Aralık 2009 için arşiv

28
Ara
09

Nasıl Girersen Öyle Gidermiş !

Yeni yıla abuk subuk girdiğim yıllar oldu… adam akıllı girdiğim sene sayısı fazla yoktur bu sene nasıl geçecek bakalım. Sene sıralaması olmadan, tahmini kronolojiye koyduğum yılbaşı gecelerinden bahsedecem.

  • Üniversite yılları o zaman sevgilim yok evde tek başıma girecekken okuldan bir kız arkadaşımı aradım ya da o beni aradı tam olarak hatırlamıyorum… Anlayacağınız şuursuz bir gündü, O da yalnız girecekmiş beraber geçirelim dedik. Neyse evinden aldım, kızılaya indik. Elimizde biralar içip dolaşırken, o zamanlarda yeni işi bıraktığım şirketten 2 kız 1 erkekle karşılaştık… Kimsenin planı olmadığı için kızlardan birinin evine gitme kararı aldık. Alkol stokunu fulledikten sonra batıkentteki bekar evine gittik. Ev ev değil ahırdan bir parmak ötede. Neyse hoşbeş muhabbet falan. Kızlardan birinin sevgilisi yanında diğer kızdan da o şirkette çalışırken ben hoşlanıyordum. Hoşlandığım kızla hafiften yaklaşmalar -ben alkolün etkisiyle tavşan gibi sekiyorum- Neyse geceyi tek oda da geçirdikten sonra yatmaya karar verdik. Kız odasının yanında ki oda da (duvarları bitişik ve bitişik duvarada kızın yatak bitişik) bize yer yatağı hazırladı. Ben 2 kızın arasında yatıyorum ama alkolün etkisi ve hoşlandığım kızın yanımda olmasının verdiği etkiyle uyumuyorum -uyuyamıyorum-. Neyse yan odada ki kızla erkek sevişmeye başladılar ama sanki yanımızda sevişiyorlar… Tavşan gibi maşallah :D Offf böyle işkence olmaz olsun :D Neyse kafamın iyi olması, yan odadaki aksiyon beni harekete geçirdi ve hoşlandığım kıza aksiyon yaptım. oda bana boş değilmiş (Mod : Nuri Alço) İşin kötü tarafı sol tarafımda hoşlandığım kız sağ tarafımda sınıf arkadaşım kız -ki bana aşıkmış sonradan öğrendim- yatıyor ama biz kızla sevişiyoruz ve diğer kızın uyuduğunu düşünüyoruz. Sabah 6 olupta hadi ben eve gidiyorum diye kalkınca öyle olmadığını farkettik. Utanılacak bişeydi ama bu kadar heyecanlı olabilir… Spontan oluşan ama güzel geçirdiğim yılbaşlarından biridir :D Nasıl Girersen öyle gider kısmına gelirsek o sene kızla ayrıldık, ben okulu uzattım onun yüzünden ve yeni yıla girdiğim kadar heyecanlı bir yıl olmadı hatırladığım kadarıyla :D
  • Seneyi yine hatırlamasam da üniversite yılları diyelim 5.5 senede bitirdiğim için üniversite yaşantım uzun sürdü :D Bir sevgilim var o yılarda böyle Aysu Kayacı gibin bişey sülün gibi üniversiteye yeni düşmüş çıtırlardan :D ama gelirken beynini memlekette unutmuş.. Benim bekar evinde yeni yıla girmek için toparlandık. Neyse pek sallanacak bir gece değil ama bu kız içti içti içti sonra bağırmaya başladı ” Ne zaman Bastırıyoruzzzz, Ne zaman Bastırıyoruzzzzzz….” diye Ben şaşkına dönmüş ve anlamamış bir şekilde “Neyi Bastırıyoruz” dedim. Kız düğün davetiyesini demez mi ! Kafamdan kaynar sular hatta kaynar yağlar döküldü ve surların dibinde kafasına kızgın yağ dökülmüş Bizans askeri gibi sersemledim… Meğerse kız o zamana kadar kimseyle öpüşmemiş ve ben ilk erkek arkadaşı ve ilk öpüştüğü adam olmuşmuşum :S Sonra motoru açtı ama bende hasarı çoktur :D Nasıl girersen öyle gider kısmına gelirsek… O sene kızdan ayrıldım, kafasına cep telefonu fırlatmak suretiyle… Bastırmadığımız için şanslı hissettim ve yılbaşı gecesi gibi pek sallanacak bir yıl olmadı !
  • Neyse yine üniversite yılları. O zaman bir sevgilim var yine… Nereye gidelim muhabbeti oldu. Bende kızılayda Eski Limon vardı şimdi kapatıldı ama başka bişey oldu, neyse oraya gidelim dedim. Yılbaşında limonun programı söyleydi. Açılış Manga daha sonra Grup 84 kapanıştada Çilekeş. Ünlü olacak herkes oradaydı! Süper olmuştu. Tüm grupları bir gecede dinleyebilmek, ucuz bira, kafalar dümdüz, yanında sevgilin, yeniyıl falan süperdi. Kız arkadaşım tuvalete gittiğinde bana asılan hatunlar, ben tuvalete gittiğimde peşimden gelen kafası iyi hatunlar derken baya aksiyonluydu… ama birde kimle karşılaşalım. Eski sevgilim :S tabi benim hatun mod’u cinnete çekti. Bende huzursuz olunca başka bir mekana geçtik. Huzurlu mutluyuz içiyoruz müzik güzel derken benim eski hatunu tekrar görmezmiyim. Alkolün etkisiyle halüsinasyon görüyorum ya da kabus görüyorum zannettim. Milli piyango biletine büyük ikramiye çıkması ama elindeki biletin sahte olması gibi bir hayal kırıklığı içindeydim. Sanki beni takip ediyordu. Neyse o bizi görmedi, benim hatun onu görmedi. Mod’u tekrar cinnete çekmemesi için mekandan ayrılıp eve geçelim dedim. Kafam iyi numarası yaptım. Ayık uyumak zorunda kaldım :( Nasıl girersen öyle gider kısmı bende de aksiyonluydu o hatunla seneyi tamamladık, bana yine asılanlar oldu onun sınıfından :D yine sinirler gerildi yine götüm kalktı :D eski sevgilim beni tatilde yakaldı. Yine peşimdeydi yine ben uzak durdum. yine yine yine…..
