kas yapsanızda kollarınıza, sizde ne kadar erkekleri etkilemek için photoshopla memelerinizi büyütüp, beden ölçülerinizi küçültsenizde sonuç sizin için değişmeyecektir… Yüzyüze geldiğiniz anda Fake dünyanız parçalara ayrılacaktır. Cesaretsizliğin doğurduğu fakeler, insanları söylemek isteyipte söyleyemedikleri bir çok gerçeği rahatça söyleyebilmelerini sağlasa da genelde yorum ya da eleştiri için değil genelde küfür etmek için bir araç olmaktan öteye gidememiştir. Cesaretsizliğinizi yenin olmak istediğiniz gibi olmak için çaba sarfedin, sahte dünyalara saklanıp gerçek kişiliğinizi bastırmaya çalışmayın, olmadığınız bir insanmış gibi olmak sadece sizi yıpratır bu durum dünyanın umrumda değil emin olun… Hiç birşey olmamış gibi davranmak yerine kendinizi ve çevrenizi değiştirmeye çalışın… Hiçbirşey istediğiniz gibi değilse bırakın onları yeni insanlar, yeni çevreler keşfedin… Emin olun sizin gibi düşünen, sizin gibi davranan size benzeyen binlerce insan var etrafınızda… Kapılarınızı açın, insanlara güvenin girsinler içeri, ama ihanetlerinde yıkılmayın, oluruna bırakın. Dünya ciddiye alınacak bir yer değil, bir oyun alanı. Keyfini çıkarın :D

Sydney Smith demiş ki :”Dünyada birçok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaretsizlik yüzünden kaybolurlar.”

30
Kas
10

Jet Set Olmak ya da Olmamak

Bazı şeylerin değerini bilmiyoruz. Sokakta rahatça yürüyebilmek, rahatça gecelere akmak, paran olsada simit ayran canın istediği için yiyebilmek, sevgilinle veya sevgilin olmayan biriyle el ele göz göze olabilmek ve deniz kenarında yakamozu izleyerek öpüşebilmek vs… vs… Tamam paranın getirdiği güç ve rahatlık yadsınamaz ama parayı rahat harcamak için kazanıyorsan küçük şeylerden keyif alamadıktan sonra paranın anlamı nedir… Evet en iyi yerlerde yaşamak, yemek yemek, en güzel adamlarla kadınlarla beraber olmak güzel ama bunları hep saklanarak kenarda köşede gizli saklı yaparsan ve her an yakalanabilme korkusuyla yaşıyorsan ne anlamı var bunların. Ben senin gibi süper lüx arabalara binip , en güzel restoranlara senin kadar sık gidemiyorum ama sende benim gibi manitanı koluna takıp gecelere akıp deli gibi sarhoş olup manitanla sokaklarda gezerken naralar atamıyorsun… Dünyanın en zengin adamlardan birine para mutlu eder mi diye sordular, adamdan gelen cevap” para mutlu etmiyor ama mutsuzlukla mücadelemde bana çok yardım ediyor” dedi. Sen alışmışsın öyle yaşamaya bende alışmışım böyle yaşamaya, şimdi yer değiştirsek seninle alışmadık götte don durmaz hesabı olur. Zenginin malının züğürtün çenesini yorduğu andayız. Halimden memnunum, özgürlükten memnunum, kafayı çekmeyi, sevgilimle sokaklarda özgürce dolaşmayı,simit yemeyi seviyorum… O yüzden koç olmak istemiyorum… sen keyfini kaçırma ben vip locadan çıkıyorum :D
George Brenard Shaw demiş ki : “Para,açlığı giderir,mutsuzluğu değil.Yemek,mideyi doyurur,ruhu değil.”




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,748 hits