Ağustos 2009 için arşiv

26
Ağu
09

Animeler Benden !

Evet Anime nedir ne değildir anlatmayacağım. Sadece animelerle ilgili genel bilgiler vererek bir kaç favorimi sizinle tanıştırmak istiyorum. Anime kısaca animasyon ya da çizgi film demektir ama çizgi film deyince akıllara gelen Tom ve Jerry gibi çizgi filmler değil. Çizimlerinden başlayıp konu, senaryo ve kurgularına kadar anime şablonu içine yerleşmiş animasyon dizilerdir. Aslında ilk olarak manga (çizgi roman) şeklinde yazılmış ve sonra animeye; okumaya üşenenler için filmleştirilmiş çizgi roman animasyonlarıdır. Osamu Tezuka öncülüğünde yola çıkan anime hikayesi baya genişlemiş ve Senaryo,kurgu ve Çizim yönünden mükemmelleştirilmiş eserler ortaya çıkmaya başlamıştır. Tabiki Japon kaynaklıdır ve en büyük anime sektörü japonların elindedir. Şablon dediğim kısıma gelecek olursak büyük gözler ve uzun bacaklar, kompleksli Japonların işi olduğu düşünülsede aslında kökeni batılı kaynaklardır ve tabiki bütün animelerde bunlar kullanılmaz. Ayrıca şablon içersinde yer alan etkilere verilen ABARTILI tepkileride gösterebiliriz. Türkiyede izleyici kitlesiçok kısıtlı olsada animeler dünyada Prime time saatlerinde gösterilen ve milyonlarca izleyicisi olan animasyonlardır.

Şimdi size ilk animemizi tanıtmaya başlayabilirim. İlk favorim Narito. Aslında Narutoyu 2 bölümde ele almak gerekiyor Naruto ve Naruto: Shippuden. Neden 2 blümde aldığımızı yazının geri kalan bölümleri size açıklayacaktır. Naruto da birçok anime gibi serüvenine mart 2000 de manga olarak başlayıp Ekim 2002 de hem manga hem de anime olarak devam etmiştir. Ama birbirlerinden bağımsız birşekilde yürümektedir bu yapı. manga önden anime arkadan takip etmektedir.ancak anime manganın bir kaç bölümünü birden kapsayabildiğinden anime mangaya yetişmeye başlamıştır. 135. bölümden sonra animeyle manga birbirine çok yaklaşmış ve mangayla arayı açmak isteyen yapımcılar filler-lara (doldurma bölümler) başvurmuşlardır. Bu bölümler kısa ve özgü hikayelerden oluşmaktadırlar. Genelde 1 bölüm veya birkaç bölüm sürebilmekte konudan uzaklaşıldığı için sıkıcı olabilmekteydiler. Bence çok gereksiz bölümlerdi ve bu bölümleri izlemek Narutonun aksiyonuna alışmış kişiler için çok sıkcıydı ve bu bölümler 85 bölüm sürmüştür. Narutonun hikayesine ve karakterlerine gelirsek eğer serinin odağı 12 yıl öncesine dayanır. Kyubi (Dokuz kuyruklu şeytan tilki) çok güçlü bir yaratıktı ve konohagakure ‘ye (Gizli Yaprak Köyü) saldırmıştı. Tek kuyruğuyla bile dağları yıkabilecek kadar güçlü olan bu tilkiyi Yaprak Köyü’nün lideri Dördüncü Hokage kendi hayatını feda ederek bir çocuğun içine mühürledi ve bu çocuğun adı Naruto Uzumaki idi.