  • Yine yeniden üniversite yılları… Bir arkadaşımızın evinde yeni yıla giriyoruz… aslında pek fazla aksiyon olan bir yılbaşı değildi ama hiç yapmadığımı yaparak yeni yıla evin banyosunda 3.2.1 dedikten sonra yeni yıla sevişerek girdik. Nasıl Girersen öyle gider derler ama öyle olmadı… ama denemedim diyemem. Şansımı denedim yeni yıl ruhu gerisine müsade etmedi :D nasıl girersen öyle gider yalan oldu ! En azından bunuda yapmadık demeyiz :D
  • Geldik tahmini 2005 yeni yılına. Bunula ilgili yeni yıla girebildik mi diye bir yazı yazmıştım ama kısaca burada da değinecem. Neyse Realden alkol stokunu tamamladıktan sonra Angora evleri civarında arkadaşın müstakil evine geldik. Süper bir kış bahçesi olan sevimli bir evdi. 5 kişi başladığımız geceye sevgilimin üniversiteden arkadaşlarıda katıldı. 4 tane ateş parçası hatun. (Bilkent İçmimarlığın güzelleri bilinir ) ama onlar gelene kadar aldığımız içkiler ve tekila ile denediğimiz kokteyller yüzünden zaten kafalar 1 milyon olmuştu. Neyse kızlardan biri ex falan aldı heralde garip garip dansedip tangasını göstermeye başladı tabi benim hatun beni sıkı gözetime aldı. Öyle garip dansediyordu ki sanki TRT de seksenler dansözlerinin yer hareketleriyle modern dansı birleştirmişti. Gecenin ilerleyen saatlerinde kış bahçesinde şöminenin önünde yayılmışken benim hatun “çantamdan tokamı getirir misin” dedi. Ben içeriye çantanın yanına gittiğimde sağda ve solda tek kişilik koltuklar var sağdakinde bizim arkadaşlar kızla oğlan kucak kucağa oturuyorlar soldaki koltukta da çanta. Bu ex’li hatun yanıma gelip “tokamı gördün mü ?” dedi. Ben bizim arkadaşların gözünün içine bakıyorum onlarda ben ne söyleyecem diye bana dikkatli bakıyorlar zaten, o kadar yakınız ki nefesimi bile duyarlar, kıza zor zar ” tokan ne renk” diye sordum. Hafif kırıtarak ve gözlerimin içine bakarak “Ne renk olduğuna sen karar ver !” demez mi… Offf ne biçim bir çıkmazın içindeydim. Bar kapısı önünde girmeye yaşı tutmayan bebeler gibi hissettim kendimi ve “istersen yukarıda ki odalara bak” dedim ve terler içinde sanki hamamdan çıkmışım gibi yerime döndüm. Kız hayal kırıklıkları içinde mi bilmem ama benden sonra hedef değiştirdi ve ben yeni yıla terler içinde girdim :D Nasıl girersen öyle gider kısmında ise ben hala yaşı tutmayan bebeler gibi bar kapılarındaydım sanki. Bütün sene aksiyon yapsamıydım yapmadığım iyi mi oldu diye düşünerek geçirdim !
  • Bir sene de Bilkent Roll House ta girmiştik… Çok sakin güzel bir geceydi. 4 kişi 1 locayı paylaşıyorduk. Gece bowling oynadık ama kafalar güzel olunca daha güzel oluyor bowling oynamak. Ayrıca alkolden değil ama bowling oynayan bir palyaço vardı gecede :S herif strike üstüne strike yapıyordu ağzım açık onu izledim. Neyse sınırsız içki olarak anlaşmıştık ama gecenin sonunda garsondan alkol tedariği istediğimde beyfendi artık alkol servisi yapamıyoruz dediğinde hayal kırıklığına uğramıştım. Hatta çıkışta markete gidip market çalışanına şikayet ede ede söylene söyle bira almıştım. Sakin, huzurlu, bol alkol, güzel yemekler ve kafa iyi şekilde bowling oynayarak geçirilen sade bir geceydi keyifliydi :D Nasıl girersen öyle gider yine yalan olmuştu. O sene hatun beni terk etti ama yeni daha iyi bir iş buldum. hayallerim yıkıldı ama kendime daha güzel hayaller yarattım :D
  • Bir sene geçe çıkıp bir mekana gitmiştik… Neyse yeniyıl oldu herkes kucaklaşıyor falan… Şampanyalar patlatıldı ama herkes birbirine fışkırtıyor… Pehhh üstüm başım şampanya böyle ıslak balık gibiyim, bide gözüme kaçmasın mı. Yüzüne kezzap atılmış konsimatris gibi kıvranıyorum. Ulan su yok ki gözüme yüzüme atayım şöyle ferahlayım… Gözde allerji olunca ve şampanyada dandikti heralde- Cristal Champagne olsa hiç öyle yapmazdı eminim :P – pek fena bir gece geçirdim ve gözlerim 1 saat kadar pek bişey görmedi.Tavuk karası olmuş gibiydim. Ondan sonrada zaten keyfim kaçtığı için geceyi erken bitirmek zorunda kalmıştım :S Nasıl başlarsa öyle gider kısmına gelirsek işten atılmama ramak kala iş buldum ve transfer oldum. Maaşım ve şartlar süper oldu. Kötü giden gecenin sonunda eve gelmek gibi yatağa yatınca bir ohhh çekiyorsun. Sevgilisiz geçirdiğim tek yılbaşıdır heralde !

