Archive for the 'Göller' Category

11
Ara
09

Longest Journey

Episode 1 Gidiş…

Kurban Bayramı tatili nedeniyle babannemleri görmeye karar vermiştim… çooooook uzun zamandır görüşmüyorduk nerdeyse 15 senedir :D Çanakkaleye gideceğimi uğura söyledim. Tek başına gitme bizide Bozcaadaya atarsın bize de değişik bir yere gitmiş oluruz diye başlayan yolculuğumuz bayramın 1. günü sabah 5 civarında başladı… Herkesi evlerden topladıktan sonra Ankaradan yola çıkılarak Eskişehir yolu üzerinden yola koyulduk… Hava daha tam ağarmamış ve Ankara sabahının soğuğu bizi yolcu ediyordu. İstikametimiz Eskişehir – Bursa – Çanakkale olarak belirlendi tabi kocaman haritamızı yola çıkınca açtığımızda belirledik :D. Gidişimiz sorunsuz bir şekilde başladı… Bursaya kadar arabayı ben kullandıktan sonra arabayı Uğura verip arka koltukta uykuya daldım… Rüyalarımı hatırlamıyorum ama sarsıntısız kullandığı için uğura teşekkürler… Marmara denizi yakınlarında bir benzin istasyonunda mola vermemize kadar Bebek gibi uyumuşum. Pekte ahım şahım olmayan deniz manzaramızla birlikta bişeyler yiyip yola koyulduk tekrar. Biga sapağını göremediğimiz için lapseki üzerinden gitmeye karar verdik. Görülecek pek bi sapakta yoktu aslında. 3 kişi bir sapağı kaçırırmı derseniz evet kaçırır ne tabela ne bir yol işareti yoksa nereye gittiğini bilmeyen kör kurşun gibi bir diğer tabelaya kadar nereye gittiğimizi anlayamadık :D Anladığımızda Lapsekiye varmak üzereydi :D Lapsekiden değilde geyikliden feribota binmeye karar verdikleri için Ezine yakınlarında Geyikli Köyünden 4km uzaktaki limana gittik.

Episode 2 Gezinme…

Arabalar için 43, kişiler içinse 3 tl feribot bedeli vardı. Ben Güzelyalıya Babannemlerin yanına döneceğimden biletlerini alıp feribot saatini orada kahveden bozma bir kafede sahilde bekledik.Şehir dışına çıkamayan arkadaşlarımı arayıp biraz deniz sesi dinleterek bayramlarının mutsuz geçmesini sağladığım için gayet gururlandım :D Çay ve kahve içtik pek beğenmesemde lezzetlerini bozcaada ve Ege denizi manzaralı oturma yerimizde biraz üşüsekte keyfimiz yerindeydi :D Uğur kafenin tabelasındaki yanlış yazılmış kelimeleri bulmamızı istedi 4 tane vardı. 3 tanesini çabucak bulsakta yanlış yere baktığımızdan 4.yü bulmak biraz zaman aldı :D Neyse ben onları Bozcaada feribotuna bindikten sonra 30km lik bir yoldan sonra Babannemlerin evine ulaştım. 15 seneden beri görmediğim için çok garip bir histi çünkü o zamana kadar benim hiç babannemle dedem olmamıştı ve bir anda hayatıma girmeleri bende garip bir his oluşturdu :D Yabancıydık uzun süre birbirimize ! Neyse diğer eve beni yerleştirdiler ve ben laptop’u açınca birde ne göreyim wireless var ve şifre koymamışlar. Bin kere teşekkür ederek güzelce internete bağlandım. işin garip tarafı babannemler dışında o tarafta oturulan 2 ev var ve ben orada wireless internet bulmuşum. En büyük bayram hediyesiydi :D Artık eşşek kadar olduğumdan harçlık falan hak getire tabiki :D Neyse babannemlerle tanışma faslından sonra :D güzel bir yemek yedik.. Hoş ben diette olsam da darılmasınlar bu nasıl bir çocuk demesinler diye ne koydularsa önüme yedim. Ama babannem durmak bilmiyordu… yemek + meyva + tatlı derken ben verdiğim tüm kiloları aldığımı düşünmeye başlamıştım. Saat 22.30 civarında artık hem yorgunluktan hemde oksijen zehirlenmesi nedeniyle uyumaya karar verdim. Sonradan Uğurlarla konuşmam sonucunda onlarında saat 22.00 sularında yattığını öğrendim. Topluca bayılmışız.. Oksijen Zehirlenmesi ve yol yorgunluğu yüzünden. Diğer gün babannemlerle zaman geçirdim… Konuştuk, tanıştık, akraba olduğumuzun farkına vardık. Daha sonra Güzelyalı turu attım. Güzelyalı adındanda anlaşılacağı gibi çok güzel fakat bir o kadar küçük ve ıssızdı. yazlık bir mekan olduğundan kimseler yoktu sokakta. Daha sonra babannem bana “buraları dolaştıralım sana” dediler ve 30 senelik Peugeut 504 arabalarıyla gezdirmeye çıktılar. Babannem 85 yaşında ama hala iyi araba kullandığını öğrendim buradan :D Tam o sıralarda Uğurlarda Bozcaada da Şarap içip, içtikleri şarapların bağlarını geziyorlarmış… ve Rüzgar santrallerinin yakınlarında fotoğraflarını çekip seslerini dinlemişler :D Geceyide orada geçirdikten sonra bayram trafiğine girmemek için pazar yola çıkmaya karar verdik.