Tabi içine Kyuubi mühürlenmiş Narutodan köydeki herkes korkuyordu ama Dördücü Hokage ona saygı duymalarını istemişti. öyle olmadı ve Üçüncü Hokage köyde bu konunun konuşulmasını yasakladı,kimse konuşmayacaktı ve anlatmayacaktı en yakınlarına bile. Naruto köyde çok yalnız kaldı ve ilgi çekmenin kendince bir yöntemini buldu; yaramazlık, muzip şakalar, aşırı tepkiler. Daha sonra katıldığı ninja akademisinde devam etti ve özel bir teknik olan çoklu gölge kopyalama tekniğiyle mezun oldu. Seri dram ve komediyi harmanlamış ve arkadaşları (aynı zamanda ekibi ) ile birlikte büyümeleri gelişmeleri ve bunların arkasında eğlenceli,tehlikeli ve heyecanlı hikayelerini anlatır.Naruto iki arkadaşı Sasuke Uchiha ve Sakura Haruno ile çok deneyimli bir hoca olan Kakashi Hatake’nin üç kişilik takımında yer alır. En büyük hayali hokage olmaktır.Naruto ve ekibin ilk ve zorlık dercesi çok yüksek karşılaşması Zabuza Momochi ve partneri Haku ile olur! Aksiyon potansiyeli oldukça yüksek ve keyifle izlenebilen her karakteriyle ayrı ayrı ve ince ince düşünülmüş bir hikaye üzerine oturtturulmuş sürükleyici ve heyacan verici bir anime :D Aslında anlatacak çok şey var ama işin heyecanını bozmak istemem ve gereksiz spoiler atmaya gerek yok. İzleyin ve görün…

Tabi Naruto yazının başında belirttiğim gibi bitmiyor ve serinin 2. bölümü olan Naruto: Shippuuden le devam ediyor. Burada bir çok şeyi aslında yazamayacağım Naruto: Shippuudenle ilgili; spoiler atmak istemem. Ama kısaca anlatabileceklerim Jirayanın yanında 2.5 senelik bir eğitime çıkması.Naruto’nun iki buçuk yılllık yokluğunun ardından dönüşü ile başlayan maceralarını anlatır. Naruto büyümüştür ve eski sakarlıklarından arınmıştır. İçine hapsedilen dokuz kuyruklu şeytan tilkiyi (Kyubi) artık daha iyi yönetebilir olmuştur. Akatsuki bu bölümlerde büyük önem taşır. Akatsuki; Çok güçlü ve gelişmiş ninjalarda kurulu ve heryeri ele geçirmeye ve güçlerini arttırmaya çalışan yasa dışı gruptur. Jinchuurikileri yani Kyubi (Dokuz kuyruk) gibi mühürlenmiş yaratıkları toplarlar.

Şİmdi de geldik Bleach’e… Manga olarak Ağustos 2001 yılında başlamış ancak 2004’ün ekiminde anime olarak yayına çıkan bir anime serisidir. 2005’te shounen kategorisinde Şogakukan Manga Ödülü’nü aldı.İlk 63 bölüm, manga baz alınarak çevrildi, bunları takip eden 46 bölüm animeye özgü bir konuyla devam etti. 110. anime bölümünden itibaren anime, manganın hikâye çizgisine geri döndü. Ana karakterimiz Ichigo Kurosakidir ve Ichigonun ruhları görebilmektedir ve bu özelliği sayesinde aslında görmemesi gereken şinigami (Ölüm Tanrıları – Ruh biçicileri) Rukia Kuchiki yi odasında görmesiyle başlar. Odasında bir yabancı olmasına sinirlene Ichigo Rukia ile tartışmaya başlar ama tartışmaları Hollow (şeytani ruh)un çıkmasıyla kesilir ve Rukia ağır yaralanır. Rukia Ichigoya güçlerinin bir kısmını verir ve Hollow ile savaşabileceğini umar ancak Ichigo Rukianın tüm güçlerini alır ve Hollow’u yener. Daha sonraki günlerde Rukia Ichigonun sınıfına transfer öğrenci olarak gelir ve Ichigo buna çok şaşırır. Rukia gigai (yapay insan vücudu) kullanır ve yeteneklerinin iyileşmesini bekler ama Ichigonun normalolmayan gücü tüm yeteneklerini emdiği için dönüşü kolay olmayacaktır. Tabiki bu arada Ichigo Rukianın şinigamilik görevini üstlenmek zorunda kalır ve hikaye böyle başlar. Spoiler atmadan şöyle bir üstünden geçersek gerçekten ilerleyen bölümlerde sadece hollowları kesmenin ve diğer tarafa göndermenin dışında çok aksiyonlu ve bol karakterli bir anime olarak kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşünüyorum… Soul Society’nin keyfini çıkarın :D