Genelde yılbaşı geceleri aksiyon yapacam diye başlamayıp ama genelde unutulmaz dakikalarla geçirdiğim gecelerdir. Alkolün ve ortamın etkisi çok olsada her yılbaşı hemen hemen en az 1 unutulmaz an yaşarım. Bakalım bu sene nasıl bir yıl geçirecem. Aksiyon olursa sizinle paylaşacam… Hadi bakalım gelsin perşembe kader başıma nasıl çoraplar ördü bakacaz :D

PS: Fotoğraflar tamamen temsilidir :D

Reklamlar
18
Ara
09

Öğrenci Evi…

Bu yazım Uçanpastırma’nın “ayrı eve çıkma hayalleri”yazısını okuduktan sonra yazılmış bir yazıdır :DBenim aile bir garipti ben daha orta okuldayken Bodrum yakınlarında Ören’e taşındılar. Yarı dönemli olarak ordaydılar. 6 ay Ankara da 6 ay örende yaşıyorlardı. Sonra ben liseye geçtikten sonra 4 ay Ankara da kalmaya başladılar. Neyse ben lise son a geçtiğimde artık gelmiyorlardı ben onların yanına gidiyordum. Ankara da üniversiteyi kazandım. Kendime evimizin yakınlarında bir ev tuttum çünkü bizimkiler evi satıp Ören de değerlendirmeye karar verdiler. Artık kendi evim vardı… Tek başıma süper günler geçirecektim. Üniversiteye kayıt için geldim ve evde oturmaya başladım. Evde herşeyim vardı. Televizyonlar, buzdolabı, ocak, mikrodalga…. bir tek bulaşık makinesi yoktu onuda ben buldum :D Neyse ilk 3 gün huzur içindeydi. Evde uzandım TV izledim, Dergi aldım okudum, bilgisayarla bıdı bıdı… offff patladım…sıkıntıdan ölüyorum sandım. Fazla yalnızdım. Sonra üniversite başladı üniversite arkadaşları falan, ev canlanmaya başladı.. Kızlar, arkadaşlar, kankalar, İçmeler, Sızmalar, Kusmalar offf evde bir ben yaşıyordum ama evde hep birileri oluyordu… Neyse sonra evi olmayan arkadaşların eve kız atma isteği karşısında işi daha ticari bir yöne çekmeye karar verdim. Nede olsa ne kadar ekmek o kadar köfteydi. İşte o günden sonra elim ne bulaşığa değdi ne de evi temizlemek zorunda kaldım. Evi temizletip, bulaşıkları yıkatıyordum eve kız atmak isteyenlere :D ama kötü bir yanı vardı evde diğer kızların bıraktıkları aksesuarlar, toka, gözlük, don, sütyen, orkit…. Sevgililerim evde hiç tanımadıkları kızların eşyalarını buluyorlardı… işin şaşılacak tarafı bende tanımıyordum bu eşyaları ve bunları bırakan kişileri ama çokta problem değildi ev pırıl pırıldı. Bir ara 2 arkadaşım bana bir cuma film izlemeye geldiler… Geliş o geliş. Herifler mülteci kampına sığındıkları gibi bana sığındılar. Cuma gelip pazar gidiyorlardı daha sonra abartıp cuma gelip perşembe gitmeye başladılar. Silkeleyip atmak zor oldu 2 sene mi aldı ama yolladım. Bu arada okulu uzattığım için 5.5 sene öğrenci evinde yaşadım uzun uzun. Birgün sevgilimle yatakta uzanmışız telefon yatakla duvar arasına düştü. Bende telefonu alırken elime çarpan bir tokayıda alıp tüm samimiyetimle sevgilime bunu aşağıya düşürmüşsün dedim… Demez olaydım. Yeşil Dev Hulk’un sinirlenmiş ve kırmızı gözleriyle bana öyle bir bakış attı ki nefesim kesildi duvara yapıştım… inme inmiş horoz gibi çırpındım ama boşaydı ama gerçekten o tokayla hiç bir alakam yoktu.. ben asla iz bırakmam :D Neyse bir arada ev arkadaşım oldu. Tabi bizim aile bundan habersiz bana para yolluyor ama ben çocuktan kiranın ve herşeyin yarı parasını alıyorum. Offf ne günlerdi. Hafta sonları full dışarda… Alkol havuzlarında yüzüp kusa kusa eve geliyorum. Para bok zaten Bir taraftan içip bir taraftan alkol tedavisi görebilecek kadar çok. Birde burs var ki ATO bursu o zamanlar. Değmeyin keyfime :D İyi ki sıkı fıkı bir aile yapımız yokta 3 sene boyunca 2 ev arkadaşım oldu bizimkilerin ruhu duymadı. Bir arada üniversitede Mesleki İngilizce hocam vardı… O stajerleri atardı eve bende sınavlara girmeden dersten yüksek puanla geçer üstünede özel ders alırdım. Üniversite günlernde öğrenci evini ticari bir meta haline getirmiştim.. o zamanlar toydum ama şimdiki aklım olsa deli gibi para basardı o ev. Tek başına yaşamaya başlayalı 10 yılı geçti ve artık bekar evinin sessizliği bana batmıyor. Uçanpastırma rahatça sevişmek istersen evimin kapıları sana açık dostum… ben rahatsız sevişmenin adrenalinini özledim :D Her ne kadar zor olsada tek başına yaşamak kesinlikle her genç rahatça sevişebilmeli :D Bu özgürlüğe alıştıktan sonra kesinlikle vaz geçemeyeceksin. Rahat rahat sevişeceksin, ağlıyacaksın, parti verceksin, içeceksin, sızacaksın, 10 kaplan gücünde olacaksın :D Aslansın sen Kaplansın :D