Episode 3 Dönüş…

Evveeeet… Ben yine Bozcaada feribotunu yönünü tuttum ve geyikliye gittim. Fazla beklemeden feribot geldi ve Ankaraya doğru yolculuğumuz başladı.Bu sefer Ezine tarafından gitmeye karar verdik. Peynir meynir niye almadık yoldan bilmiyorum ama ben zaten koyun koyun kokan peynirlerden pek hoşlanmadığımdan aklıma gelmemiştir diye düşünüyorum. Ezineyi geçtikten sonra yönümüzü Bayramiç – Çan yoluna çevirdik. Doğanın bu kadar cömert davrandığı çok az yer vardır ki bu gezgin ekip bile yola teslim oldu. 2 tarafı çam ormanlarıyla kaplı 2 seritli hertarafın yemyeşil olduğu ve sonbaharın aradaki çalı ve kavakları kahverengi tonlarına bürüdüğü bir ormanın içinden geçiyorduk. Suna her seferinde “aaaa ne güzel, aaa ne güzel – süper” nidaları gözlüğünü çıkarana kadar devam etti. Meğer ki taktığı güneş gözlüğün renginden dolayı tüm orman, yol ve gökyüzünü daha güzel gösterdiği kanaatine vardıki uğur onunla aynı şeyi düşünmüyordu. Büyülenerek ve uğurun cep telefonuyla yolun videosunu çekerek, bu güzel yolu bitirdik. Bursaya doğru gelirken Suna Yalovaya uğrayabilirmiyiz çok özledim ben yalovayı ve Aydın6 yı dedi… Bizde neden olmasın diye Bursadan sonra Yalovaya doğru yola çıktık. Suna da yalovaya gidecez diye bir heyecan ve sevinç inanamazsınız :D Gelirken yanlışlıkla girdiğimiz Bursa Çevre yoluna (ki öyle uzun gelmişti ki yol tiksinmiştik) tekrar girdik Yalovaya gidebilmek için :D Tabelaları takip ederek Yalovayı bulduk ama siteye geçebilmek için orta refüjün öbür tarafına geçmemiz gerekiyordu. Suna Yalovaya gitmeyeli çok olduğu için ve yollar değiştiği için Aydın 6 ya geçemeyecez diye paniğe kapıldı :( Neyse baya ilerde dönüş yolunu bulduktan sonra Aydın 6 sitesine geldik. Yalova depremi sırasında oradalarmış. Evleri yıkılmış, önlerinde bir bina denize uçmuş…. bir dolu hikaye… İnsanı dehşete düşüren ve doğa ananın acımasızlığını ortaya koyan uzun hikayeler anlattı suna bize. Bir dolu anı ! Neyse daha sonra İstanbul-Ankara yoluna çıkmak için İzmit yönüne doğru yola koyulduk ama acayip bir trafik. Uzun kuyruklar, sıkış tıkış arabalar, yavaş hareket eden insanlar…. Sanki Ankarada bir cuma günü mesai çıkışı trafiğine yakalanmıştım ve eve daha çooook var gibi hissettim. Neyse izmite kadar geldik ve tam Ankara sapağına gelmeye yakın telefonum çaldı. Bertan arıyor. O da zonguldaktan dönüyorum 60 km falan kaldı eve derken Ankara sapağını kaçırdım, trafik yüzünden duramadım ve biz İstanbula doğru gitmeye başladık… Buralardan bir dönüş vardır sözüme çok gülen Suna ve Uğur artık istanbula gittiğimizi ve baya ilerden döneceğimizi anlamışlardı. Ne demişler tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın diye :D Biz Ankaraya doğru gideceğimiz yerine İstanbula doğru yol almaya başladık.Tahmini dönüş 19 km ilerdeki körfez dönüşüydü ama bayram dönüşü trafiğine kapılmıştık İstanbulun… Trafik ağır aksak ilerliyordu. Yine cuma gecesi mesai trafiğine kısılmış gibiydik hatta ondan bile kötüydü. O an istanbulda yaşamadığıma tekrar şükrettim. Düşünsenize şehre girmeden 80 km önce trafik sıkışıyorsa şehrin içindeki trafik nasıldır :( 19 km yolu ortalama 1 saat gibi bir sürede gittik ama oraya gelene kadar yorulmamıştım ama bu trafik beni sersemletti. Uğur arka koltuğa geçip yatarak Gossip Girl izleyip Bozcaadadan aldıkları şarapları yudumluyordu. Nasıl özendim inanamazsınız. 