Archive for the 'Gerçekler Acıdır' Category

20
Ara
14

Neden yazı yazmayı bıraktım…

recep-ivedik-ve-kitapEskiden blog yazmak, birşeyler yaratmak, yeni fikirler ortaya atmak ve olan fikirlere karşı çıkmak çok büyük bir keyif veriyordu, sonra Türkiye kitap okuma istatistikleri ile karşılaşınca yazma fikri garip gelmeye başladı. Hem yazdığım blogdan soğudum hem de yazdığım kitaptan çünkü Türkiyede yılda kişi başına 4.3 kitap düştüğünü düşünürsek bırakın benim kitabımı okumalarını benim blogumu okuyan ve paylaştığım şeylere ortak olan kaç kişi olabilirdi zaten. Eeee ben de popüler blog yazarları gibi sex hikayelerimi anlatmadığım için pek ilgi çekici birşey yoktu cahiller için. Hala kendime bu yazıyı yazarken diyorum ne diye yazıyorsun bu yazıyı, bunu okuyacak adam zaten yok, meme falan olmadığı için ilgide çekmez, Kitaptan, kültürden, cahillikten falan bahsetmek sana mı düştü diyorum kendime… Neyse… Kalın malca…

Reklamlar
21
Şub
14

Sosyal medya vs sosyal sorumluluk…

Twits on TwitterMedya ve sosyal medyanın bizden istediği tam olarak bu; Pazarlanabilir bir meta olmak. Pazarlanabilir olduğunuzca varsınız. medya da ünlü olmak istiyorsanız birilerinin cebini doldurmalısınız, sosyal medya da da olay bundan farklı değil. biraz farkla gözlerinizi doyuranlarda iş yapmıyor değil. Öğretici ve bilgilendirici olanlar hemen saf dışı ediliyor, çünkü bilgi bu zamanda pazarlanabilir bir meta değil ne yazık ki.ve insanlar ne kadar cahil kalırlarsa onları takip etme gayretleride bir o kadar artıyor. Her geçen gün daha çıplak insanlar görmeye başladık, kızlar aynanın karşısında garip pozlar verir oldular. Erkekler ise cüzdan dekoltelerini sonuna kadar zorluyorlar. Eskiden insanlar gezdikleri yerlerin fotoğraflarını çekerlerdi şimdi ise fotoğraf çekip kendilerini beğendirmek (pazarlamak) için geziyorlar ve her geçen gün Amerikalıların zenci rapçilerinin kliplerine dönmeye başladı sosyal medyada takip ettiğimiz insanlar. Hızlı ve pahalı arabalar, gösterişli aksesuarlar, güzel kadınlar. Ne kadar ezilmişseniz o kadar fazla gösterirmeye çalışırsınız aslında ezik olmadığınızı ama bu nafile uğraşlar sizi daha fazla ezik kılar aslında. Eskiden bilginin kıymeti varmış, aslında, hala var ama çoğu insan bilginin ne anlama geldiğini bilmedi için artık bir değeri yokmuş gibi gözüküyor. Gözlerimiz biraz televizyondan alabilsek ya da facebookdan, herşey farklı olabilir gibi geliyor ama bu umut çocukça bir umut galiba benimkisi. En son okuduğu kitabı soracağım adam sayısı çok azalıyor her geçen gün, hatta insanların en son okudukları bir kitapları bile yok. Kitap okumuyorlar. Japonların ”tsundoku” diye bir kelimeleri vardır, Kitap satın alıp okumama, bir şekilde biriktirme alışkanlıkları için kullanılır.Bizim hiçbir şekilde bir kitap alma alışkanlığımız yok. Dönün ve en yakınınızdaki insana en son hangi kitabı aldınız diye sorun. Cevaplar hiç umut açıcı olmadığını, sizde aynı soruyu kendinize sorduğunuzda göreceksiniz. İster medya da olun ister sosyal medya da fenomen olun farketmez, en azından sizi izleyen milyonlar, yüzbinler ya da on binler olabilir ama en azından onlara hayatlarında bilmedikleri birşeyi öğretecek kadar bilgili olun. Bu sizin sosyal sorumluluğunuz.Yatak anılarınızı anlatmaktan çok daha değerli birşey. Bu sizin olmasa bile belki bu bilgiye ulaşan bir insanın bile hayatını olumlu olarak etkilese gelecek biraz daha parlak olabilir. Deniz yıldızlarının hikayesini bilmeyen yoktur, sadece deneyin…

”Kitaplar, canlandırıcı polenlerini bir zihinden diğerine taşıyan arılardır.” James Russell Lowell

20
Şub
14

Sanata Nasıl Baktığın Senin Kim Olduğunu Gösterir…

prrovŞimdi size 2 hikaye anlatacam. Biri bizim ülkemizde biri ise 1840 londrasında geçiyor.