Full Metal Alchemist – Genel olarak izlediğim animelerden çok daha farklı bir anime olduğunu ve keyifle izlendiğini ama kısa soluklu bir anime serisi olduğunuda söylemeden geçemeyecem ! Manga Şubat 2002 den beri devam etmekte ancak anime serisi kısa soluklu olarak 2003 ekimle 2004 ekim arasında yayınlandı ve bitti :( Full Metal Alchemist 20. yüzyılın başında Amestris isimli bir ülkede geçer. Bu fantastik dünyada simya bilimi çok ağırlıklı kullanılmaktadır ve zaten anime serisinin başlamasının nedenide simyadır. Simya; simya dönüşüm çemberi kullanılarak yapılan ve bir maddeyi bir başka maddeye çevirmeye ya da eşyaya çevirilir ama eşit takas prensibi geçerlidir. Ana karakterlerimiz Edward ve Alphonse Elric Amestris ülkesinin Resembool köyünde yaşamaktadırlar. Edward çok küçükken ve Aphonse daha bebekken babaları olan ünlü simyacı Hohenheim evden ayrılmış ve dönmemiş ve anneleri Trisha Elric’i onları büyütmüşdü ama birgün ölümcül bir hastalık yüzünden annelerinide kaybettikten sonra kendilerine simya öğretecek ve simyalarını geliştirecek birini bulana kadar konşuları Winry ve onun babaannesiyle yaşarlar. Eğitimlerini tamamladıktan sonra babalarının notlarının arasında bir simya çemberi bulurlar ve annelerini hayata döndürmeye karar verirler. Ancak simyada hayata çevirmek ve canlı oluşturmak yasaklanmıştır. Sadece üretmek olduğu için değil aynı zamanda bu işin çok tehlikeli olduğu için yasaklanmıştır. Annelerini geri getirmek için simya yaparlarken beklenmedik bişey olur ve Edward’ın sol bacağına, Alphonse’un da tüm vücuduna mal olur. Kardeşini kurtarmak için ümitsiz bir çabayla Edward, sağ kolunu kurban eder ve kardeşinin ruhunu bir zırha mühürler. Bundan sonra, Edward’ın sol bacağı ve sağ kolunun yerine Automail, bir çeşit gelişmiş protez uzuv, takılır.Roy Mustang isimli bir Devlet Simyacısı, Bu dönüştürme sırasında gelir ve çocukların ölmediğini ve simyadaki yeteneklerini görüp amaçlarını başarmanın tek yolunun devlet simyacısı olmak olduğuna ikna eder. Roy Mustang zaten Elric kardeşlerin babaları için gönderdiği mektup üzerine orada bulunmaktadır. “Full Metal” aslında Japoncada inatçı birini tanımlamak için kullanılır ve Edward devlet simyacısı olduktan sonra ona özel bir isim verilerek Full Metal Alchemist oldu ancak kimileri Alphonsenin Zırhından dolayı verildiğini düşünmektedirler. Hikayemizde simya gücünü arttıran felsefe taşının peşinden giderken yaşadıkları maceralar anlatılmaktadır. Anime severlerin kesinlikle izlemesi gereken bir anime olduğunu düşünüyorum. Kısa soluklu olması beni üzsede yinede keyifli bir deneyim oldu.