15
Ara
09

insomnia !!!

Offff Insomnia offff… Bitirdin beni. Ben ki uykuyu pek seven uyudukça uyuyasım gelen bir adamdım, hatta bana çeçe sineği sokmuş gibi uyuyorsun derlerdi, sen bana ne yaptın. Koyunlar yoruldu çitlerden zıplamaktan, saatlerin pili bitti, eskiden TRTnin kapanışını zor görürdüm şimdi TRT kapanmadığı için bende uyuyamıyorum artık. Güneşin doğuşu bile keyif vermiyor artık. Uykusuzluktan halüsinasyon görsem daha keyifli geçecek bu durum ama o da yok anasını satayım ! Bir laf vardır ” Uyuyamıyorsanız suç yatakta değil szi yoracak birinin olmamasındadır ” diye ama yok, yok, yok…. Eskiden işsiz kaldığım dönemlerde sabah haberlerini izler yatardım artık benim kocam bir melek bile beni tiksindirmeye yetmiyor ! Ama FF’de en az benim kadar az uyuyan adamlar görmek keyif veriyor ve yalnız olmadığımı hissediyorum :D Hatta bazı güzel tarafları var ki Selçuk Erdem’in sabahın 6.30’unda paylaştığı karikatürü ilk ben görüp ilk like’ı ben çakıyorum… :D Fukara tesellisi gibi oldu bu ama iyi birşey bulmak için kendimi gerçekten zorluyorum. Uykusuzluk sarhoşluğuyla yazdığım bu yazı her ne kadar uykumu daha da kaçırsada biliyorum ki yazmasamda uykumu kaçıracak bişey bulabiliyorum :D Yeter artık… Antidepresan’a falan başlayacam uyumak için… Bende pek sedasyon yapmasa da olsun en azından koyun kuzu saymaktan iyidir. Arkadaşlarım beni alkolik sanıyor… İçsem en azından sızar kurtarırım. Beni uyutacak bişeyler bulmalıyım acilen ya da gece bekçisi olmalıyım biyerlerde ! offff offf bırak peşimi insomnia benden sana iş çıkmaz !
11
Ara
09