Yıl: 14 Haziran 2011
Yer: Kars, Türkiye
Sanatçı: Heykel Traş Mehmet Aksoy
Eser: İnsanlık Anıtı
Eser Başbakan tarafından Ucube olarak anılıyor

Yıl: 1840
Yer: Londra kraliyet akademisi resim sergisi
Sanatçı: J.M.W Turner
Eser: Köle gemisi (Orjinal adı Slave Ship)
Eser eleştirmenler tarafından kanlı bir mutfak duvarı diye tanımlanmıştır.

J.M.W Turner’ın Köle gemisi tablosunu o zamanın eleştirmenleri anlamadıkları gibi Mehmet Aksoyun eserinde de anlaşılamamış ya da birilerinin siyasi kimliğini rahatsız etmiştir.Mehmet aksoyun eserinde ve Turner’ın eserinde de aslında bir insanlık dramı anlatılmaktadır. ve kendi zamanının ÖNDE GELENLERİ aşağılayıcı sözlerle bu eserleri yermişler hatta yıktırmışlardır. Mehmet Aksoy bu konuda Turner’a göre daha şanssızdır. Çünkü eseri artık yok edilmiş ve parçalanmıştır. Turner’ın köle gemisi adlı eserine de eleştirmenler söyle söylemişlerdi ‘Tiksinti verici bir saçmalık, kanlı bir mutfak duvarından farksız’.Slave-ship Turner’ın o zaman yaptığı resime gelen bu eleştirililer sigorta parası yüzünden gemiden canlı canlı denize atılan 132 kölenin dehşet verici hikayesini İngiltere denilen ticaret imparatorluğunun yüzüne vurmasından kaynaklanıyordu. Aynı yüze vurma Türkiyede de gerçekleşmiş ve eser günümüzü görememiştir. Turner yaşadığımız dönemde 19. yüzyılın en büyük ressamı olarak anılmaktadır, Mehmet Aksoy tarafında ise hala tamamen baskılanmaya çalışılan bir sanatçı vardır. Bir esere ucube demek için ne gerekiyor bilmiyorum, herhalde en güzel cevap o eserin ne anlattığını anlamamak olsa gerek. Aynı zamanda bolca saygısızlık.Şunu düşünün ülkemizde dünyaca ünlü kaç müze (resim galerisi) vardır? Sadece Paristen örnek verirsek Louvre müzesi, Orsay Müzesi, Picasso Müzesi, Orangerie müzesi Parisin sahip olduğu belli başlı müzelerden sadece birkaçıdır. Sadece her hangi biriyle boy ölçüşebilecek bir müzemizin olmaması sanata ne kadar az değer verdiğimizi basit bir şekilde özetlemektedir. Ülkeizden dünyaca ünlü kaç sanatçı(şarkıcıları kastetmiyorum, resim heykel dans edebiyat vs) çıkmıştır. Peki bizim ülkemizden neden çıkmıyor diye sorarsak benim tek diyebileceğim devlet politikaları yüzündendir. Sanatçılar kesinlikle desteklenmemiştir. Sadece aşağılanmışlardır ve devlet büyükleri onları eğlendirmek için var olan hokkabazlar olarak düşünmektedirler. Son bir sorum daha var Niye hala bu yanlış devam etmektedir. Heykeli haram olarak düşünen kafalar yüzünden. Neyse Turner 19 yüzyılın en büyük ressamı ilan edilerek ingiltere üstündeki kara lekeyi silmiştir bir bakıma, şimdi sıra biz de bizim sanatçılara gereken değeri vermekte diyecem (Bu yazıyı yazarken alkol almadım, tamamen kendi saçmalamam) ama o günleri görebileceğimizi pek zannetmiyorum.

Bir ülkede akıl ve sanattan çok, servete değer verilirse, bilinmelidir ki orada keseler şişmiş, kafalar boşalmıştır… Friedrich

02
Şub
14

Bazı hakları ellerinden alın !

child-abuse-2

Aslında her ne kadar haklar desemde birazdan anlatacaklarımın hak olmadığını siz de anlayacaksınız ama bu kadar çok insan yapınca bunlar hak gibi görülmesinin sindiremiyorum. İnsanların yaptıklarının hakları! imiş gibi davranmaları beni çileden çıkartıyor.