Ve son olarak Amerikan meşeili bir anime örneği vermedende geçmek olmaz. Avatar – The Last Air Bender, Aslında tam olarak animemidir yoksa klasik çizgi film klasmanınamı alalım tam emin olmadığım bir anime aslında. Yine de heyecanlı kurgusu, aksiyonlarıyla ve şirin karakterleriyle keyifle izledim. Güney Hava Tapınağında bir zamanlar yaşayan Aang’in Avatar olduğunu öğrenmesi gereken zamandan 4 yıl önce 12 yaşında öğrendikten sonra öğreticisi ve koruyucusu Keşiş Gyatso dan ayrılmak ve eğitimine devam etmek için tapınaktan ayrılması (Kaçması erken söylendiğinden kafası karışıktır) ve Uçan bizonu appayla bir fırtınaya yakalanarak denize düşerler. Dibe doğru batmaya başlayan Aang Appayı korumak için balon yapar ve bir buz dağının içine hapsolur ve buzdağıyla beraber güney kutupuna sürüklenir ve 100 sene orada kalır. Hikayemizde Katara ve Sokkanın Aang’i bulmasıyla başlar. Avatar Aang son hava bükücü ve arkadaşlarının acımasız Ateş Ulusuna karşı yaptıkları savaşı anlatır. Bu dünyalarda elementler ön plandadır. Hava, Su, Ateş, Toprak. Aang tüm bu teknikleri öğrenmek için tüm ulusları gezer ve ateş ulusuyla savaşmak için yeteneklerini arttırır. Diğeranimelere göre mangası olmayan Amerikan menşeili bir animedir. Şubat 2005- 2008 arasında yayınlanmıştır. Anime olarak japon etkilerini taşıması gerektiğini düşünen yapımcılar anime başlık resmine çince karakterler koymuşlardır. Bunlar “Ölümlü dünyaya inen medyum” anlamına gelir. Neden böyle bişey yapmışlardır pek bir fikrim yok. izlemeye değer amailk önce öbürleri !

Bu arada Death Note severler büyük ihtimalle neden onuda yazmadığımı soracaklar ama şimdilik daha izleyemediğimi söyleyerek soruyu yanıtlayabileceğimi düşünmekteyim !

Herkese iyi seyirler :D

24
Ağu
09

Duman Altı !

Ailem o kadar çok sigara içerlerdi ki çocukluğum puslu geçti baya. Birçokşeyi hatırlamıyorum anne baba demeyi geç öğrenmişim onları pusların, sislerin içinden göremediğim için! Arabada sigara içerlerdi güneş ışıkları içeri giremezdi o yüzden kemik gelişimim yetersiz oldu. Ha ben niye salak gibi başladım bilmiyorum ama allerijim var ve gözlerim devamlı kızarır ve devamlı antihistaminik kullanmak zorunda bırakır beni. Dumansız hava sahasına geçilmesi işime yaradı, geçenlerde dışarı çıktığım zaman gittiğim club da haliyle sigara içilmiyor, benim hiç bir sorunum yok keyifle dans ediyorum, güzel bir gece geçiriyorum, Eskiden sigara dumanının altında gözlerim sulanmaya başlar başım ağrırdı ve hoşlandığım kızla gittiysem mekanadan çıkmak hatta mekanı terketmek zorunda kalırdım. Artık mekanlarda rahatça fink atabiliyorum, hoşlandığım kızları bırakmadan, başım ağrımadan.Kendimizi öldürdüğümüzü bile bile bu boku neden içeriz ki ? Sigara içen ve tek sevinen adam olarak bu yasağa, arkadaşlarımın bana hain muamelesi yapmasından hoşlanmıyorum. Söyleyin çocuğunuzun içmesini istermisiniz. Eskiden bu dumanlı mekanları ben kabul ediyordum ama bünyeme bir türlü söz geçiremiyordum. Niye sigara içiyoruz sorusuna Keyif alıyorumun dışında kabul edilebilir bir neden söyleyebilecek biri var mı? Hadi herkes söndürsün sigarayı, Afrikada sigara içemeyen çocuklar var !
19
Ağu
09

Sene 1999 !

