Nisan 2010 için arşiv

28
Nis
10

Dumanların İçinden Gelen…..

sene 1988 – 89 tam olarak hatırlamasamda. O zaman bir ev satınalmışlardı bizimkiler ama ev sobalıydı. Bizimkiler paşazade çocukları oldukları için açıkçası şimdiye kadar hiç sobalı evde oturmamışlar. Kendi çaplarında bir maceraya dalmışlardı. Babam o zamanlar ticaretle uğraşıyordu ve eve yakın biryerlerde dükkanı vardı. Her öğleden sonra gelip sobayı yakar ben okuldan geldiğimde saat 4 gibi evin sıcak olmasını sağlardı. Sobalı evlerden o günlerden sonra nefret etmişimdir hep. Neyse bu düzen böyle giderken babamın şehir dışında işi çıktı ve annemle başbaşa kalmıştık. Bir akşam annem işten eve geldikten sonra sobayı yakmaya yeltendi ve herşey o andan itibaren başladı :D Annem hayatı boyunca bırakın sobayı mangal bile yakmamış, tek yaktığı şey içtiği sigaradan ibaret olan bir kadın olarak denemelerine başladı… Neyse tam sıralamasını bilmesemde, onun da bildiğini düşünmüyorum ya, kağıdı odunu kömürü doldurmuş kovanın içine, kovayıda sobanın içine,ateşide vermiş üstten üstten… Tabi soba yakmanın bir şekli şemali olduğu için bizimki becerememiş… Heryer duman altı -duman altı derken öyle böyle değil, gözgözü görmüyor-… ben annemi izliyorum ama miniciğim daha ilkokul çocuğu, dumanlar içinden annemi görüyorum ama annem beceremiyor yakmayı, neyse camları açtı duman çıksın diye… Evin içinde öyle yoğun bir duman var ki gören yangın var sanır… Neyse annem beni dumandan ve camları açtığı için soğuktan etkilenmeyeyim diye odaya koydu. Benim bekleyişim sürdükçe sürüyor.Guinness rekorlar kitabina girebilecek kadar uzun bir bekleyişti benimki… Annem öksürükler içinde falan ama sonuç yok. Sonra kapı açıldı, içeriye bir adam girdi… kocaman bir adam. “Amca sen kimsin” dedim Adamda bana “Ben itfaiyeciyim oğlum, seni kurtarmaya geldim” dedi, bende “Amca merak etme annem sadece soba yakmaya calışıyor” dedim ama adam beni kucakladığı gibi dışarı çıkardı. Baktılar ortalıkta yangın falan yok gerçekten sadece annemin çıkardığı sahte yangın var… Bırakın yangını kadın daha sobayı yakamamış evi nasıl yaksın zaten :D Ondan sonra zaten bizim paşazade çocukları ordan taşındılar yine alıştıkları gibi kaloriferli bir eve geçtiler ama benim akciğerlerimdeki hasar hep kaldı :D  Komşuların yardımıyla soba yakıldı… Biz sıcak evimizde huzur içinde uyuduk ve annem bir daha asla soba yakmadı… -Mutlu son :D –
24
Nis
10

Efes Pilsen Blog Yazarı Ben Olmalıyım….