Longest Journey

Episode 1 Gidiş…

Kurban Bayramı tatili nedeniyle babannemleri görmeye karar vermiştim… çooooook uzun zamandır görüşmüyorduk nerdeyse 15 senedir :D Çanakkaleye gideceğimi uğura söyledim. Tek başına gitme bizide Bozcaadaya atarsın bize de değişik bir yere gitmiş oluruz diye başlayan yolculuğumuz bayramın 1. günü sabah 5 civarında başladı… Herkesi evlerden topladıktan sonra Ankaradan yola çıkılarak Eskişehir yolu üzerinden yola koyulduk… Hava daha tam ağarmamış ve Ankara sabahının soğuğu bizi yolcu ediyordu. İstikametimiz Eskişehir – Bursa – Çanakkale olarak belirlendi tabi kocaman haritamızı yola çıkınca açtığımızda belirledik :D. Gidişimiz sorunsuz bir şekilde başladı… Bursaya kadar arabayı ben kullandıktan sonra arabayı Uğura verip arka koltukta uykuya daldım… Rüyalarımı hatırlamıyorum ama sarsıntısız kullandığı için uğura teşekkürler… Marmara denizi yakınlarında bir benzin istasyonunda mola vermemize kadar Bebek gibi uyumuşum. Pekte ahım şahım olmayan deniz manzaramızla birlikta bişeyler yiyip yola koyulduk tekrar. Biga sapağını göremediğimiz için lapseki üzerinden gitmeye karar verdik. Görülecek pek bi sapakta yoktu aslında. 3 kişi bir sapağı kaçırırmı derseniz evet kaçırır ne tabela ne bir yol işareti yoksa nereye gittiğini bilmeyen kör kurşun gibi bir diğer tabelaya kadar nereye gittiğimizi anlayamadık :D Anladığımızda Lapsekiye varmak üzereydi :D Lapsekiden değilde geyikliden feribota binmeye karar verdikleri için Ezine yakınlarında Geyikli Köyünden 4km uzaktaki limana gittik.

Episode 2 Gezinme…

Arabalar için 43, kişiler içinse 3 tl feribot bedeli vardı. Ben Güzelyalıya Babannemlerin yanına döneceğimden biletlerini alıp feribot saatini orada kahveden bozma bir kafede sahilde bekledik.Şehir dışına çıkamayan arkadaşlarımı arayıp biraz deniz sesi dinleterek bayramlarının mutsuz geçmesini sağladığım için gayet gururlandım :D Çay ve kahve içtik pek beğenmesemde lezzetlerini bozcaada ve Ege denizi manzaralı oturma yerimizde biraz üşüsekte keyfimiz yerindeydi :D Uğur kafenin tabelasındaki yanlış yazılmış kelimeleri bulmamızı istedi 4 tane vardı. 3 tanesini çabucak bulsakta yanlış yere baktığımızdan 4.yü bulmak biraz zaman aldı :D Neyse ben onları Bozcaada feribotuna bindikten sonra 30km lik bir yoldan sonra Babannemlerin evine ulaştım. 15 seneden beri görmediğim için çok garip bir histi çünkü o zamana kadar benim hiç babannemle dedem olmamıştı ve bir anda hayatıma girmeleri bende garip bir his oluşturdu :D Yabancıydık uzun süre birbirimize ! Neyse diğer eve beni yerleştirdiler ve ben laptop’u açınca birde ne göreyim wireless var ve şifre koymamışlar. Bin kere teşekkür ederek güzelce internete bağlandım. işin garip tarafı babannemler dışında o tarafta oturulan 2 ev var ve ben orada wireless internet bulmuşum. En büyük bayram hediyesiydi :D Artık eşşek kadar olduğumdan harçlık falan hak getire tabiki :D Neyse babannemlerle tanışma faslından sonra :D güzel bir yemek yedik.. Hoş ben diette olsam da darılmasınlar bu nasıl bir çocuk demesinler diye ne koydularsa önüme yedim. Ama babannem durmak bilmiyordu… yemek + meyva + tatlı derken ben verdiğim tüm kiloları aldığımı düşünmeye başlamıştım. Saat 22.30 civarında artık hem yorgunluktan hemde oksijen zehirlenmesi nedeniyle uyumaya karar verdim. Sonradan Uğurlarla konuşmam sonucunda onlarında saat 22.00 sularında yattığını öğrendim. Topluca bayılmışız.. Oksijen Zehirlenmesi ve yol yorgunluğu yüzünden. Diğer gün babannemlerle zaman geçirdim… Konuştuk, tanıştık, akraba olduğumuzun farkına vardık. Daha sonra Güzelyalı turu attım. Güzelyalı adındanda anlaşılacağı gibi çok güzel fakat bir o kadar küçük ve ıssızdı. yazlık bir mekan olduğundan kimseler yoktu sokakta. Daha sonra babannem bana “buraları dolaştıralım sana” dediler ve 30 senelik Peugeut 504 arabalarıyla gezdirmeye çıktılar. Babannem 85 yaşında ama hala iyi araba kullandığını öğrendim buradan :D Tam o sıralarda Uğurlarda Bozcaada da Şarap içip, içtikleri şarapların bağlarını geziyorlarmış… ve Rüzgar santrallerinin yakınlarında fotoğraflarını çekip seslerini dinlemişler :D Geceyide orada geçirdikten sonra bayram trafiğine girmemek için pazar yola çıkmaya karar verdik.