3 keyifli işi bir arada yapıyordu. uzanıyordu, dizi izliyordu ve Bozcaada şarabı içiyordu. Yolda olmasak cennet gibi anlayacağınız. Biz İzmitten gişelerden geçip Ankara yoluna doğru yolculuğumuza en sonunda başladık :D Başladık diyorum çünkü bursaya daha varmadan yönümüz hep istanbula doğruydu :D Ankara yolu sakin olmasada yinede bolca araba vardı. Neyse suna ben Ankara sapağını kaçırdığımdan beri espriler serisine devam etti. Her tabela gördüğünde hadi şuraya gidelim diye değişiklik olsun bu yöne gidelim. Ama ben Giresuna gitmekte kararlıydım :D Giresun nerden çıktı derseniz büyük bir ihtimalle gördüğüm bir otobüsten dolayı giresuna gitmek istiyordum :D Suna Antalya tabelasını görünce Antalyaya dönelim dedi. Bak dönerim biliyorsun beni dedim…. Eeee dön o zaman dedi… Bende hadi bir çılgınlık yapalım bu sefer Ankaraya gidelim dedim. Uzun süre gülüştük tabi arkada dizi izleyip uzanan Uğurun bunlardan haberi yoktu ama en az oda bizim kadar keyifliydi. Daha Adapazarını geçmemiştik ki sis bastırdı. Bir Düzce otobüsü yakalayıp Düzceye kadar peşinden geldik. İyi ki otobüsün dönüş yaptığı yerde pek fazla sis yoktu da bizde Düzceye dönmekten yırttık.Sis çizgi filmllerdeki gibi testereyle kesilebilecek kadar yoğundu. Sonra yolda tek başımıza kaldık ya da sisten öyle olduğunu düşünüyorduk. Zaten başka bir araba olsa görmemiz için 5 metreye kadar yaklaşmamız gerekirdi :D Yoldaki şeritlerden sadece bir tanesini görebiliyorduk. Uğura da bak bak sise bak diye gösterdiğimizde herkesten oha nasıl bir sis be bu diye laflar yükseliyor, Suna dörtlü flaşörleri yakıyor devamlı hız göstergesine bakarak ama yavaş git diyerek beni uyarıyordu ki uğur yine dizilerine dönmüştü o sıralarda. Artık Hiçbir ışık işe yaramıyordu… Arabaların sis farlarını çok yaklaşmadan görmek imkansızdı. Bu sisli yol Ankara Yakınlarında Çamlıdereye kadar sürdü ve yolu gerçekten gitmememiz gereken kadar hızlı geldik. En son Çamlıdereden geçerken bir öğrenci minübüsü orada kaza yapmıştı ve her taraf yaralı insanlar ve cesetlerle kaplıydı. Onu hatırlayınca daha temkinli kullanmam gerektiğini tekrar düşündüm ama Kah bir otobüsün arkasında 120 km ile kah bir araba konvoyunun arkasında 100 km ile hiç durmadan sağ sağlim Ankaraya ulaştık. Ulaştık ama gözlerim fena yorulmuştu sis içinde ışık aramaktan. Bu dönüş yolu bizim için gerçekten uzundu. Uğur 3 bölüm Gossip Girl, 2 Bölüm Dexter, 1 tane film izleyip 1 şişe şarap içti ve elleriyle bizi Kastamonu çekme helvasıyla besledi. Helvaları Kah elimize kah ağzımıza verdi :D Suna Yalovaya gidene kadar çok seviçli ve çok panik durumdaydı, Bense Koltukta Kıçım kadayıf olmuş bir şekilde güzel bir yol CD’sini dinleyerek gayet uzun ve eğlenceli bir dönüş yolunun söförüydüm. Özelliklede ben uğurun içtiği şarabı tadarken yan arabadan şarap şişesine bakınların yüz ifadelerini görmek keyifliydi… 3 güne gerçekten bir Longest Journey sığdırdık. Herkesin keyif aldığını düşünüyorum. Uğurla Suna hiç görmedikleri Bozcaadayı keşfetti, Bense uzun süredir tanımadığım babannemle Dedeme kavuştum. Daha ne olsun herkes gayet karlı çıktı :D