Efes Pilsen Blog Yazarı Ben Olmalıyım adlı bir yazı yazılması için wahiy geldi birgün ufak ufak efesimi demlenirken. Onun soğuğuyla bardağı terletmesi gibi, bu fikirde beni o buz gibi Efes dolu bardak gibi terletti. Renkli ve eğlenceli hayatıma kattığı güzellikleri arttırmak için parmaklarım durmadan harflere dokunmaya ve yazmaya başladı. Parmaklarım ve kalbim öyle hızlıydıki Rock’n Dark konserleri kadar hızlı ve heyecan doluydu, her tuşa bastığında. Sahne arkasına geçmiş, pass kartı boynunda asılı olması gibi, hem heyecanlı hem sakindi parmaklarım. Ve tekrar soğuk Efesin terlettiği bardağıma dokunduğumda Flash backle Blues Festivaline dönmüştüm. o buz gibi bardaktan bana geçen enerji, hayatıma kattığı renkleriyle zihnimde sevişiyordu blues, efes ve renkler…  evet işte o zaman Efes Pilsen Blog yazarı ben olmalıydım biliyordum. Efes basketball takımında Kaya Peker’in attığı son dakika 3lük gibi bir üçlük atıp maçı bitirmeli ve final four’a kalmalıydım ! Sonrada Facebooktan, Twitterdan, Friendfeedden yaymalıydım tüm dünya duysun diye benim Efes Pilsen Blog Yazarı olduğumu. Öyleymiş gibi açtım efesimi, sardım sevgilimi, açtım volumünü sonuna kadar neşemin, paylaştım keyifli anlarımı dostlarımla, anlattım onlara hayatımda en keyif aldığım anlarda hep o vardı yanımda. Çoğu blog yazımda ilham perimdi o aslında. o olmadığı günlerde nasıl tıkanırdım boğulurdum yazılara, Derler ya bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye.  Nice 40 seneler borçluyum sana,  Efes Dark Brown yüzünden. Kahve ve biranın süper harmanıyla çifte keyif yapmanın hazzını yaşamak, her zaman bana ilham kaynağı olmuştur. Sadece ilham vermiyorsun bana, hikayeleriminde baş kahramanı oluyorsun… “İlgim Size Değil Mariachilere” yazımda olduğu gibi. Mariachilerin o gece bana yaşattıkları hala yazıma baktıkça güler ve unutulmaz anlarımda yanımda olduğu için teşekkür ederim :D Yaz tatilinde sabah kahvaltısında efes olmasa nasıl “Kahvaltı Birası…” yazımı yazabilirdim ki? :D Efes Dark Brown’ın etkileyici kahve aroması etkisi altında yazdığım “Beni Terk Etmeyen Tek Aşkım !” yazısınada bakınca ve Bunları düşününce zaten ben Kendi blogumun Efes Blog yazarı olmuşum bile… Anlarımı şenlendirdiği her dakikayı yazıya dökmüşüm. Ve artık kapanışı şu dizelerle yapalım… İçelim, ab-ı hayat neşe versin bedene, Allah rahmet eylesin Efes’i icat edene, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin Allah bizi Efessiz memlekete düşürmesin….. :D

11
Nis
10

Five Rules Of Girl

1-Love Me But Don’t Touch Me !Gördüğünüz gibi ilk kural sev beni ama bana dokunma… Dokunmadan sevgi, aşk mı olur yaw… Hatta bir klişe vardır ” Ten uyumumuz yok” diye… yani dokunmadan koklamadan aşk mış sevgiymiş lave mış olmaz kardeşim…. Dokunacan bakacan kızın teni asidik mi bazik mi ? Nötr de Dove mu kullanıyor anlamadan tanımadan aşk, sevgi love mı olur yaw :S Neyse 2. kurala geçelim….

2-Touch Me But Don’t Kiss Me !

Neyse 2. kurala geçmeden önce kızın teni asidik mi, bazik mi ? öğrenmişiz, şimdi dudakları kiraz mı çilek mi onu öğrenecez… :D Aslında Öğrenemeyecez çünkü don’t kiss me diyor hatun. Evet bu aşmak için ne yapılası gerekir onu anlatacam kısaca… İlk önce üşümesini sağlayın… eğer mevsim yaz ise işiniz zor ama o zamanda bayıra ya da deniz kenarına götürmeniz lazım esintili bir mekan bulmak için… Neyse esintili bir mekan buldunuz ve rüzgar kuzey – kuzey doğudan 3-4 kuvvetle esiyor. Hımmm güzel bir başlangıç diyebiliriz ve tanrıya dua eder bu hava akım hızını korumasını dilerizk i bundan daha soğuk olursa kız eve gitmek ister daha yavaş olursa hava ısnır sarılmana ihtiyaç kalmaz… Neyse tanrı yardım etti hava stabil solundan hatuna yaklaşırsın. Ona romantik bişeyler söylersin. Mesela ; “Canimi kapina, yüregimi ellerine, ruhumu bedenine, uykumu yatagina, öpücüklerimi dudagina gönderecegim!. Ve yemin ederim seni ölünceye kadar SeVecegiM!…” diye ucuz bir sözle 16 yaşında ya da 3 vodka içmiş hatunu tavlayıp öpebilirsin. daha iyisi elinden geliyorsa ardına koyma :D Neyse çaktırmadan öpücüğü aldıysan 3. aşamaya geçiyoruz bebeğim :D