Episode 3 Dönüş…

Evveeeet… Ben yine Bozcaada feribotunu yönünü tuttum ve geyikliye gittim. Fazla beklemeden feribot geldi ve Ankaraya doğru yolculuğumuz başladı.Bu sefer Ezine tarafından gitmeye karar verdik. Peynir meynir niye almadık yoldan bilmiyorum ama ben zaten koyun koyun kokan peynirlerden pek hoşlanmadığımdan aklıma gelmemiştir diye düşünüyorum. Ezineyi geçtikten sonra yönümüzü Bayramiç – Çan yoluna çevirdik. Doğanın bu kadar cömert davrandığı çok az yer vardır ki bu gezgin ekip bile yola teslim oldu. 2 tarafı çam ormanlarıyla kaplı 2 seritli hertarafın yemyeşil olduğu ve sonbaharın aradaki çalı ve kavakları kahverengi tonlarına bürüdüğü bir ormanın içinden geçiyorduk. Suna her seferinde “aaaa ne güzel, aaa ne güzel – süper” nidaları gözlüğünü çıkarana kadar devam etti. Meğer ki taktığı güneş gözlüğün renginden dolayı tüm orman, yol ve gökyüzünü daha güzel gösterdiği kanaatine vardıki uğur onunla aynı şeyi düşünmüyordu. Büyülenerek ve uğurun cep telefonuyla yolun videosunu çekerek, bu güzel yolu bitirdik. Bursaya doğru gelirken Suna Yalovaya uğrayabilirmiyiz çok özledim ben yalovayı ve Aydın6 yı dedi… Bizde neden olmasın diye Bursadan sonra Yalovaya doğru yola çıktık. Suna da yalovaya gidecez diye bir heyecan ve sevinç inanamazsınız :D Gelirken yanlışlıkla girdiğimiz Bursa Çevre yoluna (ki öyle uzun gelmişti ki yol tiksinmiştik) tekrar girdik Yalovaya gidebilmek için :D Tabelaları takip ederek Yalovayı bulduk ama siteye geçebilmek için orta refüjün öbür tarafına geçmemiz gerekiyordu. Suna Yalovaya gitmeyeli çok olduğu için ve yollar değiştiği için Aydın 6 ya geçemeyecez diye paniğe kapıldı :( Neyse baya ilerde dönüş yolunu bulduktan sonra Aydın 6 sitesine geldik. Yalova depremi sırasında oradalarmış. Evleri yıkılmış, önlerinde bir bina denize uçmuş…. bir dolu hikaye… İnsanı dehşete düşüren ve doğa ananın acımasızlığını ortaya koyan uzun hikayeler anlattı suna bize. Bir dolu anı ! Neyse daha sonra İstanbul-Ankara yoluna çıkmak için İzmit yönüne doğru yola koyulduk ama acayip bir trafik. Uzun kuyruklar, sıkış tıkış arabalar, yavaş hareket eden insanlar…. Sanki Ankarada bir cuma günü mesai çıkışı trafiğine yakalanmıştım ve eve daha çooook var gibi hissettim. Neyse izmite kadar geldik ve tam Ankara sapağına gelmeye yakın telefonum çaldı. Bertan arıyor. O da zonguldaktan dönüyorum 60 km falan kaldı eve derken Ankara sapağını kaçırdım, trafik yüzünden duramadım ve biz İstanbula doğru gitmeye başladık… Buralardan bir dönüş vardır sözüme çok gülen Suna ve Uğur artık istanbula gittiğimizi ve baya ilerden döneceğimizi anlamışlardı. Ne demişler tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksın diye :D Biz Ankaraya doğru gideceğimiz yerine İstanbula doğru yol almaya başladık.Tahmini dönüş 19 km ilerdeki körfez dönüşüydü ama bayram dönüşü trafiğine kapılmıştık İstanbulun… Trafik ağır aksak ilerliyordu. Yine cuma gecesi mesai trafiğine kısılmış gibiydik hatta ondan bile kötüydü. O an istanbulda yaşamadığıma tekrar şükrettim. Düşünsenize şehre girmeden 80 km önce trafik sıkışıyorsa şehrin içindeki trafik nasıldır :( 19 km yolu ortalama 1 saat gibi bir sürede gittik ama oraya gelene kadar yorulmamıştım ama bu trafik beni sersemletti. Uğur arka koltuğa geçip yatarak Gossip Girl izleyip Bozcaadadan aldıkları şarapları yudumluyordu. Nasıl özendim inanamazsınız. 3 keyifli işi bir arada yapıyordu. uzanıyordu, dizi izliyordu ve Bozcaada şarabı içiyordu. Yolda olmasak cennet gibi anlayacağınız. Biz İzmitten gişelerden geçip Ankara yoluna doğru yolculuğumuza en sonunda başladık :D Başladık diyorum çünkü bursaya daha varmadan yönümüz hep istanbula doğruydu :D Ankara yolu sakin olmasada yinede bolca araba vardı. Neyse suna ben Ankara sapağını kaçırdığımdan beri espriler serisine devam etti. Her tabela gördüğünde hadi şuraya gidelim diye değişiklik olsun bu yöne gidelim. Ama ben Giresuna gitmekte kararlıydım :D Giresun nerden çıktı derseniz büyük bir ihtimalle gördüğüm bir otobüsten dolayı giresuna gitmek istiyordum :D Suna Antalya tabelasını görünce Antalyaya dönelim dedi. Bak dönerim biliyorsun beni dedim…. Eeee dön o zaman dedi… Bende hadi bir çılgınlık yapalım bu sefer Ankaraya gidelim dedim. Uzun süre gülüştük tabi arkada dizi izleyip uzanan Uğurun bunlardan haberi yoktu ama en az oda bizim kadar keyifliydi. Daha Adapazarını geçmemiştik ki sis bastırdı. Bir Düzce otobüsü yakalayıp Düzceye kadar peşinden geldik. İyi ki otobüsün dönüş yaptığı yerde pek fazla sis yoktu da bizde Düzceye dönmekten yırttık.Sis çizgi filmllerdeki gibi testereyle kesilebilecek kadar yoğundu. Sonra yolda tek başımıza kaldık ya da sisten öyle olduğunu düşünüyorduk. Zaten başka bir araba olsa görmemiz için 5 metreye kadar yaklaşmamız gerekirdi :D Yoldaki şeritlerden sadece bir tanesini görebiliyorduk. Uğura da bak bak sise bak diye gösterdiğimizde herkesten oha nasıl bir sis be bu diye laflar yükseliyor, Suna dörtlü flaşörleri yakıyor devamlı hız göstergesine bakarak ama yavaş git diyerek beni uyarıyordu ki uğur yine dizilerine dönmüştü o sıralarda. Artık Hiçbir ışık işe yaramıyordu… Arabaların sis farlarını çok yaklaşmadan görmek imkansızdı. Bu sisli yol Ankara Yakınlarında Çamlıdereye kadar sürdü ve yolu gerçekten gitmememiz gereken kadar hızlı geldik. En son Çamlıdereden geçerken bir öğrenci minübüsü orada kaza yapmıştı ve her taraf yaralı insanlar ve cesetlerle kaplıydı. Onu hatırlayınca daha temkinli kullanmam gerektiğini tekrar düşündüm ama Kah bir otobüsün arkasında 120 km ile kah bir araba konvoyunun arkasında 100 km ile hiç durmadan sağ sağlim Ankaraya ulaştık. Ulaştık ama gözlerim fena yorulmuştu sis içinde ışık aramaktan. Bu dönüş yolu bizim için gerçekten uzundu. Uğur 3 bölüm Gossip Girl, 2 Bölüm Dexter, 1 tane film izleyip 1 şişe şarap içti ve elleriyle bizi Kastamonu çekme helvasıyla besledi. Helvaları Kah elimize kah ağzımıza verdi :D Suna Yalovaya gidene kadar çok seviçli ve çok panik durumdaydı, Bense Koltukta Kıçım kadayıf olmuş bir şekilde güzel bir yol CD’sini dinleyerek gayet uzun ve eğlenceli bir dönüş yolunun söförüydüm. Özelliklede ben uğurun içtiği şarabı tadarken yan arabadan şarap şişesine bakınların yüz ifadelerini görmek keyifliydi… 3 güne gerçekten bir Longest Journey sığdırdık. Herkesin keyif aldığını düşünüyorum. Uğurla Suna hiç görmedikleri Bozcaadayı keşfetti, Bense uzun süredir tanımadığım babannemle Dedeme kavuştum. Daha ne olsun herkes gayet karlı çıktı :D