Senelerden 1999 ben o sene üniversite sınavına gireceğim, sorular çalındığı için ertelenmiş ve ben hayatımda hiç çalışmadığım kadar ders çalışmışım. Tabi sınav soruları çalınınca sınav iptal oldu ve ileri bir tarihe alındı, ben de tatil moduna girdiğim için çalışmayı kestim. Tabi alışmamış götte don durmaz derler bendeki bilgiler beynimi yavaş yavaş terk etmeye başladı ve hiç birşey bilemez hale geldim o zamana kadar neyse sınav gecesi geldi çattı. Bizimkiler ben sınava girecem diye eve gelmişler. Neyse beni telaşlandırmamaya çalışıyorlar , herşeyin iyi olacağındani kazanmasam da sorun olmayacağından falan bahsediyorlar tabi ben zaten sallamıyorum heyecanlı olduklarını düşünüyorum ama pek de umrumda değil zaten. Neyse ben yatayım bari sabah sınav var dedim. İçeri geçtim yatağa yattım biraz zaman geçti alışkın değil bünye erken yatmaya uyumayı bekliyorum, üniversite hayalleri kuruyorum, odamdaki gölgelerden tavşanlar yaıyorum, gözüm bilgisayara gidiyor açmamam lazım açarsam sabah olmaz, neyse tam herşey güzel işte düşünceler arasında dalacam uykuya, oda nesi şakur şukur bir ses. ama baya bir ses geliyor. Evde öyle seslere alışkın değilim alışmış bünye yalnızlığa tabiii…. İçeri gittim bizimkiler okey bulmuşlar bütün aile okey oynuyor. Ama okey taşlarının sesi bana nasıl batıyor. içeri gittim farkında mısınız ben yarın üniversite sınavına girecem dedim, aldığım cevap tamam sessiz oynarız dı. Okey sessiz oynanabilen bir oyun değildir. Pek beni sallamadılar okeye devam ettiler ben o hırsla odama gittim ve ara geçişteki bütün kapıları çarparak kapattım ama hala bizimkiler beni sallamıyor. Sanki ben üniversite sınavından yeni çıkmışım kutlama yapıyorlar. :D Neyse sabah ablam ve eniştem beni aldılar sınava gireceğim yere götürüyorlar ama benim eve çok uzak cehennemin dibinde kötü bir okul. Erken gittik trafik olur falan diye. Eniştede esprili bir adamdı ben sınava girmeden o kadar eğlendim o kadar güldüm ki yanımızda sınava girecek gergin tipler ve aileleri bize kötü kötü bakıyorlardı, hatta gülüş ve kahkahalarımıza sesli yüksek tepkiler verenlerde vardı. Neyse sınav zamanı gelip çattığı zaman sınav salonuna geçtim yerime oturdum sınav kitapçıkları doldurulacak yerleri doldurdum. bide cam kenarındayım ama koridorada hakimim süper ankara manzaram var! Herşey o kadar güzel ki :D Bende relax bir şekilde soruları yaptım ama aslında relax olmamam gerektiğini biraz adrenaline ihtiyacım olduğunu anladım. Sınav sırasında bir çocuk çıktı dışarı al şekerinde benden olsun dedi. Ben şeker meker hiç birşey götürmemişim 2 kalem 1 silgi çıkınım bu sonra bir arkamda oturan bir kızdan ses duydum. Harkş diye ne oluyor lan demeye kalmadı mis gibi bir salatalık kokusu. Büyülendim lan derken ki pek sevmem, sınav psikolojisi böyle birşey heralde; sever ve canı ister oldum hafif kafamı çevirip pis pis baktım. Neyse gerzek karı şekeri, pirinci anladık kalem silgi zaten lazım ,o ne yaw bu aptal karının hıyarıda kesin okunmuştur ama nerden aklına geldi ya da kimin aklına geldi, al kızım şu hıyar yanında bulunsun ne olurrr ne olmazzz… neyse sınavı verip dışarı çıktım okulun iğrenç koridorlarında yürürken doktordan çıkmışım ve aşı olmuşum gibi hissettim garip bir his vardı ama içimde sallamadım. Zaten o günden sonra ailemle evlerine gittik ve ben gece alemlerine ve denize doygun bir halde yazı geçiriyorum sınav sonuçları gelecek bizde tercih yapacaz. O sene Aktüel dergisi fal eki verdi ve aradığınız aşkı sağlık alanında bulacaksınız yazıyordu. Ben de sağlıkla ilgili bir bölüm yazdım 12 ya da 13. tercih olarak. Nereyi kazandığımız açıklanacağı gün ben öğlen uyandım ablamın telefonuyla oğlum şurayı kazanmışsın dedi bana. Dediği yer yazdığım sağlıkla ilgili okul hani hayatımın aşkını bulacağım. Kazanmışım anneme söyledim aferin zaten kazanacaktın dedi. Tepkisi bu kadardı daha fazla veya az değil neyse bende pek sallamadım zaten kazanmıştım işte daha ne olsun, o gece beni elalem kutlarken içeceğim içecekler ve keyiften daha relaxlaşmış hatunlar daha çok ilgilendiriyordu :D*Aktüel Dergisinin eki yalan söylüyormuş, Üniversiteyi bitireli 5 sene oldu hala hayatımın aşkını bulamadım :D

