Aralık 2010 için arşiv

31
Ara
10

Yılbaşı Ruhu ! O ne be !

Ölmüş bu millet, artık kimsede yılbaşı ruhu falan kalmamış, artık şehiri ışıklandırmıyorlar adam gibi…  Bu gece dışarı çıktım, arabayla dolaştım Ankara da yarın yılbaşı değilmiş gibi… Ölü ışıksız bir şehir… Kullanılan ışıklandırmaysa praktikerden 5 tl ye alınmış çin malı dandik ve ucuz ışıklar gibi duruor. Yılbaşı ruhunu öldürmüşüz biz, kimse yılbaşının geldiğine sevinmiyor bile, adam gibi yılbaşına uygun bir görsellik sergileyemiyoruz, hiçbir heyecanımız arzumuz kalmamış… Ankara Arjantin Caddesi  VAKKO mazasına teşekkür ederim… Süper Bir ışıklandırma… Oraya baktıkça içim umutla doluyor.  Yabancıların geleneği nerden çıktı bu diyebilirsiniz ama yılbaşını kutlamak için illa gavur olmama gerek yok, her yeni gelecek yıl bana umut getiriyor ve umutla gelen yılı kutlamak beni mutlu ediyor…

Sizin de yeni yılınız kutlu olsun… Umutla, sevgiyle, huzurla dolsun….

Ahmet Zaki Yamani demiş ki : ” Taş devri taşlar tükendiği için değil, kafalar değiştiği için sona ermiştir.”

P.S : Görsel diğer bir Vakko şubesinin… Ankaradaki bundan daha güzel :D

Reklamlar
22
Ara
10

Başkalarının Hayatını Yaşamak…

Bazı insanlar kendilerinin bir hayatı olduğunu unutup başkalarının hayatını yaşıyorlar… Bunu derken internet üstünde fake acc’lerle gezinenleri kastetmiyorum, gayet bizim içimizden anamızdan babamızdan bahsediyorum… Çocuk doğurduktan sonra kendi hayatları olduğunu unutup sadece çocukları için yaşamaya başlayanları kastediyorum. İsteklerini çocuklarının isteklerinin arkasına atıyorlar. Bu konu nerden çıktı derseniz, çatal – bıçak takımımı gitti gidiyordan 30 senedir almayı bekleyen memur bir çifte sattım. Şaka gibi 30 yıldır kadın almak istiyormuşta, çocuk doğmuş, sonra diğeri gelmişte ondan sonra büyüyorlarmışta, okul masraflar, yok bayram kıyafetleriymişte, sonra üniversite ve evlilikleride… ohaaa lan bir çatal – bıçak takımı almak için yeni doğan çocukları evlenmesi beklenir mi lan !İşte başkalarının hayatlarını yaşamak böyle bişey… 200 – 300 tl lik bir şey için 30 yıl bekledilerse siz tahmin edin daha neler için ne kadar beklemişlerdir… Hayallerini 30 sene erteledikten sonra yaşamanın ne anlamı kalıyor… Biz ne için yaşıyoruz… Çocuk büyütmek, çalışmak ve yemek yemek için yaşıyormuş gibi geliyor bir çok insan… Yemedim yedirdim, içmedim içirdim, giymedim giydirdim…. iyi bok ettin hayatını mahvettin… En güzel yıllarını kendini yok sayarak geçirdin, tek hayalin başkalarının hayaliydi (belki de değildi). Artık yaşamak için yeterli enerjin yavaş yavaş tükenmeye başlayacak, artık hayallerin yok olacak, mal mülk derdin azalacak ama yine de tek derdin çocukların olacak. Aptal olma zamanını boşa harcama, önceliklerini düzenle, bu kadar verici olma, bencil ol, hayatını harcama… Aşkı doyasıya yaşa, seviş doya doya, gez değişik yerleri, git hiç gitmediğin yerlere, tanı hiç bilmediğin kültürlerle tanış…  Çocuklarına anlatacak bişeylerin olsun hayatta yaptığın hatalar dışında.

Ömer Hayyam demiş ki :”Önemli olan ne kadar yaşadığın değil, nasıl yaşadığındır.”