1-Kadınları dövme ve öldürme hakkı!

Ülkemizde bilmediğimiz duymadığımız o kadar çok kadın şiddete uğruyor  ve erkekler bunları haklarıymış gibi görmekteler neredeyse. şiddet gören kadınlarla, cinsel şiddet (Cinsel saldırıların %50’si kadarı 16 yaş altındaki kız çocuklarına karşı işleniyor.) görenleri ayırmamak lazım. sadece 2013’ün ilk 9 ayında 842 kadın öldürüldü. Demek oluyor ki kaba bir hesap yaparsak 9 ayda 270 gün var ve 9 ayda 842 kadın öldüyse her gün 3.11 kadın öldürülüyor demektir.Haberlerde bu kadınlardan kaçını gördünüz. Bakın şiddet demiyorum sadece şiddet yüzünden öldürülen diyorum. Bu öldürülen kadınlar haberlerde yer alamayacak kadar değersiz miydi ? Bir yılda öldürülen kadınların sayısı şehitlerin sayısından fazla olduğunu biliyor musunuz peki ? Bu askerler olası bir çatışma tehlikesi altındaydı peki bu öldürülen kadınlar ? Peki şiddet gören kadınlara dönersek. istatistiklere göre her 10 kadından 4’ü eşlerinden ya da partnerlerinden şiddet görüyor… Fazla uzatmak istemiyorum ve bir erkek olarak, ses çıkarmayarak, birşey yapmayarak, toplumsal tepki göstermeyerek erkeklere verdiğimiz bu hakkın geri alınmasını istiyorum !

2-Çocuk gelin olma hakkı!

Niye hakkı da hakkı diyip duruyorsun böyle hak mı olur diyip duruyorsunuz belki ama bırakın rakamlar konuşsun. Türkiyede istatistiklerde geçen 181.000 çocuk gelin var!Bilinmeyenlerle çok daha fazlası olması normal. Çocuk gelin ne demek, evcilik mi oynuyoruz. Çocuk gelin şu demek 18 yaşını doldurmamış kızlar evlenince çocuk gelin oluyorlar. 200.000 kişi bunu yapabiliyorsa bir şekilde bu bir haktır ve bu hakkın geri alınmasını istiyorum !

3-Çocukları terk etme hakkı!

Türkiyede 42.000 çocuğun çokakta yaşadığını varsayılıyor ama gerçek rakamların 200.000 civarında olduğu düşünülüyor. Bu çocukların bir kısmı dileniyor, bir kısmı ise suçlara karışıyor.Geleceğimizi yavaş yavaş yok ediyoruz. Peki hem onlar hem de bizim geleceğimiz için ne yapıyoruz ? Hiç bir fikrim yok !

4-Hayvanlara eziyet etme hakkı !

İnsanların insanlara şiddet uygulamaları bu kadar normalken hayvanlara uygulaması neden garip olsun ki. Kendilerini savunamıyorlarsa, dövün,ezin, aç bırakın hatta tecavüz edin. en kötüsü bunu bir hak olarak görün. Bu düşüncelerden ortaya çıkan şey ‘Güçsüzsen ezilirsin, dövülürsün, şiddete ve tecavüze uğrarsın hata aç bırakılırsın’ Peki kendinize sorun, bu durum ve bunun gibi durumlar için siz ne yapıyorsunuz, devletimiz ne yapıyor ve siz devletin birşeyler yapması için ne yapıyorsunuz. Sadece uzaktan bakıp ‘tüh tüh vah vah’ diyip olayları lanetlemekten başka birşey yapmıyorsanız siz de suçlu sayılırsınız.

“Yeryüzündeki her türlü kötülük, daima cehaletten gelir.” A. Camus

31
Oca
14

Düzeyli – Düzeysiz ilişkiler

qqqHayatta sevdiğim herşeyin bağımlısı oldum, her ne kadar nedenini bilmesem de. Kahve, alkol, deniz, kitaplar ve sevdiğim kadınlar. Bu tutkularımdan biri beni birgün öldürecek ama hangisi bilmiyorum. Normal sevmeyi beceremedim dedim de, normal dediğiniz nedir ki? Tutku dediğimiz duygu ne kadar normal olabilir ki ?