Güzel Fotoğrafları İçin Uğura ve Sunaya Teşekkürler….

28
Tem
09

Road Trip or Lake Trip

Evet; Size Bir Gezi Rehberi Hazırladım :D
Halilazırda Uğur ve Özge ile çıktığımız fotoğraf çekmek ve güzel bir hafta sonu geçirmek üzerine yaptığımız geziyi paylaşacağım. Fotoğraflarla desteklenecek bu roadtrip’i keyifle okuyacağınızı hatta fotoğraflarda beğendiğiniz yerlere gideceğinizi düşünmekteyim. Bir DSİ çalışanının bile bir günde bizim kadar göl ve baraj gölü görmediğine iddiaya girebilirim.

Evet önce gelelim ilk durağa Kurtboğazı Baraj Gölü. Orman alanı güzel, su var, piknikçiler sarmış dört bir yanı ama suyu ilk görmemizin verdiği keyifle fotoğraf makinelerine sarıldık ve su dolu bir yerlerin manzaralarının fotoğraf- larını çektik :D Fotoğraftan da anlaşılacağı gibi aslında pek bişey yoktu, ancak Uğur göle değil kelebeklere dalmıştı; durmadan fotoğraflarını çekiyordu :D Biz de gölgede gölü izledik. İlk durağımızda daha canlı bir yer hayal etmiştik ama göl yerine çoook büyük bir su birikintisiyle karşılaştık; neyse en azından kelebekler vardı !

Pek fazla bir şey bulamadığımızdan tekrar yola çıkmaya karar verdik ve yola koyulduk Üçbaş Göletine doğru. Elimizde çok ayrıntılı bir harita kitapçığı… Yine de gölü bulmakta epey zorlandık. Üçbaş Köyü ufak bir köy. 5-6 km stabilize yoldan sonra beklediğimizdendaha büyük bir göl bulduk. Bulana kadar pek emin olamadım gölden… Kuruduğunu düşündüğüm ve bulamayacağımı düşündüğüm noktada Uğur’un biraz daha gidelim demesi bize bir göl kazandırdı.

Hiç piknikçi bulunmayan doğayla baş başa keyifli bir mekandı. Cinsini bilmediğim balıkçıl kuşu bizi karşıladı ama balıkçılların pek bizim bulunduğumuz tarafta olmadığının farkına vardık.

Bizi tek karşılayan balıkçıl değildi. Kocaman bir böcekle karşılaştık ve renklerine aşık olduk :D Hiç bu kadar büyük bir böcek görmemiştim. Protein deposudur eminim :D Ve bol bol fotoğrafını ve kendimizin fotoğraflarını çektik.