18
Ara
10

Gece, Yıldızlar ve Huzur Benimle…

Gece karanlığının nöbetini tutuyorum, güneş geldiğinde teslim etmek için, daha bir yaratıcı oluyorum geceleri, kelimeler daha çok fışkırıyor beynimden, cümleler daha bir vurucu oluyor geceleri. Kararlar alıyorum hayatımı değiştirecek sabah hepsinden vazgeçtiğim. Karanlık değil aydınlık korkutuyor beni, gündüzün iki yüzlü insanlarındansa, gecenin karanlık yüzlerini tercih ediyorum. Melankoliyide seviyorum, sessizliğin sesinide… Koca sessizliği istersem bozabilirim, istersem kendime saklayabilirim biliyorum. Hüzünleniyorum her gece, o zaman yaşadığımı hissediyorum, yaşadığımı hissettikçe daha bir mutlu oluyorum hüznümü bastırıyorum sabaha doğru, güneşle öldürüyorum kendimi, saklanıyorum karanlıklara. Gece herşey daha bir basit, herşey daha anlaşılır oluyor. Sevgilinin yatakta sessiz sessiz yatarken boynundan derin bir nefes çekip kocaman bir öpücük kondurması, Üç saniyeye sıkıştırılmış yedi ciltlik aşk romanından daha etkileyici, Grange’ın kitaplarından daha heyecanlı geliyor adama. Geceleri yazıyorum yazılarımı, karanlıktan ilham alıyorum, ben geceye bırakıyorum kendimi, yazacağım mod’a o karar veriyor… Gecelerin yanlızlığıda, kalabalığıda, sesleride, sessizliğide, melankoliside, polis cevirmeside mutlu ediyor beni. Boş caddeler, sarhoşlar, yanıp sönen trafik lambaları, Bulutlar arkasındaki dolunay, kimi zaman suya vuran yakamoz ve gecenin güzelleri yıldızlar… Bulutsuz yaz gecelerinde çimenlere yatıp yıldızları izleyerek kurduğum hayallerimdeki huzur artık benimle… Yıldızları o da seviyor.  Gece, Yıldızlar ve Huzur artık benimle :D

George Bernard Shaw demiş ki : “Yaşlılar için huzur, gençler için ümid gizlidir gecenin koynunda.”

P.S : Yaşlanıyorum galiba :D

10
Ara
10

Cesaretsizlerin Fake Dünyası…

Kadınlar peruk takarlar, takma kirpik takarlar, dolgu sütyenlerle göğüslerini olduğundan büyük gösterirler, sonrada artık gerçek erkek kalmadı diye şikayet ederler. :)) Erkeklerde pek farklı değildir aslında… Benzinini bile zor koydukları, binbir krediyle alınmış arabalarıyla gece dışarı çıkıp olmayan paralarıyla hovardalık yaparlar, sonra kontör orospularına kanıp bütün kızlar fahişe deyip, tüm kızlar açmış bacaklarını onları bekliyormuş gibi davranırlar… Hayatımız fake a.q… Fake orgazm çığlıkları, Fake Acc’ler, Fake kıskançlıklar ve en vahimi Fake insanlar. Fake gülümsemeler altına saklanmış milyonlarca gözyaşı damlasını saklarlar içlerinde… Şizofrenler gibi olmayan bir dünya yaratıp kendilerini bir parça güven içinde hissetmeye çalışırlar. Bir süre sonra kendi yarattıkları dünyaya inanıp, fake hayatlarında mutlu olmaya çalışırlar ama bunda da uzun süre kalamazlar, çünkü kendi yarattıkları dünya inception filmindeki gibi yok olur gider. Neyin gerçek neyin Fake olduğunu algılayamazlar ve herkesi kendileri gibi zannettikleri için sosyal ağlar üzerinden birlikte oldukları kişilere fake accountlarla tuzak kurarlar. Gerçekten beni seviyormu diye sordukları sorunun cevabını böyle aptalca yollarda ararlar. Sevgilileri ile sevişirken terkedilmemek için fake orgazm çığlıkları atarlar (yemesekte bizim için bir problem yoktur aslında) ve bu rolleri iyi yaptıklarını zannederler. Seviştiğiniz insanın bile kim olduğunu bilemediğimiz Fakeleştirilmiş bir dünyaya doğru adım adım gidiyoruz. Çokta felsefenin derinliklerine dalmayacak olsamda Biz kim olduğumuzu biliyormuyuz gerçekten, bu dünya üzerinde ne aradığımızı, sadece kendimiz olarak hayattan koparabileceklerimzi biliyormuyuz. Birşeye ulaşmanın kısa yolu yoktur,onun için çalışmak, çabalamak lazım, mesai harcamak ve yakaladıktan sonra da elde tutmak için birşeyler yapmamız gerektiğinin farkına varamıyormuyuz acaba ? Ya da üstümüze çakma olarak geçirdiğimiz bizden 5 beden büyük Fake kişiliğimizle buna daha çabuk ulaşmanın, sonsuza kadar elimizde tutabileceğimiz bir güç olduğunu mu sanıyoruz. Kimse ölene kadar rol yapamaz, gerçek kişiliğimiz baskındır ve her an biryerlerden patlak verecektir. Gerçekler acımasızdır ve bununla yüzleşmek için kaç tane olursa olsun Fake dünya yetmeyecektir. Siz ne kadar kız tavlamak için photoshopla kas yapsanızda kollarınıza, sizde ne kadar erkekleri etkilemek için photoshopla memelerinizi büyütüp, beden ölçülerinizi küçültsenizde sonuç sizin için değişmeyecektir… Yüzyüze geldiğiniz anda Fake dünyanız parçalara ayrılacaktır. Cesaretsizliğin doğurduğu fakeler, insanları söylemek isteyipte söyleyemedikleri bir çok gerçeği rahatça söyleyebilmelerini sağlasa da genelde yorum ya da eleştiri için değil genelde küfür etmek için bir araç olmaktan öteye gidememiştir. Cesaretsizliğinizi yenin olmak istediğiniz gibi olmak için çaba sarfedin, sahte dünyalara saklanıp gerçek kişiliğinizi bastırmaya çalışmayın, olmadığınız bir insanmış gibi olmak sadece sizi yıpratır bu durum dünyanın umrumda değil emin olun… Hiç birşey olmamış gibi davranmak yerine kendinizi ve çevrenizi değiştirmeye çalışın… Hiçbirşey istediğiniz gibi değilse bırakın onları yeni insanlar, yeni çevreler keşfedin… Emin olun sizin gibi düşünen, sizin gibi davranan size benzeyen binlerce insan var etrafınızda… Kapılarınızı açın, insanlara güvenin girsinler içeri, ama ihanetlerinde yıkılmayın, oluruna bırakın. Dünya ciddiye alınacak bir yer değil, bir oyun alanı. Keyfini çıkarın :D