Güzel Fotoğrafları İçin Uğura ve Sunaya Teşekkürler….

10
Ara
09

Türkü Türk Yapan Şey Vicdan !

Türkü Türk yapan şey bence vicdan ! Türk milletini vicdanı ele veriyor. Bizim bu vicdan anlayışımız başka hiçbir millette yok ! Kendi içimizde bir adalet terazisi kurar ve yapılan haksız durumlar için teraziyi çalıştırırız ama genelde karşıdaki kişinin iyi niyetli olduğunu düşünürüz. Terazisi yamuk Türk milleti karşıda, bir suç unsuru olsada onu görmezden gelmekte üstüne yoktur. Kırmızı ışıkta geçen birini polise şikayet etmemek ya da alkollü araba kullanan birinin durdurulmamasını sağlamak gibi. Vicdan devreye girdiği anda genel olarak yanlış kararlar verdiğimizi düşünüyorum. Fazla duygusal bir milletiz. Hatta ve hatta birini ihbar etsek yaptığı kötü davranıştan sonra geceler boyu uyutmaz bizi vicdanımız. Şöyle düşünürsek alkollü araba kullanan birini ihbar etsek polise ve dönüp evimize gitsek acaba polis yakaladımı, ehliyetinede el koymuşlardır şimdi ya da yakalanmadıysa acaba sağ sağlim eve varabildimi… Biz salağız galiba. Düşünmeyiz o adamın birilerini ezip hayatlarını karartabileceğini. Ama uyutmaz bizi vicdan, dürtükler acaba yakalanırsa şirket arabasıyla işten atılır mı diye ! Ve Türk Milletinin başına ne geldiyse vicdanından dolayı gelmiştir ya da olayı normal seyrine çevirmek için çok geç kalınıştır. Bırakın artık bu vicdanlı olma masallarını. Siz vicdanlı davrandıkça etrafınızdaki dünyanın kurallarını esneterek zarar görmemesi gereken kişilerin zarar görmesini sağlıyorsuz. Kötüler hep kazanır denmesinin nedenide senin yüzündendir. Adaletinin Terazisini düzgün çalıştır ki toplumsal sorumluluklarının bilincine varsın insanlar. Aman bişey olmazlarla yola çıkmasın tedbirli davransın bu millet. Yamuk teraziyle biyere giden görülmemiştir. Bu öyle bir adalet sistemidir ki, kendi kendini ipe götürürsün farkına varmadan ! Tek söyleyeceğim şudur ki vicdansız ol, hep trafikten verdim ama örnekleri o ihbar etmediğin alkollü ya da aşırı hızlı sürücü gelecek günlerde seni, sevgilini, çocuğunu ya da bir arkadaşını ezip hayatını karartabilir. Yapman gerekeni yap; Terazini düzgün çalıştır !
10
Ara
09