13
Ağu
09

MİM [Vazgeçemediklerimiz] !

*Sycorox‘dan aldığım Mim mazbatasını bu yazının sonuna kadar taşıyıp devredeceğim . Konumuz anlayacağınız gibi vazgeçemediklerimiz. Hayatta vazgeçilmeyecek bişey yoktur diye geyiklere girmeden uzun süredir beraber yaşadığım hayatımın bir parçası olan vazgeçemediklerimi fotoğraflarıyla beraber size aktarıyorum…

En başta Koltuğum – Laptop’um – Tv ve ses sistemi ekibim. Bunları tek parça olarak düşünün. Hiç biri bir diğeri olmadan yeteri kadar etkili değil. :D Ayrıca Sycorox’un reklamınıda yapmayı ihmal etmiyoruz :D


Tabi ki ice tea kim hayır diyebilir ki, Limonlu olsun biraz buz ve nane yaprağı, tadına ve keyfine doyulmaz bu sıcaklarda ama Kahvenin yerini hiç birşey doldurmuyor. Onsuz olmuyor yerine birşey konmuyor. Kesinlikle sade ve az şekerli ve gayet koyu olmalı. Kokusu 2 oda arasında hissedilmeli ve koklayanları cezbetmeli. Kış yaz farketmez işte bunlar benim vazgeçilmez içeceklerim

Vazgeçemediğim ve vazgeçmek istemediğim şeylerden biride EuroSport. Bisiklet turlarını, Snooker’ı, Atletizm, Yüzme yarışlarını herşeyini keyifle izlediğim yorumculardan Caner Eler’e (Herşeyi Bilen Adam ) ve verdiği bilgilere hayranım.

Zippom kesinlikle her zaman yanımda taşıdığım ve sigaramı onunla yakmaktan keyif alıyorum, sesini seviyorum. 2. zippom ilkinden vazgeçmiştim bundan vazgeçmem umarım. Desktop bilgisayarım dünyadaki tek amacı download olan ve film izlerken süper ses sistemiyle az çok keyifli dakikalar geçirdiğim bir çok insanın Kuma adını taktığı desktop’um …

DVD arşivim ve toplama notlarım. Kucağımda laptop olmadığı zaman bunlardan biriyle ilgileniyorum genelde. Film izlemek ve okumak hayatımın en keyifli anları ve vazgeçilmezlerimin başlarında yer almaktalar.