3-Kıss Me But Don’t Use Me !

Bu tamamen beni one night stand olarak kullanma demek amazon dilinde :D Kısaca Hang Out But Don’t use Me… Çıptıs Çıptıs mekanlara gidelim takılalım, erotik dansla yapayım sana, öpeyim kiraz dudaklarından, seni sonuna kadar sex’e hazırlayım ama yarı yolda bırakayım kuralıdır Number 3… Yani köy çeşmesini suyla gidip susuz getirme kuralı ama bize işlemez tabiki. Kızların kendi aralarında kullandıkları bişeydir. Kendimi kullandırmadım lafı… lafta kalır. sen benim yanımda olduğun her an zaten ben seni kullanıyorum, öpmem koklamam, elden tutman ya da tutmaman bişey değiştirmez, ben seni kullandım ama sen farkında değilsin diyerek diğer kural Number 4’e geçebiliriz :D

4-Use Me But Don’T Forget Me !

Şimdi burası pek karmaşık. Bu kısımda Fuck buddy’e geçip geçmemek sizin elinizde :D Ara ara ziyaretlerle hatrını sorduğunuz geceler yaşayabilir ve geçici hafıza kayıplarıyla durumu idare edebilirsiniz :D İstesenizde unutamazsınız… Bir laf vardır ” Tatlı Tatlı yediğiniz hurmalar, çıkarken kıçını tırmalar” diye… Ya yerken tatlı tadı unutturmaz ya da çıkarken ki acı tadı. Unutanı görmedim… neyse son kural Number 5’e geçelim…

5-Forget Me But Don’t Tell Anyone !

Bu kısma bişey yazmak ve yazmamak arasındayım aslında. Zaten unutulmaz olsan Number 4’e döneriz ki Zaten Number 5’e ihtiyacım olmaz. İşte bu son şık kızların aptallıklarının son noktasıdır. Aslında Don’t Forget Me But Don’t Tell Anyone deseler çok sevinirdim. Burada “Forget Me But Don’t Tell Anyone” but yerine and kullansalar daha iyi olurdu. Burak Kut’un bir parçası vardı ” Yaşandı Bitti Saygısızca, Aldatmanın tadına varınca” gibi bişeydi. Zaten erkekler dünyaya 25 yaşına kadar süper hafızalı, 25 yaşından sonra alzheimer olurlar. İstesenizde sizi hatırlamazlar merak etmeyin.

Neyse kızların kuralları çiğnenmek içindir tüm kural ve kanunlar gibi… Çükü biz türküz kız dediğin elinin kiri… Kirin ne kuralı olur… aman hadi naş bebeğim… Beğnini çok zorlama… Aşıksan batmışsındır boka…