Sydney Smith demiş ki :”Dünyada birçok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaretsizlik yüzünden kaybolurlar.”

09
Ara
10

Universe Always Have a Plan…

Bütün hikaye ablamın Halk Bankasının sınav açtığını söylemesiyle başladı… Ben yatırdım sınava giriş harcını kaçarın yok gireceksin diyerek beni zorladı. Asla sınava girmeyeceğimi biliyordu, beni zorlamak için sınav giriş harcımı yatırmış ve illa beni memur yapacaktı ama istediğim en son şeyin bu olduğunu sadece ben değil evrende biliyordu… Derler ya “Universe always have a plan” diye… işte öyle bir andaydık. Neyse sınava giriş yerim belli oldu Ankarayı bilenler bilir Gazi üniversitesi teknik okullarda girecektim. Teknik okullar dev bir alan üstünde 50 kadar binadan oluşan bir kampüs… Gün geldi çattı. O gün sevgilimde kalmıştım, Gece yattım sabah bir huzursuzlukla uyandım. “Kız arkadaşım sen sınava kaçta girecektin” dedi. bende “9 da ” dedim. “Saat 8 buçuk ” dediğinde evden bir hışımla elimde 2 kalem 1 silgiyle çıktım. Yetişirim derken beysukentten dönüp hacettepe yoluna çıkınca bir sis başladı akıllara zarar. Bilkente kadar yavaş yavaş sisler içinde geldim… Geç kalmıştım artık. Teknik okullara ulaşıp arabayı park etmek için yer ararken teknik okulların yanındaki yola girdim oraya biryerde yer bulur parkederim diye ama girmez olaydım. Ortalama 1 km uzunluğunda bir yol ve sonuna geldiğinizde çıkmaz sokak olduğunu anlıyorsunuz… sinir bozucu… Neyse ben o 1 km yolu tıkış tıkış şekilde sonuna gidince, çıkmaz sokak olduğunu görüp yine sıkış tepiş, manevra yaparak geri dönüp çıkmaya çalışıyorum… ama öyle sıkışık ki arabalar birbirlerine dokunur vaziyetteydiler. Orada da 10 dakikamı harcadıktan sonra dışarda okuldan çok uzak olmayan bir yere arabamı parkettim. Koşarak içeri girdim ama gideceğim yeri bilmiyorum, aslında biliyorum ama bu fakülte, şu bina falan yazıyor… Kampüsün içinde deli dana gibi koştururken, kampüs haritasını buldum yeri gösteriyordu tahmine doğru ilerledim, haritadan bakmakla normal 3 boyutlu görmek farklı şeylermiş, tabi hafiften yine saptım saat 09.30 a geldi neredeyse beni içeri almayacaklar, orada uzaklarda bir güvenlik görevlisine rasladım ve sordum… Anlattı güzelce nerden nasıl gideceğimi ve binayı buldum saat 09.30’u çoktan geçmişti biraz daha geç kalsam sınav bitecek nerdeyse… Sınav yeriden içeri girdim görevliler sınav kağıdıma baktılar, bir nefeslen dediler, sonra da gireceğim sınıfın yerini tarif ettiler. Birinci kat , şuradaki döner merdivenlerden çık sağa dön bla bla bla… Koştur koştur merdivenlere yöneldim 5 – 6 basamak çıkmıştım ki yere kapaklandım… Çok ama çok sinirlenmiştim başıma gelen bunca şeyen sonra… Elimdeki 2 kaleme baktım düşme sonucu ikisininde uçları kırılmıştı… :S Sinirden kudurmak üzreydim. Kafamı yukarı kaldırarak dedim, bir planın vardır, sınava girmemi istemiyorsan girmeyecem A.Q… umarım benim için güzel planların vardır :D Sınav zaten çok zormuş geçebilmem imkansıza yakınmış hiç çalışmadan… O yüzden hiç üzülmedim ama ablam hala 50 tl sini ister sınava girmediğim için :D