İşte vazgeçilmeyecek şeyler Güzel bir rakı masası, güzel bir meze tabağı bolca alkol ve uzun bir geceden geriye kalanlar :D
PS: Beyaz peynir ve Havuçlu şey, Patlıcan Salatası, Beyaz Peynir doldurulmuş biber turşusu, Barbunya Pilaki, Çiğer Sarma, Kuru Domates Bişeyi ve Humus, Yeşil Efe

Ve son vazgeçemeyeceğim şey arabam. Günde ortalama 130 km yaptığım en az 6 saati beraber geçirdiğim ilk yardım çantam, ilaç kutum, gizli kasam. Vazgeçmem senden :D

Son olarak Sycorox mazbatayı sonuna kadar taşıdım ancak verebilecek kimse bulamadım verebileceğim tek insan Mimlenmiş :D Sana geri veriyorum ki Mim’i başkalarına ulaştırabilesin. Ben buyum ve benim vazgeçemediklerim bunlar aslında kısaca hayatım bu ve bundan ibaret :D

PS: Biraz karışık oldu ama fotoğraflar beni zorladı :D Görsel olarak Pek keyifli değil kusura bakmayın !

12
Ağu
09

Arkadaş mı ? O da neymiş ?

Şunu farkettim geçen gün facebookta. Yazdıklarımın hiçbirini arkadaş zannettiğim kişiler okumuyor. 287 arkadaşım vardı ve bunu fark eder etmez bu sayı 121 e indi. Arkadaşı ve ya dostu tanımlayan şey nedir bizim için. Ben şunu biiyorum ki benim arkadaşım ya da dostum olan kişi yaptıklarımdan haberdar olan yazdığım yazıları okuyan ve beğenmese bile bunu dile getirebilen ve benim kişisel gelişimimde yardımcı olan kişidir. Benim yazdıklarım benim için önemli olmasaydı bunu yaparmıydım, şimdi şunu söylüyorum açık gönüllülükle geri kalan 121 kişiye yakın zamanda tarih olacaksınız ve geriye sizden şimdi olduğu gibi sadece kocaman bir boşluk kalacak. Bu blogu okumadığınız için ne olduğununda farkına varamayacaksınız. ve biz arkadaştık biz dostuk neden sildin beni gibi şeylerle bana dönenleriniz olacak ama zaten benim arkadaşım dostum olsaydınız hayatımdan haberiniz olurdu. Çok fazla arkadaşım yokmuş onu anladım…

Bu sözü size armağan ediyorum ve bu çemkirmemi burada bitiriyorum.

Bizim kim olduğumuzu öğrenmek için eserlerimize baksınlar, Eserlerimiz kim olduğumuzu gösterir !

09
Ağu
09

Sensation Partileri !!!