Kahve

Düzeysiz bir ilişkimiz var. Günde 3 fincan kahveyle başlıyorum ama ona aşkım depreştiği zamanlarda kalp atışlarım değişinceye kadar içmeye devam ediyorum. Aşk böyle birşey tutkuyla bağlanırsınız ve birgün o sizi öldürür. katil uşak değil tutkunun ta kendisidir. Güne iyi bir kahveyle başlamak gibisi yok diyecem ama sevişerek başlamakta kahve kadar iyi sayılır. Kokusu, tadı, içimi ısıtması ve beni güne hazırlaması. Hepsi bir ilişki yaşadığımın ipuçları gibi.

Alkol
İçelim ab-ı hayat neşe versin bedene, Allah rahmet eylesin rakıyı icat edene. Taşşın dökülmesiz, artsın eksilmesin, Allah bizi meyhanesiz memlekete düşürmesin… İyi gün dostum… Kötü günlerimi daha kötü yapan düşmanım. Ne demişler dostlarınızı yakınınızda, düşmanlarınızı daha da yakınınızda bulundurun demişler. doğru demişler.

Deniz
Konuşmadan anlaştığım tek aşkım. Ona doyamıyorum, saatlerce ona bakıyorum, bakıyorum, bakıyorum. Beni terketmeyeceğini bildiğimden ona güvenim sonsuz olsa da, ona hiçbir zaman kavuşamayacağımıda biliyorum. Platonik bir aşk benimkisi ve gayet tehlikeli…

Ah nice denizci, ah nice kaptan,
Sevinçle uzağa sefere çıkan,
Bu kasvet dolu ufukta kayboldu.
Kurbanı oldu kötü bir kaderin,
Aysız gecede, dipsiz bir denizin,
Karanlıklarına gömüldü…

Oceano Nox – Viktor Hugo (1837)

Kitaplar
Tam olarak hatırlayamadığım bir söz ”Kitaplar geçmişteki insanlarla konuşmak gibidir” derdi. Bu ilişkide dinleyen taraf benim, sadece dinleyen taraf değil eğitilen,öğrenen taraf demek daha doğru. Onlar anlatır diğerlerinin hikayelerini, hatalarını, kararlarını, yaptıklarını ve bunlar beni daha güçlü kılar, beni hazırlar bundan sonra hayatta göreceklerime ama ne kadar hazırlasalarda tutku herşeyi yıkar geçer. Öğrendiklerim sadece bu savaştan daha az çizik alarak ayrılmama yardımcı olur, daha fazlasına değil.

Ve Sevdiğim Kadınlar
Sadece bir kez hata yaptılar.

Without passion, you don’t have energy; without energy, you have nothing. Nothing … Donald Trump

02
Eki
11

Bacı Sistemi…

Dünya üzerindeki düzeni değiştirecek bir sistemdir aslında… Bir gün kankalarınızdan biri kapıdan içeri girer ve Ayşe/Fatma sizin bacınızdır der -O an dünya durmuştur- ve sizin o kıza herhangi bir meyiliniz olmamanızı, varsa bile içinizde tutmanız gerektiğini söyleyen bir sözdür. Bunu Beyonce için bile söylese kimse Beyonce’a yan gözle bakmaz. Gece kurulan düşlerde bile Beyonce anca size düşte yapacağınız şey için size kız ayarlayan kızdan öteye gidemez. Bacınızdır sözcüğü aynı zamanda sihirli bir sözcüktür… Bu laf hangi kıza söylenirse o kız bir anda çirkinleşir ve libidonun taramalarda es geçildiği görülür,vücut ona karşı hiçbir tepki veremez hale gelir. Kızı görünce hiçbir dürtü sizi dürtemez çünkü artık sizin bacınızdır ne de olsa değil mi ? Bu aslında çocuklarda ilk ben söyledim, ilk ben gördüm sözlerinin gelişmişidir… 5-15 yaşlarında sihiri kapan gelecek yaşlarında daha etkili bir silahla saldırır. Mesela arabaya binerken kim “ön koltuk benim” diye söylerse onundur, bu kurala karşı koyamazsınız. her ne kadar “ama ben çok istiyordum” desenizde nafiledir ilk siz söylemeniz yeterlidir, bacılık sisteminde de aslında aynısı geçerlidir, kim ilk önce o kız için “bacınızdır” derse, o kız o grupta içinde ilk söyleyen kişinindir ! (kız istese de istemese de). bu bacılık sistemi ne aşklar köreltmiştir ne aşkları çooook ileri bir tarihe ertelemiştir. Hatta bu kelime o kadar güçlü bir kelimedir ki aşkı bile öldürebilir. Bacmıza aşık olmamamız gerektiğini bilenler bacınızdır denen kişiye o sihirli laf söylendikten sonra sihrin etkisinden çıkamazlar ve içlerindeki aşk ateşine itfaiye arazözü ile saldırıp söndürürler ve sihirli sözün etkileri bununlada bitmez bacınızdır denen kişiyi dış unsurlardan korumak için koruyucu bir tavır içine girenlerde görülmüştür. Sonuçlarını tabi ki kimse düşünmez, kimse sorgulamaz, olur ya da olmaz ama sihirli sözcükler söylenince dünya durur… İşin garip tarafı gördüklerime dayanarak bu sihirli sözler 40 yaşına kadar insanları etkileyebilir hatta ve hatta ilkel toplumlarda 50 yaşa kadar etkili olduğu görülmüştür…