Savaş ! Herşeyle….!

Geçmişten Notlar !Hayat bir savaş ve biz bunu tam ortasındayız… Geri çekilmemiz gerekiyormu bilmiyorum ama devamlı kavgaya devam eder haldeyim. Asla geri adım atmam, geri adımlar kimseye bişey katmadı bilincindeyim. Durum ve koşullar bazen ne kadar ağır gelsede hep sıyrıldım. Kendi yeteneklerimle mi sıyrıldım yoksa Allahın sevgili kulumuyum diye düşünüyorum ! Ama hep ileri gidiyorum kimseyi yarı yolda bırakmıyorum. Şu aralar zor bir durumun altından kalkmaya ve doğru kararlar vermeye çalışıyorum. Bu yazıyı 20. okuyuşumda büyük ihtimalle bu sorunlar geçmiş bitmiş ben yoluma devam ediyor olacam ama şu anda zor geliyor ! Kimseden neden yardım istemiyorum anlamıyorum bazen bu kadar güçlü olmanın kime ne faydası var bilmiyorum ama yine bildiğim yoldan gidiyorum… Yenilmez bir savaşçı değilim ama belki yenmek için daha çok çalışmalı bu hayat ! Yenilmekte pek başarılı değilim. Galiba bu yazı yorgunluk belirtileri ya da öyle bilmiyorum ama yazıyorum ! Barış sadece savaşa hazırlanmak için geçen zamandır derler bu yüzden biraz barışa ihtiyacım var tüm gücümle saldırabilmek için ! Hadi bana güç dileyin ! Derlerki sadece öldüğünde kaybetmişsindir… Daha ona çok var !

Bu yazıyı yazdığım zamanların üstünden baya zaman geçmiş durumda. ve ben durumları aşmış ve kendi yolumda (Nindou) devam ediyorum ! Frank Sinatranın My Way şarkısını söyleye söyleye önüme çıkan her güçlüğün üzerinden tek başıma gelerek devam ediyorum. Bu sorunların bir sonu varmıdır bilmiyorum ama belki hayat böyledir. John Lennon’ın dediği gibi Hayat siz plan yaparken olan herşeydir diye…. Öyle işte yeter bu kadar kuru gürültü. Yolum beni bekler !

01
Ara
09

Arabesk :.(..

Arabesk müzik diyince aklıma rakı masası ve acılar içinde kıvranan insanlar geliyor nedense… Ne kadar acılı bir müzik türüdür bu. Niye bir insan kendine bu kadar acı çektirir durup dururken. En keyifli günümde bile bir arabesk parçası dinlesem depresyona giricek gibi oluyorum. Mutluluk ve huzur kelimelerinin zıttı Arabesk olmalı bence. Arabesk dinleyen insanlar bu kadar acı mı çekiyor yoksa bu insanlar mazoşist mi bir türlü anlayamadım. insanlar bunları devamlı dinleyip hala nasıl intihar etmeden duruyorlar hiç anlamıyorum. Rakı masasının mezesidir o da ayrı bir konu ama hala rakı masasında arabeskten önce Türk Sanat Müziğini tercih ederim. Türk sanat müziği en azından dilenci duası gibi değil… Hele bir Ferdi Tayfur vakaası var ki onu bilimsel bir mecrada masaya yatırmak lazım. Hep ağlayan bir insan var sanki adamın içinde… Ama bence en iyisi Küçük Emrahtı… En azından filmlerini izler gülmekten kopardık. O zamanlar müzik kanalları olmadığı içinde klip tadında acılar içinde bol fuhuşlu, bol götürmeli, Bol bakkallı kasaplı filmler izlerdik… Bende çok gülerdim ve eğlenirdim hep izlerken ! Arabeski kim icat ettiyse allah belasını versin… Bir millet böyle depresyona girdi ve asla çıkamayacak. Arabesk yasaklansa eminimki Türkiyede ki antidepresan satışları yarı yarıya düşecektir. Yeter be.. Yeteri kadar dilenci duası dinledik. Basın gidin bu diyarlardan. Hoş portekizde Fado diye bir müzik türü var ki dinlemesi aslında süperdir ama bizim arabeskten pek farkı yoktur. Anlamayınca insana daha güzel duygular uyandırıyor bu gavur arabeski :D Gavur Arabeski Fado in… Klasik Türk Arabeski Out :D



Twitterdan Takip Et

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,932 hits