Dünyanın en büyük elektronik müzik partisi. Bir çok ülkede ki bu ülkeler Hollanda, Almanya Polonya, Belçika,Avustralya, İspanya, Brezilya ve daha nicelerinde yapılmakta. ama Türkiyede yapılmıyor ne yazık ki. Neden yapılmıyor diye sormak gerekiyor. Müzik kültürümüzden mi, kütlür yapımızdan mı yoksa maddi olarak böyle bir yatırımın para getirmeyeceğini düşündüklerinden dolayımı. Aslında bir çok turist 1 geceliğinede olsa Türkiyeye gelecekler ve bu bilmedikleri bir coğrafyayı keşfetmeleri ve tekrar gelmeleri anlamına geliyor. Aslında Dünya çapında yapılan bir organizasyon neden Şili de yapılırken İstanbulda ya da Antalyada yapılmıyor. Müsteri bulamayacaklarından, stadyumu dolduramayacaklarından değil heralde. Fotoğraflara dikkatlice bakın. Bizim apachiler kapıda olay çıkartıp içeri girmeye çalışacak, daha eli yüzü düzgün olanlar içerde içip sağa sola sarkacaklar, kız arkadaşıyla gidenler hazmedemeyecek kavga çıkartacak falan… Millet olarak kız arkadaşımıza birinin en ufak bakış bile atması namusunun zedelenmesi gibi anlamlar yüklediğinden dolayımıdır ya da böyle şeyleri arayıp görerek kavga etme merakımızı canlı tutmaya yönelik bir girişimmidir bu kavgalar bilmiyorum ama Sensation organizasyonunun bu ülkeye gelip parti yapmamasını haklı buluyorum. Eminim girişimde bulunmuşlardır ve şu cevabı almışlardır; Tavsiye etmem daha milletimiz bu olgunluk ve kültür seviyesine ulaşamamış durumda, yabancı konuklarınız gelecek, milyon dolarlar harcayarak bir parti yapacaksınız ve içerde kendini bilmezlerden oluşan bir ekip kavgaçıkartacak, kapıdaki kendini bilmezlerde kapıda olay çıkartacak ve bu olaylar sudan sebeplerden dolayı olacak, bu yüzden yatırımınızı bizde desteklemek isteriz fakat Türk Halkı buna hazır değil. Aynen böyle olmuştur buna eminim. Yoksa Türkiyede neden parti yapmasınlar bunca ülkede yapıyor ve yapabiliyorlarken. Buranın diğer ülkelere göre zorluğu ne, Müslümanların olmasımı , yoksa yaşayan halkın Kültürel ve Sosyal yapısımı. Neyse geçelim ve Sensation partilerini daha yakından tanıyalım. Aslında ID&T kurulmadan önce küçük yerel parti organizasyonlarıyla başlayan ve ondan sonra dev bir organizasyona dönüşen bir parti organizasyonudur. 2000 yılında Sensation adını almıştır.Sensation White, ilk defa 2001 yılında, Hollanda’da Amsterdam Arena’da düzenlendi. House ve Trance partisi olarak adlandırılan ve bu tür müziklerin en önemli parti ayağı olan Sensation White, ilk yılında büyük bir ilgi gördü ve 20,000 kişiyle kutlandı. Daha sonra dünyanın takip ettiği bir parti oldu ve diğer ülkelere de yayıldı. 2008’de Antwerp (Belçika), Amsterdam (Hollanda), St.Petersburg (Rusya) ve Prag (Çek Cumhuriyeti)’nde Sensation White partileri düzenlendi. Sensation White’ın en büyük özelliği, bütün katılımcıların BEYAZ giymek zorunda olmaları. Birde Sensation Black partileri var ki Progresif müzik ağırlıklı ve kesinlikle Progresif sevenler dışında dayanılası müzikler çalınmıyor. Gördüğünüz fotolardan anlayacağınız gibi Sensationlar tam olarak bir parti değil; Başlı başına bir show. İnsanların saatlerce gerçek dünyadan uzaklaştıkları, başka bir dünyanın içine girdikleri ve birçok ünlü Dj tarafından çalınan parçalarla coştukları ayrı bir dünya. Ve bu Dünya harikası partiler neden Türkiyeye gelmesin. Çok çalışmamız lazım çoooookkkk…. 

http://www.sensation.com/

09
Ağu
09

Etme !

uydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

Aşıklarla basa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme

MEVLANA

Umarım gerçekten bunu mevlana şemse yazmamıştır, ETME :!




Twitterdan Takip Et

  • kendimi muzige biraktigimda gittigim yerlere sizi de goturmek isterim. kendimi daha acik ifade edebilecegim bi yer yok cunku. 3 months ago

Enter your email address to subscribe to this blog and receive notifications of new posts by email.

Diğer 1.440 takipçiye katılın

Blog Stats

  • 77,400 hits