Universe Always Have a Plan :D

05
Ara
10

Red Bull Garage Party Ankara !

Ankarada bir event vardı… Red Bull Garage Party… Nasıl bir etkinlik, içerik ne şöyle bir baktım, FG 93.7 nin DJ’lerinden DJ Erdinç Akbulut çalıyordu. Setine söyle bir baktık Progresive House çalıyordu… Eeee bari gidelim dedik adam pek fena çalmıyordu hem de FG nin DJ’i ve Red Bull’un partysi olduğu için Powerfull bir şey vardı önümüzde biliyorduk… Gece 00.30 civarı giriş yapmak için Kentparktan girdik… Önümüzde uzun bir sıra vardı ve aslında böyle bir kalabalık beklemiyorduk orada… Ankaralılar pek DJ’leri sevmez eller havayacıdırlar. Neyse Girişe yaklaştığımızda önümüzde 8 kişilik bir yabancı grup vardı ve girmeleri 5 dakika sürdü ama kapıdaki kızların bir türlü hesap kitap ve içecek fişi verememelerinden dolayı… Kapıdan kimlik göstermeden geçtikten sonra kaşe bastılar kolumuza üniversite yıllarındaki gibi ve sonra garaja inmek için asansörlere yöneldik. İlk şoku asansörde yedik. Asansörde önümüzde bir çift vardı kız mini etek ve simli file çorap giymişti… Bizde gözlerimizle birbirimize bakarak “Ne işi var simli file çoraplı bir hatunun garage partyde” diye düşündük… Asansörden çıkınca müziğin sesi bir anda çarptı… İlk önce çalan parçayı anlayamadık ama Türkçe çalıyordu ve yıkılmıştık… İçerdekileri görünce 2. yıkım gecikmedi… Reinaya ya da Ankarada Salataya gelir gibi giyinmiş hatunlar (miniler- maxiler – payetli kıyafetler), Takımlı tipler, apachiler…. Ben de garage party diye Standart bir flash t-shirt’ü kız arkadaşımsa polar giyip gelmişti… Çok paçoz (!?;!) kalmıştık garage party concepti için ! Ben dedim bu party’e içmeden katlanamayacam bara gidip içecek alalım diye ama barın önüne gittiğimizde bir gürüh karşıladı bizi. İçki almak için depişen insanlar ama barın önünde nerdeyse 50 kişi var ve birbirini fortluyordu içki almak için ! 50 az demeyin 3 metrelik ve 3 barmenin olduğu bir barın önünde 4 sıra halinde dizilmiş içki almaya çalışan insanları düşünün. Almaktan vazgeçtim tabi denemedim bile… Diğer bir bar vardır orayı deneyelim dediğimizde barın tam zıt tarafında partynin diğer ucunda 2.  bar’a yöneldik ama görüntü burada da aynıydı ve içki almaktan bir süreliğine vazgeçtim çünkü partyde sadece 2 bar vardı. 45 dakika sonra tekrar bu kalabalığın arasına girip bardan alkol almayı denediğimde elimizdeki fişlerle sadece Vodka alınabildiği ve Vodkanın bittiğini öğrendik… Lanet olsun parayla alalım dedim ve onun için viski gibi bir seçeneğimiz vardı sadece. 20 tl karşılığında KARTON bardakla Ballantines + Redbull aldım. Gayet hafif güzel bir içki olmuş :DD Biz tabi FG nin DJ Erdinç Akbulut çıkacak diye bekliyoruz ama bir türlü çıkmıyor saat 01.30 olmuş. 1. Barın orada sahneye yakın bir yerde bekliyoruz ve bir DJ, garage partyde Demet akalın , Serdar Ortaç ve buna benzer çalınmayacak herşeyi çalarken herkes apachiler de apachi dansı yaparak kopuyorlardı :S  Bara vodkanın geldiğini gördüğüm gibi uçtum bara, 2 tane bol buzlu vodka + Red Bull alıp hızlıca hüplettim :D  En sonunda biz karar verdik bu adam FG’nin DJ’i olmalıydı :S Neyse yakınlarda organizatör boyun askılı biri vardı…