Üçbaş Gölünden çıkıp Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkına doğru yol üzerinde leylekler dikkatimizi çekti :D Süper kuşlar heryerdeler ve kocamanlar :D Hatta yavruları var; tabi ki onlar da kocamanlar :D

Sonra bir teyzeyle karşılaştık :D Beni evime götürür müsünüz dedi. Yaşlı bir teyze ! Kızılcahamam’dan olduğumuz yere kadar yürümüş… köyüne dönüyor. Ben de kıramadım , gruba danışarak bırakma kararı aldık. Eğlenceli bir teyzeydi. Yol boyunca çocuklarının hayırsızlığını ve balık yemediğini anlattı :D

En sonunda onun sabah yürüdüğü yolu biz arabayla 15 dakikada katederek Kır Köye geldik. Kır Köyde Yüzüncü Yıl Göleti vardı; ufak, şirin sulama amacıyla yapılmış insan yapımı bir gölet :D

Göletin etrafında fotoğraf çekildik. Fotoğrafta da göreceğiniz eşşekli teyzeyle tanıştık ve gezinin en keyifli anlarını geçirmeye başladık ve konuşması ve diline pelesenk olan “Yalan Söylemeyim” lafı bizimde o andan itibaren dilimize pelesenk oldu ve gezinin daha bir keyifli geçmesini sağladı.

Oradan çıktıktan sonra tekrar Kızılcahamam Soğuk Su Milli Parkına doğru yol aldık. Soğuk Su Milli Parkı tam bir piknik alanına dönüşmüştü. Biz de içeride turladıktan sonra karnımız acıktığı için Milli Park girişindeki Ahmet’in yerine gidip ızgara köftelerimizi sipariş ettik. Üst tarafta çam ağaçlarının altına atılmış masalarda oturarak köftelerimizi afiyetle yedik :DSonra Eğrekkaya Baraj Gölüne doğru yola çıktık. Çıktık ama girişi kaçırmamdan dolayı yola haritaya göre devam edip, arka girişinden girmeye karar verdik. Oldukça uzun bir yol sonrasında onu da bulamadığımızdan dolayı dönerek, Akyar Baraj Gölüne gittik. Arka taraftaki girişten girip ön taraftan çıkamayı planlamıştık ancak su düzeyi çok yükseldiği için yol su altında kalmıştı :D

Uğur bizim hoplarken zıplarken fotoğraflarımızı çektikten sonra fazla bişey bulamadığımızdan dolayı yola koyulduk ama en güzel nokta buranın da piknikçiler tarafından basılmadığını görmekti :D Heryerden besili kurbağa sesleri geliyor ve yeşilliğin ortasında sonu suyla biten bir yolda keyifli fotoğraflar çektik.

Ve son durak olarak Çamlıdere Baraj Gölüne gittik. Kesinlikle bu gezide gittiğimiz en büyük ve en güzel baraj gölüydü. Akşam üstü olmasının verdiği ektiden midir yoksa diğerlerine göre daha doğal görünmesinden midir bilmem ama Ankara yakınlarında gördüğüm en güzel göldü.

Keyifle manzaranın tadını çıkardık ve bol bol fotoğraf çekilmeyi ihmal etmedik :D

Ve dönüş yoluna çıkmaya karar verdik ve güzel anılarımızı da alıp arabaya bindik. Ama indiğim yer pek iyi değilmiş ki , arabayı oradan çıkarmakta epey bir zorlandım. Aklınızda bulunsun; Çamlıdere Baraj Gölüne giderseniz, arabayı suya fazla yaklaştırmayın :D Çamlıdere’den otobana çıkıp Ankara’ya döndük… yorgun ama keyifliydik kesinlikle.Bu gezide 6 göl (1 tanesinin yolunu bulamamıştık, gidemedik ), 1 milli park, sayısız leylek, kelebek ve böceği ayrıca litrelerce su, ice tea ve kolayı ve en son olarak da 450 km yolu geride bırakıp, güzel anılar ve fotoğraflarla evimize döndük :D

Bu gezi yazısını güzel fotolarıyla renklendiren Dostum Uğur’a (Tüm fotoğraflar Uğur’a aittir) ve geziyi daha çekilir hale getiren Özge’ye teşekkür ederim :DUğur’un portfoliosunu görmek isterseniz : http://www.ugurdoyduk.com




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,597 hits