Albert Schweitzer demiş ki: “Vazife duygusu, en büyük terbiyeci güçtür.”

02
Ağu
11

Katil Aileler Toplum Bilincini Öldürdüler…

Toplumumuzun bilinci bitkisel hayatta… Artık hiçbir şeye tepki vermez olduk… Bize dokunmayan yılan bin yaşasıncılık aldı başını gitti… Dünyamızda birşeyler oluyor herkes kendine göre “o niye oldu bu, niye oldu” diye soruyor ama onun olmaması için hiçbirşey yapmıyor… Bunu galiba ailelerimizden öğrendik… Onların korumacı tavrı ve evlenene kadar aynı evde 30 – 40 yaşına kadar beraber yaşama biçimi yaptı bunu… Kimse biraz sıkıntı çekmek istemedi, özgürlüklerini elde etmek, kendi evlerinde kendi kuralları olacağını bile bile konfora sattılar özgürlüklerini… Tek istekleri çamaşırları yıkansın ütülensin, önlerine yemek konulsun idi. Götü sağlama almak için çıkmadılar annelerinin babalarının sözünden… Onlar karar verdi hangi okulu okuyacağına, onlar karar verdi hangi işe gireceğine hatta onlar karar verdi kimle evleneceğine ve nerede oturacağına… Benim bir sözüm vardır ve hep kendime tekrarlarım “Birinden bir şey (para – meta) alıyorsan, aldığın kişilerin senin hayatın üzerinde söz söyleme hakkına sahiptir” diye… Babanızda araba almak için para isteseniz, “onu alma şu modeli al öyle veririm” diyebilir, en basitinden 2 kıyafet almak için para alsan “kızım mini etek alma” diyebilir ve siz almazsınız… alamazsınız… Skerler… Aslında gelmek istediğim noktadan uzaklaşıyor gibi görünsemde aslında tam o noktanın üzerindeyim… Bir insan daha ne alacağının bile kararını kendi kendine veremiyorken, ondan nasıl bir toplum bilinci oluşturmasını bekleriz… Neredeyse 35 yaşında kendi hayatını kuruyor bu insanlar… Kendi kararlarını almayı bu yaşta öğrenmeye başlıyorlar ve bu yaşta başlarsan hata yapmadığın için şimdiye kadar doğru karar da veremezsin ya da doğru olup olmadığını bile anlayamazsın… Devamlı korumacı ailelerle yetiştiğimiz için bu hallere düşüyoruz… Bir insanın özgürlüğünü elde etmesi bu kadar zaman almamalı… Koruyucu ailenin diğer neden olduğu şey ise “Kıymet bilmememizi” sağlıyor aslında… Kendi paramızı kazansak bile o evde rahat içinde yaşadığımız için, paranın kıymetide düşük oluyor, nede olsa ne kira, ne elektrik, ne doğalgaz ya da su parası ödenmiyor, zaten bunlar ödense eline birşey kalmaz ve kazandığı para kıymetli olur… O yüzden malımızın değerini bilmiyoruz… O yüzden Benzine yapılan zamları sallamıyoruz, ekmeğe yapılan, telefon ücretlerine yapılan zamları sallamıyoruz… o yüzden sokaklara dökülmemiz gerekirken kendi meramızda kaval dinliyoruz… Tamam çocuklar aileler için çok önemli ama fazla korumacı tavır bir gün hepimiz tehdit edecek… Toplum bilinci yok olacak ve bizi ne denirse inanacaz, ne denirse yapacaz… Robotlaşma ve yozlaşma beraber olacak ve o koruduğunuz çocuklarınız dünya üzerinde bir hiç olacak…

Somerset Maugham Demiş ki : “Eğer bir millet herhangi bir şeyi özgürlükten daha değerli görürse, özgürlüğünü kaybeder; ve komik olan şu ki daha değerli gördüğü rahatlık veya paraysa, onu da kaybeder. “




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,748 hits