08
Nis
10

2010 Japon Yılı….

2010 Japon yılıymış…… Oturupta japonya reklamı yapmayacam ama sevdiğim şeyleride size hatırlatmak istiyorum. Türk cipcop gençliği arasında popüler olan ama Türklerin damak ve yemek geleneklerine uygun olmadığını söyledikleri ama bence sake ya da rakı ile güp güp gidecek olan suşiden başlayacam. En bilinen ve en çok Türkiyede yenen Maki-dir Suşiyi sadece Maki zannedenlere inat Nigiri suşi daha az yenen bir seçenektir ve beniim favorilerim arasındadır ama benim en sevdiğim olan sashimi, rakıyla löp löp götürülür :D Sashi: mızrak, mi: et – balık anlamına gelirki çok taze balıktan anında öldürülerek yapılır ve Türkiyede yemek bu kadar kolay değildir aslında :D at etiyle yapılanıda vardır ama yüreğim dayanmaz ona işte çünkü tamamen çiğdir. Neyse Suşi ile başladığımız maceramıza Animelerle devam edelim :D Aslında ilk olarak manga (çizgi roman) şeklinde yazılmış ve sonra animeye; okumaya üşenenler için filmleştirilmiş çizgi roman animasyonlarıdır. Osamu Tezuka öncülüğünde yola çıkan anime hikayesi baya genişlemiş ve Senaryo,kurgu ve Çizim yönünden mükemmelleştirilmiş eserler ortaya çıkmaya başlamıştır. Tabiki Japon kaynaklıdır ve en büyük anime sektörü japonların elindedir. Şablon dediğim kısıma gelecek olursak büyük gözler ve uzun bacaklar, kompleksli Japonların işi olduğu düşünülsede aslında kökeni batılı kaynaklardır ve tabiki bütün animelerde bunlar kullanılmaz. Ayrıca şablon içersinde yer alan etkilere verilen ABARTILI tepkileride gösterebiliriz. Türkiyede izleyici kitlesiçok kısıtlı olsada animeler dünyada Prime time saatlerinde gösterilen ve milyonlarca izleyicisi olan animasyonlardır. Birkaç öneri verip bu başlıktanda kaçayım diyorum… En sevdiğim animelere gelince Naruto, Strongest Disipleof Kenichi, Bleach, Full Metal Alchemist… Daha ayrıntılı bilgi için Animeler Benden ve Animeler Benden 2 yazılarımı okuyabilirsiniz :D En sevdiğim japon sanatlarından ink painting onların demesiyle sumi-e aslında çin kökenli olmasına rağmen japonyada da gayet yaygındır. Ben sade şeylerden hoşlandığım için galiba benim için çekici geliyor. Bir diğer ilgimi çeken ve görsel olarak beni çeken şeyi ise mimarisi. Geleneksel japon mimarisi ve onu tamamlayan kiraz çiçekleriyle dolu mimarisi beni benden alıyor. Onun dişinda pek yerleri olmadığı için şehir merkezlerinde göt kadar evlerde yaşamaları bana garip geliyor ve küçük ev sevsemde garip bir şekilde bu işten tiksiniyorum… Birde zen bahçeleri… Çok keyifli şekiller verilmiş taşlardan oluşmuş ve bitkilerle görsel zenginlik yaratılmış bahçeler… Türkiyede de böyle şeyler görmek isteriz… Geldik mi Kimono ya… tabi ordan da Geyşaya…  Geyşalar bizim konsimatrislerin kültürlü ve görgülü olanları.  Geyşaların Danna ları vardır bunlar cinsel, maddi ve duygusal olarak bağlı oldukları kişidir bir nevi bizdeki pezevenk gibi ama daha gelişmişi :D Geyşaya dalınca Kimono kısmını unuttuk…  Ki – giyinmek Mono – Şey bişeyler giymek anlamına gelirki japonların şehir yaşamı dışında kalan folklorik kültürünün görsel olarak en güzel parçalarından biridir. Japonya kesinlikle görülmesi gereken bir ülke, bir ada… Hemen hemen hepimizin sevdiği bir japon efsanesiyle yazımı bitirmek istiyorum. Ninjalar… Kim sevmez ya da hangi erkek çocuğu ninja olmak istemezdi çocukluğunda… Her eve bir ninja şart :D diyelim ve daha fazla saçmalamadan bitirelim bu yazıyı :D




Twitterdan Takip Et

  • kendimi muzige biraktigimda gittigim yerlere sizi de goturmek isterim. kendimi daha acik ifade edebilecegim bi yer yok cunku. 3 months ago

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,400 hits