  • Nif :”Pardon… Pardon… Organizatörmüsünüz ?” .
  • Adam:”Sorry I don’t understand” .
  • Müziğin yüksekliğinden anlayamamış olduğumu zannettim adam ingilizcemi konuşuyordu :S Party de tek konuştuğum adam yabancı çıkamazdı ya derken…
  • Nif: “Sorry… Sorry… Where is the FG DJ?” diye sordumadam sesten anlamadı ve de  ben söylediklerini sesten anlamadım ama dediği,
  • Adam: “I came first time in Ankara…. sorry I cant help you” gibi bişey dedi.

“Sevgilime gülerek dönüp konuştuğum adam yabancı çıktı ve ilk defa Ankaraya gelmiş” dedim.

Aptal müzikleri dinleyip mini etekli kızları çekiştirip, apachilerin dansını izleyerek bir süre geçirdikten sonra müzik kısıldı… Polis basmıştı party’i… Sesin yükselmesini bir süre bekledikten sonra WC ye gidelim dedik ama wc’ler 4 kat yukarda çıkışın oradaydı… 4 kat çıktık, çıkışa kadar gittik, WC ye geldik… Kız arkadaşımı beklerken WC’nin önünde çalan müzikler partyde çalan müziklerden daha iyiydi… Party’e dönelim derken bir elinde telsiz olan bir adam “Konser bitti” dedi bizde “Komser gitti” anladık ve yürümeye devam ettik. Sonra şimşek çaktı ve adama dönüp “Konser mi bitti, komser mi gitti” diye sorduk.  “Konser bitti dağılıyorlar ve aşağı inişler yasaklandı” dedi :S bizde dönüp partynin bitişiyle eve gidelim dedik. Çıktık, arabaya gittik, binip çıkarken polis alkol kontrol noktası atmışlar bizi çevirmeye soktular. Ben 1 viski ve 2 vodka içmiş olarak bu sefer “SIÇTIM” dedim. Gerekli belgeleri verdik ve üflemem istendi… Bende gayet üfledim…  0.31 artıyor yavaş yavaş, .32 .33. 34 polis “0.50 ye kadar iznin var .51 derse bende bişey yapamam” dedi… .35 .36 yukarı doğru saymaya devam ediyor ama benim kalbim güm güm, yediğin cezayamı üzülürsün bu salak party için yoksa arabanın çekildiğine ve 6 ay ehliyetine el konulduğuna mı? derken sayım devam ediyor .37 .38 .39 dedi ve Dııııııızzzztttt diye dünyada duyduğum en güzel seslerden biri geldi. sayım durmuştu ve 0.39 promil alkollü çıkmıştım :S Çok sevindim duruma tabi ve bir orgazm sigarası yaktım ama yolda giderken şöyle bir düşündüm, ortalama Birbuçuk saat içinde 1 viski ve 2 vodka Redbull içmiştim ve bardak başına 0.13 promil alkol oranı çıkmıştı… Bize alkol yerine su mu vermişleri :S Gecemiz böyle geçti işte Garage party, Elektronik Demet Akalın – Sertaç Ortaç ve adını bilmediğim hep bir ağızdan söylenen parçalar, düğüne gelmiş gibi kızlar, mini-maxi etekler, payet islemeli kıyafetler, simli file çoraplar, apachiler ve dansları, karton bardakta Alkolümsü + Red Bull, polis baskını ve çevirme…
Son olarak…

Aiskhylos demiş ki : “Acının ödülü tecrübedir.”




Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,932 hits